Onan: 2023 Dünya Şampiyonası'na aday olduk

17-05-17 11:13
Türkiye Basketbol Federasyonu CEO’su Ömer Onan, bein Sports’a konuk oldu.

Günün Konuğu olarak Can İşbakan’ın sorularını yanıtlayan Ömer Onan’ın öne çıkan başlıkları şu şekilde:

Maç Son Topa Kalınca Stres Arttı
“17 sene önce Final Four’a kalma maçımız vardı… Son topta Mustapha Sonko daha önce de orta sahadan basketler bulmuştu. Dedim ki içimden; ‘ihale bana kalacak’... Çünkü o an sahadaydım. Aslında biz 12 sayı öndeydik ve biz onun hep şakasını hep yaparız... İbrahim de Hidayet de o an sahadaydı. Kimse topu vermiyor, faul olsun ve 2 atış atalım diye... Ama fauller kaçtı ve maç son topa kaldı. Öyle olunca da yanlış hatırlamıyorsam; Sonko’yu ben savunuyordum. Artık can havliyle sıçradım. Fake atıp beklese üstüne düşecektim. O da topu attı ve top da güzel gitti. Neredeyse giriyordu. Çünkü bizdeki stres; yıllar önce ‘Anadolu Efes hep bir noktaya geliyor ama en sonunda maçları kaybediyorduk’. Ve bu artık oyuncularda büyük stres yaratıyordu. Yine son topa kalınca stres arttı. O zaman 21-22 yaşındaydım. Orta sahadaki adama öyle sıçramamam lazımdı. Güzel de gitti top. Girebilirdi ama girmedi. Türkiye’nin oynadığı ilk Final Four’du.”

Maç Sonunda Büyük Coşku Yaşadık
“Kamptaydık ve maça gelirken, normal Euroleague maçlarında olduğu gibi Anadolu Efes’in maçları yine kalabalık oluyordu. O gün biz arabalarla geliyorduk ve salonun önünü görmek imkansızdı. Tuncay Bey o zaman dışarıya dev ekran kurdurmuştu. Salona girmeyenler izlesin maçı diye… Kalabalıktan bizim içeri girmemiz 30 dakikayı buluyordu. Hatta o kargaşada Hidayet Türkoğlu, benim arabama vurmuştu. Müthiş bir kalabalık vardı. Saha çizgilerine kadar insanlar bağdaş kurmuş oturmuştu. Oyuncu olarak bu durum sizi çok motive ediyor. Ne kadar beklentilerin büyük olduğunu gösteriyor. Yıllarca yapılamayan şey bize nasip oldu. Maç bitinde yaşanan mutluluk müthiş bir coşkuydu.”

Her Oyuncunun Final Four Heyecanını Yaşamasını Dilerim
“Ben her zaman oyunculara da şunu söylerim; Final Four’dan keyif almak lazım. Oraya gelmek büyük bir iş... İdmanları yapınca medya kendi tarafında çalışıyor. Devamlı bir röportajlar oluyor… İdmana giriyorsunuz; 100 kişi idmanda, 100 medya görevlisi… Büyük bir olay olduğunu hissediyorsunuz. Seyircileriniz geliyor, şehir içinde dolaştığınızda tüm taraftarlarınız sizi desteklemeye gelmiş. O heyecanı yaşamak aslında çok güzel bir duygu. Her oyuncuya nasip olmasını isterim.

Bodiroga çok iyi oynamıştı ve Katash da muhteşem bir maç çıkartmıştı. Bence orada MVP ödülünü de Katash hakketmişti. Finalde kendi ülkesinin temsilcisi, Maccabi’ye karşı müthiş oynadı. Ama Bodiroga’nın ağırlığı vardı ve en iyi zamanıydı. Panathinaikos çok iyi bir takımdı. Biz de mücadele etmeye çalıştık. Elimizden geldiğince iyi oynamaya çalıştık.

Maçları artık hayal olarak hatırlıyorum; biraz daha gidebilir ve final oynayabilir miydik diye düşünüyorum... Panathinaikos olmasaydı ve ilk Barcelona ile karşılaşsaydık, final oynayabilirdik. Maccabi’de iyi kadroya sahipti ama Panathinaikos en dominant takımdı.”

Obradovic Başarıya Doymuyor
“Anahtar kelime Obradovic’in hiçbir zaman doymaması... Bu kadar büyük başarı yapmış bir insanda artık bir doygunluk olur. Nasıl olsa başaramadığı bir şey kalmamış ve kimsenin yanına yaklaşamayacağı olay, bir kariyer var. Her sene yeni bir başlangıç, sanki hayatında ilk defa Final Four oynayacak gibi… O açıklıkta ve bunu oyuncularına devamlı vermeye çalışıyor. Oyuncuları da rahat bırakmıyor. Bir hedef var ve ona kitleniyor. Daha önce kaç defa başarmış bunun önemi yok. O nedenle müthiş bir basketbol adamı ve kendisini de basketbola adamış.”

“Udoh için çok farklı ve hayatı boyunca o ABD’de oynamış ve oradaki sistem daha oyuncu üzerine kurulu. Antrenörün oyuncuya bağırması ve agresif olması söz konusu olamaz. Udoh buraya ilk geldiğinde biz sezon başı kampına Topuk Yaylası’na gitmiştik. Günde iki idman yapıyorduk ve ben antrenöre; ‘Bu yakında kaçabilir’ dedim.  Bir de antrenörün en heyecanlı zamanı… Yükleme yapıyor ve sistemi anlatmaya çalışıyor. Udoh, ‘Ben nereye geldim’ demiştir... Ama gerçekten de çok karakterli ve neşeli birisi. ‘Burada çift antrenman oluyor ve 10 gün daha sürecek … Sonrasında maçlar başlayacak ve düzene gireceğiz’ diye konuşmuştuk.”

Herkes Taşın Altına Elini Soktu
“Obradovic, Gherardini ve ben; üçümüz kapıyı kapatıp konuştuğumuzda herkes birbirine çok güveniyordu. O kadar büyük bir antrenör olmasına rağmen, ben en genç olmama rağmen, herkes fikirlerini çok net tartışabiliyordu. Bence en sağlıklı olanı da buydu. Oyuncuları seçmek çok önemli. Taşları koymak çok değerli… Çok isim oyuncular var ama karakterleri takımı kötü şekilde bozabiliyor. Bizim en büyük özelliğimiz, üçümüzde bu takıma getireceğimizin her oyuncunun karakterini analiz ediyoruz. Ne kadar kendini verebilir ne kadar mücadele verebilir ve ne kadar takım için oynayabilir… Bunların araştırmalarını yapıyoruz. Çok oyuncu konuşuyorduk ve aramızdan bir şey sızmıyordu. Transfer zamanında aldığımız kararların da arkasında kalıyorduk. İşler kötü gittiğinde o onu suçlar, bu bunu suçlar… Ama biz kemik üç kişi olmuştuk. Burada en büyük şeylerden biri de kulübün de bu bütçeleri bulması...  Ülker varken çok değerli destek geliyordu. Ama onlar gittikten sonra Aziz Yıldırım o konuda ‘Siz ne yaparsanız yapın ben arkanızdayım ve ben o parayı bulurum’ demesi... Bu konuda Aziz Yıldırım’ın destek vermesi, hem de zarar edeceğini bile bile… Real Madrid de eksi bütçelerde… Biz diğer takımlarla da o konuları konuşuyorduk… Sponsorlar ayrıldığında bile Aziz Yıldırım’ın bu şekilde arkada kalması çok önemliydi. Biz çok çalışıyorduk ama Başkan ve Yönetim Kurulu’nun da müthiş bir desteği vardı… Biletler çok pahalı… Salonda maç izlemek ucuz değil, Avrupa standartlarına gelmiş durumda. Taraftarın da gösterdiği reaksiyon var. 7.000’lerde geçen sene ayrılmadan önce kombineleri kapatmıştık. Fenerbahçe takımının salondan aldığı gelir, Türkiye’de Süper Lig’de oynayan 5-6 takımın toplamında daha fazla... O zaman herkes taşın altına elini koydu. Başkan çok fedakarlık yaptı, camia da biletlerle o takıma katkı verdi. Bunlar çok önemli şeyler…”

Altın Jenerasyon Yetiştirmek İçin Planlarımızı Yaptık
“Bir kere beklentiler artıyor ve model olarak da bu ekibi örnek gösteriyor. Futbolda da herkes niye olmuyor diyor…  Biz tam da buradayız ve hepimiz farklı görevlerdeyiz. Aramızda güzel bir iletişim var. Gerçekten çok çalışıyoruz ve özellikle tekrardan bir sistem ve bir altın jenerasyon çıkartmak konusunda toplantılar yapıyoruz. Çok yakın zamanda da tüm projelerimizi kısa, orta ve uzun vadede hepsini açıklayacağız. Tek amacımız; tekrardan bizim herkesin söylediği altın jenerasyon dediği oyuna katkı veren ve oyunu yönlendiren oyuncu tiplerini yetiştirmemiz lazım. 5-6 yıllık bir plan yaptık. Bu oyuncuların daha iyi yetişmesi için çalışıyoruz. Yönergelerle uğraşıyoruz. Önümüzde çok önemli Eurobasket 2017 organizasyonu var. 2023 yılında Dünya Şampiyonası’na aday olduk. Basketbolu büyütmek ve Türkiye’ye daha çok çocuğu lisanlı hale getirmeye çalışıyoruz.”

Yabancı Misafirler İstanbul’dan Mutlu Ayrılıyor
“İstanbul’un bir basketbol şehri olması çok güzel. Gün geçtikçe de bu oturuyor ve burada hangi organizasyon yapılırsa yapılsın gelen yabancı misafirlerimiz çok mutlular. Çok iyi ağırlandıklarını ve şehrin muhteşem olduğunu söylüyorlar. İstanbul’un verdiği maçlardaki reaksiyondan da çok memnunlar. Çok büyük iki organizasyon ve basketbolun daha çok konuşulmasını sağlayacaktır. Bundan sonra da atacağımız adımlar güven verecektir.”

“Oyuncuyken de aynısını söylüyordum, yöneticiyken de federasyondayım şimdi de aynı şeyi söylüyorum. İlk önce; 8-10 sene ilk 8 içerisinde, 5-6 kez Final Four oynamanız gerekiyor ki sonrasında şampiyonluk bir şekilde gelecektir... Bunun kaçarı yok. 3 senede bir ya da 4 senede bir kere de şampiyonluk olabilir… Fenerbahçe şuan çok doğru yolda. Bu sene de şampiyon olabilir; olamazsa da kimse üzülmesin. Seneye de en büyük adaylardan biridir... Burada olduğunu artık gösterdi. Bu kolay olmuyor. İstediğiniz kadar iyi takım kurun, lobi de, bakış açısı da önemli… Herkes diyor ki bu takım Final Four takımı… Onun için bu sene olabilir mi olabilir... Benim tek söyleyebileceğim; oyuncular keyif almaya baksın. Kendi evinde oynadığında ekstra baskı hissetmemeliler. Seyircinin de oyuncuları o baskıya sokmamaları lazım. Seyircinin burada çok coşkulu, normal Euroleague maçı oynanıyormuş gibi davranmaları lazım. Oyuncuların da anlam yüklememeleri gerekli. Daha fazlası kesinlikle baskı yaratacaktır. O açıdan benim tek söyleyeceğim; keyif alsınlar ve rahat olsunlar. Seyirciye de söyleyeceğim; takımı gereksiz baskı altın sokmamaları… Oyuna iyi de başlayabilir, sonunda da maçı çevirebilir… Seyirci daha ekstra baskı altına sokacak hareketlerden kaçınmalı." 

Yorumlar Okunma: 1690