Ortak Basketbol Aklı Üzerine (Nedim Karakaş)

24-09-17 00:16
Nedim Karakaş
 
1991 yılında Slovenya’nın birlikten ayrılması sonrasında 7 ayrı devlete bölünen Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti kendi adıyla tanımlanan basketbol tarzıyla uzun yıllar dünya ve Avrupa basketbolunda söz sahibi oldular; ve işte bu Yugoslav basketbol ekolünün iki temsilcisi Slovenya ile Sırbistan arasında oynanan final karşılaşması ile 2017 Avrupa Basketbol Şampiyonası sona erdi. Slovenya’nın tarihinin ilk Avrupa Şampiyonluğunu kazandığı turnuvaya 24 takım katılırken, bu takımlardan 4 tanesi (Slovenya, Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan) eski Yugoslav basketbolunun, 4 tanesi ise (Letonya, Litvanya, Rusya, Ukrayna) diğer bir ekol olan Sovyet basketbolunun temsilcisi olarak turnuvada yerlerini aldılar.

Ekol tanımı aslında tarz veya disiplin anlamında kullanılsa da, sözcük anlamı olarak “OKUL” demektir. Peki yüzyıllarca yerleşik düzene geçememiş Anadolu insanı, cumhuriyetin ilanı sonrasında elde ettiği sayısız haklar arasında yer alan eğitim hakkını, hak ettiği şekilde kullanamamışken, insan olmanın en temel haklarından olan “ADALET” hakkına sahip olamamışken, çıkıp “BASKETBOL EKOLÜ” olmaktan bahsetmenin anlamı nedir mi diyorsunuz? İşin teorisini sıralarda, okullarda televizyonlarda anlatamasak da; basketbol hoşgörü, eğitim, disiplin, etik olmak, paylaşmak, sosyalleşmek, kazanmayı ve kaybetmeyi bilmek ve adil olmak gibi bir çok evrensel değerin uygulamalı bir örneğidir. Ve en güzel yanı, siz bu değerleri gün be gün her yaş kategorisindeki on binlerce gence zorlayarak veya mecbur bırakarak değil, kendi hür iradeleri ve arzularıyla katıldıkları ortamlarda öğretirsiniz. Yani siyasetçilerin başaramadığını bir kez daha spor adamları başarabilir. (Ne, TEOG mu dediniz?)

Turnuvada her bir top için sonuna kadar mücadele veren Türk Milli Takım sporcularımızı, teknik ekibimizi ve basketbolun güzelliklerini yaşatan konuk basketbolcuları candan tebrik ediyorum. Elbette 2,065,000 kişilik nüfus içinden yenilgisiz şampiyon olan 12 basketbolcuyu bulan ve yetiştiren Slovenya Basketbol Federasyonu ve Milli Takımları alkışların en büyüğünü hak ediyor.

Slovenya nüfus bakımından kıyaslandığında Türkiye’nin kırkta biri. 2016 yılı verilerine göre Slovenya nüfusu 2.065.000 , Türkiye nüfusu ise 79.814.871, illerimiz arasında 7.nci sırada bulunan Konya’dan 100.000 kişi daha az. Konya’nın ise yine 2016 verilerine göre nüfusu 2.161.303. Lafı daha uzatmadan demek istediğim noktayı belirteyim. Türkiye, Avrupa’da basketbola en çok para harcayan ve 0-19 yaş grubunda 25 milyondan fazla gence sahip ülkedir. TBF başta olmak üzere hepimiz, en kısa zamanda bu ekonomik gücün ve insan kaynağının daha fazla israf olmasını engellemek ve doğru yönlendirmek ve yönetmek adına üzerimize düşen işbirliği ortamını sağlamak zorundayız.

GERÇEKLER ACIDIR

Takımımızın turnuvada ilk 8 takım arasına girememesi bir sonuçtur ve bu sonucu doğuran sebepler arasında kadroda yer alan sporcuların ve teknik ekibin hatası ise yok denecek kadar azdır. 

Turnuva biter bitmez hemen bir suçlu arama telaşına girenlere bunu hatırlatmakta fayda var.

Hep birlikte samimiyetle şu önermeleri “Doğru” veya “Yanlış” olarak tanımlayalım:

1) Türkiye sporu seven ve ona değer veren bir ülkedir.

2) Türkiye tesadüfi başarılardan sonra kendine pay çıkaran ancak spor kültürüne sahip olmayan bir ülkedir.

3) Türk insanı sadece kendi yarıştığı ve kazandığı sürece spora destek verir.

GENÇLER YETENEKSİZ DEĞİL

Size bir iyi, bir de kötü haber vereyim. İyi haber gençlerimiz yeteneksiz değiller; kötü haber ise, orta ve uzun vadeli plan ve program yapılmadığı için ve ihtiyaç duydukları destek kendilerine sağlanmadığı için istenilen sürekli ve kalıcı başarı hiçbir zaman gelmedi ve spor böyle yönetilmeye devam edildiği müddetçe de gelmeyecek.

Örnek vermek gerekirse, Süreyya Ayhan, Aslı Çakır Alptekin, Gamze Bulut, Nevin Yanıt ve hatta sonradan aramıza katılan Elvan Abeylegesse gibi atletlerimizin hepsi de yetenekliydi. Ancak ülke spor politikası yeteneği eğitmek ve desteklemek yerine, başarıyı ödüllendirmek üzerine kurulu olduğu için bu gençlerin tek şansları kazanmak, ne olursa olsun kazanmak üzerineydi. Onlar da kendilerine işaret edileni yaptılar ve ne olursa olsun kazandılar. Halbuki bu sporcularımız düzgün bir spor politikası ile korunma altına alınsalar, diyetisyeni, doktoru, psikologu antrenörleri ve başarıya etki eden bir çok unsur dikkate alınıp kontrol altında tutulsalardı sonraki yaşamları acaba nasıl olurdu???

Yukarıdaki örnekleri Türk gençlerinin yeteneksiz olmadıklarını, fakat devletimizin bir spor politikası olmadığı için tesadüfen yakalanan başarıların devamlılığının olmayacağını ve mevcut yaklaşımın olumsuz etkilerini vurgulamak için verdim.

Her seçim öncesi tüm partilerimizin programlarını inceleyin! 2 sayfadan ibaret ve sporun “S” sinden bile haberi olmayan kişilerce hazırlanmış programlarla başarının gelmesi hayalden öteye geçemez. Hele iktidara gelen hükumetlerin, işi bilen gerçek spor yöneticilerini bir kenarda unutarak, partizanca tutumla yaptıkları atamalardan başarı beklemek hayaldir. Her gün gazetelerde eğitim ile ilgili olarak yapılan eleştiriler ve ilk okullardan başlamak üzere her okula bir mescit yapılması fikri konuşulup, beden eğitimi derslerinin kaldırılması gibi sivri akıllı düşünceler varken sporda başarılı olmayı hayal etmek en kısa sürede yasaklanmalıdır. Oysa her okula spor salonu yapılması, kulüp ve okul sporlarının entegrasyonu onlarca yıldır konuşulan ama Milli Eğitim Bakanlığı, Spor Bakanlığı ve federasyonların arasında bir türlü çözemedikleri füzyon problemine dönüşmüştür.

TERCİHLERİN NEYSE SEN O’SUN

Eurobasket 2017 öncesinde başlayan, turnuva süresinde ve sonrasında yapılan eleştirilerin çoğu, basketbolcularımızın oynadıkları takımlarda süre alamadıkları için maçlarda çok iyi mücadele etmelerine rağmen verimli olamadıkları üzerineydi. Bir çok kişi liglerimizde yabancı sayısının çok olduğu ve bu nedenle gençlerimizin önünün tıkandığı görüşünde. Ve alt yapılarda “Altın nesil, pırlanta çocuklar” gibi gerçeği yansıtmayan popülist söylemlerle onları pohpohlamak onlara “siz çok iyisiniz ama yabancı sayısı yüzünden başarılı olamıyorsunuz” demek de bir o kadar yanlış yönlendirici aslında.

Alt yaş gruplarında sayılı sporcu arasında başarılı olmak, bir anlamda derede yüzen balıklara benzer. Her takımın 12 kişiden kurulu olduğu düşünülürse, düzenlenen şampiyonaya katılan takım sayısı x 12 ile sınırlı olan oyuncu sayısı büyükler kategorisinde tüm dünyaya açılmış olur. Ancak dereler denizlere ulaştığında ise önlerinde koskoca bir alan vardır ve bu alanda başarılı olmak için çok çalışmak ve iyi seçim yapmak gerekmektedir. Yani 15-16-17-18 yaş aralarında başarıyı yakalamak ile 18 - 35 yaş aralığını içeren (üst sınır daha yukarıda olabilir) geniş bir yelpazede başarılı olmak kolay değildir. Ayrıca sporcularımızın tercihleri de bu konuda yanlıştır. Öncelikle gelişimlerini sağlayacak kulüp yerine, kenarda oturup havlu sallamayı ve parayı tercih etmek bir nevi “Ben artık bundan sonra antrenörüm bana görev verirse oynarım, yoksa aldığım paraya bakarım” demektir.

Gençlerimizin önünü kesen diğer bir konu ise, yurt dışında yabancı statüsüne girdikleri için kulüp bulamamaları ve Avrupa’da genç sporcuların aldığı ücret ile Türkiye’de kazandıkları ücretler arasında var olan uçurumdur. Her ne kadar TBF’nin yeni düzenlemesi ile genç yaşını dolduranlar sporcular için eski yönetmelikten farklı olarak bir limit konmuş olsa da, bu gerçekte elit bir sporcu için uygulanamamaktadır. Hiç bir genç sporcu menajerine “Bana oynayabileceğim bir kulüp bul zararı yok 15, 20 bin Euro’ya oynayayım ama basketbolumu geliştirmiş olayım” demiyor. Menajerlerin %90’ı ise kazanacakları parayı düşünüp sporcunun gelişimi konusunda bir gayret sarf etmiyor. Benim görüşüme göre yabancı sayısı genç sporcuların önünü kesmiyor. Genç oyuncuların süre alabilecekleri kulüplere yönelmesi gerekirken, erken yaşta para kazanacakları kulüpleri tercih etmeleri, kendilerinin, ailelerinin ve menajerlerinin hatasıdır. Yazımın bu bölümünde Mantzaris’in Can Tüysüz ile yaptığı röportajdan bir bölümü paylaşmak istiyorum:

“Avrupa'da oynamayan takımlar ile Euroleague'den oynayan takımlarda oynamak çok farklı. Ben 20 yaşında Peristeri'de oynarken sekiz takımdan teklif aldım ve Olympiakos'u tercih ettim. Tercihim en üst seviye oldu. En büyük hayalimi gerçekleştirdim. Adapte olmak çok zordu ama bana verilen rolü en iyi şekilde sahaya yansıttım. Bizim için de adapte olmak çok kolay değil ama çok çalışarak bunun üstesinden geliyoruz.

Genç yaş kategorilerinde Yunan Basketbolu her zaman iyidir. Oyuncuları A takım seviyesinde oynatarak onları ödüllendiriyoruz. Bu hem oyuncu hem takım hem de milli takım için oldukça önemli bir kazanç. Bunu sadece şans ile de açıklayamayız. Bu oyuncular esas oyuncuların yokluğunda zorunluluktan oynatılmıyor. Olympiakos ve Panathinaikos'un anlayışı da bu durumda etkili. Belirli bir yaşa kadar bir takımda oynuyoruz ve zamanı geldiğinde Olympiakos - Panathinaikos ikilisinden birine gidiyoruz. Herkes böyle yapmalı. İki takım da Euroleague'de oynuyor ve genç isimlere yer veriyor. Bu nedenle gelişmek adına Yunanistan bizim için en doğru yer. Her yıl birkaç oyuncuyu üst seviyeye taşıyabiliyoruz”

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az...

YÜK KULÜPLERİN ÜZERİNDE

Süper ligde yabancı sayısını azaltmak kulüplerimizin Avrupa kupalarında mücadele etmesini kesinlikle engelleyecektir. Şu anda Milli Takım mı? yoksa kulüpler mi? tartışması boşuna zaman kaybıdır. Hiç üretim yapmadan yabancı sporcu sayısını azaltmak kulüplerimizin Avrupa’da yakaladığı başarılı çıkışı engelleyecektir. Euroleague ve Eurocup’ta yer alan 7 İspanyol takımında toplam 26 İspanyol oyuncu bulunmaktadır.(Bu eski Yugoslavya ülkeleri ve bir iki başka ülke haricinde diğer ülkeler için de geçerlidir, euroleague.com sayfasına giren, takım kadrolarını inceleyen herkes bunu görebilir.) Buna rağmen İspanya son yıllarda, üst düzey şampiyonaların hepsine damgasını vurmuş ve şampiyon olurken, son şampiyonada Slovenya’ya yenilerek 3ncü olmuştur. Çünkü İspanyolların her branşta alt yapıdan oyuncu yetiştirme becerisi var ve bu da şampiyonalarda belli oluyor.

Keza hep üst sıralarda yer alan ülke takımlarının spor politikaları incelendiğinde alt yapıda eğitim, oyuncu yetiştirme, sporun diğer ögelerine değer verme ve spor kültürünün yerleştiği ülkeler olduğu görülecektir. TV kanalları artık dünyayı ayağımıza getiriyor ve herkes görüyor. Örneğin İngiltere ve Almanya’da küme düşen bir takımın sporcuları tek tek tamamen dolu tribünlere çağrılıp alkışlanarak uğurlanıyor. Türkiye’de ise tamamen neticeye dayalı bir anlayışımız var. Son yıllarda futbol takımlarımızın seyirci sayıları incelenebilir. Yani “vur kır parçala, bu maçı kazan” veya “ölmeye ölmeye geldik” tezahüratları sporcuları etkilemiyor. Ama yapılan bir hatadan sonra edilen küfürler ve gösterilen tepkiler sporcuların dizlerinin titremesine yetiyor.

Bütün bunlar sporumuzun hangi branşta olursa olsun tesadüfen kazandığı galibiyetlere ve başarılara göre gündem yakaladığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Basketbol ve voleybolda kulüplerimizin son yıllarda yakaladıkları başarıların, kulüplerimizin yaptıkları üst yapı yatırımları ve yabancı oyuncular ile elde edildiği bir gerçektir.

ÖNCE TEŞHİS, SONRA TEDAVİ

Sürekli ve kalıcı başarı yakalayabilmek için öncelikle devlet eli ile ciddi bir program yapılması ve o programın uygulanabilmesi için olanak yaratılması gerekmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın basketbolun gelişimi için yapmış olduğu açıklamalar ve açıkça verdiği destek kaçırılmaması gereken bir fırsattır. 

Basketbolun yeniden yapılanmaya, ve radikal kararlara ihtiyaç duyduğu mutlaktır. Tüm liglerimiz yeniden yapılandırılmalı, yönetmeliklerimiz tekrar gözden geçirilmeli, basketbolun antrenör, oyuncu, hakem ve idareci gibi bütün unsurları için kaliteli eleman yetiştirilmesi ve devamlılığı sağlanmalıdır.

Liglerin daha geniş alana yayılması için yeni düzenlemeler yapılması şarttır. Süper ligde yabancı oyuncu sınırlaması getirilmesi düşünülürken kulüplerimizin bundan zarar görecekleri göz ardı edilemez. Fakat ligdeki oyuncu sayısı dışında Avrupa’da oynayan kulüplere sınır koymak ve onlardan ayrıca lisans bedeli almak düşünülmemelidir. Takım kadrosunda 6 yabancı bulundurmak isteyen kulüplerden alınan bedel, 5 yabancı için alınabilir ve ondan sonra liglerde oynatılmayacak oyuncular için bir ücret talep edilmez.

LİG YAPILARI TEKRAR DÜZENLENMELİDİR

2 sene önce Sn. Harun Erdenay’a hitaben yazmış olduğum Süper Lig’in yapısının ne olması gerektiğine dair açık mektup birkaç gün önce Sn. Necip Kapanlı tarafından tekrar yayınlandı. 24 takımlı lig uygulamasıyla, takımlarımızın da ilk kademe maçlarında fazla zorlanmayacaklarını ve genç sporcularımızın daha çok oynama fırsatı bulacağını düşünüyorum.

Kanımca, TBL esas üstünde durulması gereken lig olmalıdır. Bu ligin düzenlemesi gençlere fırsat tanıyacak şekilde tasarlanmalı ve takımlara kadrolarında 24 yaşın altında ( bu yaş sınırı değişebilir) en az 5 veya 6 oyuncu bulundurulması mecburiyeti getirilmesi en fazla 1 yabancı sporcunun oynayan içinde bulunması gençlerin daha çok süre almasına yol açacaktır. TB2L için de buna benzer bir çalışma yapılmasının faydalı olacağı kaçınılmazdır.

Basketbol Federasyonu’nun hangi mantıkla EBBL’yi iptal ettiğini bilemiyorum. Fakat ısrarla üstünde durulması, geliştirilmesi gereken ve 81 ilde basketbol oynama imkanı sağlayan bu ligin iptali son derece yanlış olmuştur. Yerine her ilde mahalli liglerin oynanması son derece güçtür. Bir çok ilde basketbol takımı dahi zor bulunurken bunlara lig oynatmak mümkün olmayacaktır. Bunun ne kadar zor olduğunu bizzat yaşamış biri olarak bu kararın tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. EBBL’nin iptal edilmesi değil ıslah edilmesi her yönüyle basketbolumuza yarar sağlayacaktır. Bu konu hakkında daha önce yazdığım ve basketfaul.com'da yayınlanan yazımda da belirttiğim üzere Bölgesel Liglerin, bölgelerde kurulacak Bölgesel Lig komitelerince yürütülmesi ve TBF tarafından denetlenmesi yönetici, antrenör, hakem ve sporcu yetiştirilmesi, o illerde basketbol seyircisinin oluşması için kesinlikle faydalıdır. TBF bu liglerin pazarlanması, markalaşması gibi konularda pozisyon almalıdır.

Gençler Ligi uygulaması TBF yönetiminin iyi niyetini gösterse de, ileri düzeyde bir katkı sağlaması konusunda çok da ümitli değilim. Elbette daha çok oynama fırsatı bulacak gençlerin, daha fazla tecrübe kazanacakları aşikardır. Ancak kendi yaş gruplarında oynamaya devam edeceklerinden, kendilerinden daha güçlü, daha tecrübeli sporculara karşı oynama fırsatı bulamayacaklardır. Önemli olan yaşı 16-17’nin üzerinde olan genç sporcuların, hali hazırda mücadele ettikleri kendi yaşıtlarına karşı değil, yaşça kendilerinden büyükler karşısında yapacakları ve öğrenecekleridir. Günümüzde Parker, Rubio, Doncic, Porzingis gibi örneklere bakarsak, üst düzey takımlarda sorumluluk almaya başladıklarında daha 17-20 yaş aralığında olduklarını görürüz.

OYUNCU HAVUZUNU BÜYÜTMEK Mİ? YILDIZ OYUNCU YETİŞTİRMEK Mİ?

Bu noktadan çıkarak TBF’nin aslında iki hedefe göre ligleri yapılandırması gerekmektedir. Bunlardan ilki, genç oyuncu havuzunu genişletmek ve büyütmektir. Bu hedef doğrultusunda bakıldığında EBBL ve Gençler Ligi birlikte oldukça fayda sağlayacaktır. İkinci hedef ise YILDIZ basketbolcu yetiştirmek olmalıdır. Bunun için TBL çok iyi kurgulanmalı ve desteklenmelidir. Yabancı sınırlaması ve genç oyuncu bulundurma zorunluluğu ile TBL genç oyuncuların kendilerini geliştirdikleri ve parladıkları bir lig olmaya başlayacaktır.

TBF yönetmeliklerde yapılacak bazı düzenlemelerle sporcuları korumak ve eğitmek zorundadır. Örnek olarak, 20 yaşını doldurmayan sporcuların menajerlerle çalışmasına izin verilmemesi, menajerle temas eden veya çalışan sporcu ve sporcu ailelerin tespiti halinde söz konusu oyuncuların lisanslarının tescil edilmemesi, milli takımlara alınmaması ve bu şekilde çalışan menajerlere cezai bazı yaptırımların uygulaması gerekiyor. Menajerlerin daha alt yapıda 14-15 yaşındaki çocukları olumsuz etkilemeleri ve basketbolcu olmak yerine, para kazanmayı hedeflemelerinin önüne geçilmelidir. Bunlar dışında TBF’nin genç sporcu ve ailelerine yönelik eğitici çalışmalarda bulunması, yurt içi ve yurt dışı transferler de dahil, genç sporcuların gelişimine dair süreçlerle ilgili bilgilendirme yapması, bu konularda düzenli seminerler düzenlemesi faydalı olacaktır.

Zamanında Garanti Bankası’nın katkısıyla TBF, 12 Dev Adam okulları açarak basketbolun bir çok ile yayılması sağlamıştı. Zaman içerisinde bu oluşum esas amacından sapmış olsa da proje tadil edilerek ve sadece sporcu değil, aynı zamanda hakem, yönetici ve hatta teknik adam yetiştirmek üzere geliştirilebilir.

Daha önce yapmış olduğum önerileri aşağıdaki linkleri tıkladığınız zaman göreceksiniz. O yazıların yazıldığı günden bu yana, bana göre değişen bir şey yok. Benim söylediklerim mutlaka tek doğrudur demiyorum ancak yapılması gereken hiçbir şeyin yapılmadığı da ortadadır.

ANTRENÖR YETİŞTİRMEDE RADİKAL DEĞİŞİKLİKLER ŞART

Öncelikle 11-12 yaşından itibaren çocuklarımızı teslim ettiğimiz antrenör eğitimi ele alınmalı ve genç antrenörlere 3 günlük seminerler yerine daha uzun zaman dilimini kapsayan ve basketbol dışında öncelikle pedagoji, psikoloji, etik değerler, spor ahlakı ve beslenme gibi bilgiler içeren eğitimler verilmeli ve buralarda başarılı olan antrenörlere, sporcuların zevk alabilecekleri ve basketbolun temel kurallarını içeren temel hareketler öğretilmesi için yapılması gereken çalışmalar anlatılmalıdır. 

Yetiştirilen antrenörler devamlı olarak eğitilmeli ve her zaman yakın takip altında tutulmalılar. Ve nihayetinde TBF antrenörlerin kategorilerine ve çalıştırdıkları yaş grubuna göre bir tür taban ücret uygulamasına geçmeli ve bu konuda kararlı olmalıdır. Berber, grafiker, taksi gibi bir çok serbest meslek ücret tarifesinin olduğu bir ülkede gencecik çocuklarımızı emanet ettiğimiz antrenörlerin denetlenmesi, eğitilmesi ve taban ücretlerinin belirlenmesi belki de geç kalınmış bir çözümdür.

Yönetici ve hakem yetiştirme işi bir o kadar ciddiyetle ele alınmalı ve daha küçük yaşlarda çocuklarımız bu alanlarda bilgilendirilmelidir. Her çocuk basketbolcu olamayabilir ama basketbolu seven her çocuk basketbolun bir ferdi olacaktır. Bunun bilincinde bir yönetim tarzı ve eğitim programları hazırlanmalıdır.

ORTAK BASKETBOL AKLI EN KISA ZAMANDA SAĞLANMALI

Aşağıda bundan önce yazdığım bir kaç yazının linkini paylaşıyorum.

İlgilenenler okuyabilirler. Ben kendi bilgi ve deneyimlerime dayanarak çeşitli önerilerde bulunuyorum. Benim gibi bir çok basketbolseverin farklı önerilerini paylaştıklarını da görüyorum. İcraat ve iktidar ikiz kardeştir. İktidar olmadan icraat yapamazsınız, icraat yapmadan iktidar olamazsınız. Ortak basketbol aklını bulmak, bunu planlamak, eyleme dökmek TBF yönetiminin yükümlülüğüdür. Basketbolun paydaşlarının da basketbolun yönetiminde pay sahibi olması gerekliliği unutulmamalıdır. Şeffaflık, sorumluluk paylaşımı, demokratik yönetim ve katılım basketbol yönetiminin acil ihtiyaç duyduğu noktalardır. Lig Kurullarının oluşturulması ve yetkilendirilmesi mutlak bir gerekliliktir. Son yıllarda TBF’nin iktidarında olanlar “ORTAK AKLA GEREK YOK, BİZİM AKLIMIZ HEPİNİZE YETER” dediler ve Türk Basketbolunu buna göre yönettiler. Ümit ediyorum, en kısa zamanda ORTAK BASKETBOL AKLINA kavuşuruz.

Yol Haritası da Yok, Kaybedilecek Zaman da...

Özyer'in Konuğu Nedim Karakaş 

Yorumlar Okunma: 5322