İnce ince doğradılar (Necip Kapanlı)

02-09-17 12:36
Türk takımlarının maçlarını yönetenlerin Haçlı Seferi'ne çıktığını düşünenlerden değilim ama Rusya maçını izlerken çok rahatsız oldum. Açıkçası bizi ince ince doğradılar.  

FIBA hakemlerinde, FIBA yöneticilerinin ülkesinin maçlarını yönetirken "Aman, hata yapmayalım. Sonra başımıza bir şey gelir" düşüncesi hakimdir ama gördük ki Turgay Demirel'in FIBA Avrupa Başkanı olmasının bir etkisi yok. Hatta belki de olumsuz etkisi var. 

6 sayılık teknik faul...
Ufuk Sarıca'ye verilen teknik faul, atacağımız boş turnike dahil 6 sayıya mal oldu. Zaten maç da 3 farkla bitti. Hakemle koç arasında, başka kimsenin duymadığı bir diyaloğu yönetmek kolaydır. Hakemin bir ters bakışı, ya da oyun duraksadığında yapılacak bir uyarı sorunu çözer. Ufuk Sarıca yüksek sesle bağırmış olsa, ya da vücut dili ile aşırı bir tepi vermiş olsa o zaman hakem için çözüm teknik fauldür. Ama o pozisyonda Sarıca'nın ne yaptığını hakemden başka bilen yok.

Semih'i kovaladılar...
Türkiye için Semih Erden'in önemi ortada. O çıktığı zaman rakip rahatlıyor. Semih 5 faulle dışarı çıktığında çalınan faullerden ikisi hücumdaydı. Birinde bir an için ellerini arkasındaki rakibe sarmış gözüktü oysa tutmadı. En fazla eli rakibin formasına değdi ama hücum faulle cezalandırıldı. Son hücum faulde ise pozisyon almak isterken sol eliyle rakibin koluna temas etti. Öncesinde rakibin de ona teması vardı. Kaldı ki Semih'in yaptığı hareketin 50 benzerini aynı maçta bulmak mümkün. Aynı hakemler Mozgov'un illegal perdelemelerini, alçak postta pivot ayağını değiştirmesine göz yumdular.

Fatura kıta dışından gelen Kanadalı hakeme kesiliyor. Avrupalı olan diğer iki hakeme ne demeli!

Bazı hakemler ev sahibinden etkilenmediğini ispatlamak duygusuyla hareket eder. Rusya maçının hakemleri de ev sahibi hakemi olmadıklarını gösterirken (tabii başka nedenler yoksa) bize çok zarar verdiler. 

Grup maçları Ankara'da oynanmalıydı...
17 milyonluk İstanbul'da salonu doldurmak dert oldu. Sonunda dağıtılan davetiyelerle 8 bin civarında bir rakama ulaşıldı. Ancak çoğu ilk kez milli maça gelen seyirciler yeterli etkiyi sağlayamadı (bakınız Fransa maçındaki Finlandiya seyircisine). Grup maçları Ankara'daki daha profesyonel seyircinin önünde oynanmış olsa hem daha büyük gürültü kopar ve hakemler bu kadar rahat hareket edemezken takımımız daha fazla coşar, hem de biletler karaborsaya düşerdi.

Bu şampiyonayı neden aldık?
Aklıma gelen bir soru da şu: Biz bu turnuvayı neden aldık? Çok iyi bir takımınız olur ve siz de organizasyonu üstlenerek ev sahibi olmanın avantajı ile amacınıza ulaşmaya çalışırsınız. Karadağ U16 Avrupa Şampiyonası'nı alıp finale yükseldi çünkü takımlarının hazır olduğunu biliyorlardı. Bizim kadromuz geçiş dönemindeyken, üstelik milyonlarca euro harcayarak bu organizasyonu niye aldık ki! (Organizasyon Türkiye'ye verildiğinde bu Türkoğlu Federasyonu göreve gelmemişti)

Geçmiş federasyon dönemlerinde olsa şimdi konaklama şirketleri ile yapılan kuşku uyandırıcı anlaşmaları kurcalıyor olacaktık. Bu federasyon için böyle bir duyumumuz bugüne kadar olmadı ve inşallah olmayacak da... 

Şurası muhakkak ki tarihin en zayıf Avrupa Şampiyonalarından birine şahitlik yapıyoruz. Basketbol oynayıp da sakatlığı bulunmayan oyuncu olmaz ama nedense burada para olmadığı için birçok oyuncunun sakatlığı ciddi hal alıverdi. Birçok yıldız oyuncu kendisini korumak için bahane üretip tüydü. Belki de Eurobasket yeni sezona yakın bir tarihte değil, örneğin Temmuz'da oynanmalıydı. 

Neden 24 takım?

Kaliteyi düşüren bir başka etken ise basketbolla biraz ilgilenen her ülkenin şampiyonanın içinde olması. 12 takımlı bir şampiyona çok daha sert geçebilirdi. İzlanda, Romanya, Ukrayna, Macaristan ile saçma sapan maçlardan sonra asıl şampiyona başlayacak ama o aşamada da bir maç kaybedenin kalbi kırılacak. 24 takımlı şampiyona enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil. 

Yorumlar Okunma: 2443