maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort  Ivan Buva: Ağır pivot dönemi kapandı (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

Ivan Buva: Ağır pivot dönemi kapandı (Gençalp Kozan)

06-02-18 22:05
Fotoğraflar: Ebru Erdoğan
Ligde her sene daha önce ismini çok sık duymadığımız fakat sezon içindeki performansıyla gözlerimizi kamaştıran birkaç oyuncu oluyor. Bu sezon ise piyango İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne vurdu ve Ivan Buva’nın önderliğinde özellikle evlerinde büyük takımlara kafa tutan, saygı duyulması gereken bir ekip izliyoruz. Bununla birlikte röportaj esnasında 1991 baharında Yugoslavya’daki iç savaşa doğan Ivan Buva’dan aldığım enerji; doğduğundaki savaşı değil, baharı yansıtıyor adeta. İleride Euroleague’de şans bulabilecek bir oyuncuyla konuşmanın bende yarattığı heyecan ondaki güzel enerjiyle akıcı bir sohbete dönüşüyor ve şimdi İBB’nin başarılı pota altı oyuncusuyla Cebeci Spor Salonu’nun pota altında gerçekleştirdiğimiz, basketbol konuşarak başlayıp Buva’nın Tanju Okan’dan ‘’Kadınım’’ı dinlemesiyle noktalanan bu keyifli röportajı huzurlarınıza sunuyorum.

Şu ana kadar oynadığınız karşılaşmalara baktığımızda özellikle evinizde çok iyi maçlar çıkarıp Darüşşafaka, Anadolu Efes gibi güçlü takımları mağlup ettiniz. Bir yandan da Türkiye Kupası’na katılmayı ucu ucuna kaçırmış bir İBB var. Genel olarak bugüne kadarki süreci nasıl değerlendirirsin?

Geçen haftalarda deplasmanda oynadığımız ve kazanmak zorunda olduğumuz Gaziantep ve Pınar Karşıyaka maçlarını kaybedene kadar ligde ilk 8'e girmeye yakın görünüyorduk. İlk yarıda TOFAŞ, Eskişehir maçları gibi çok yakın geçen, kazanabileceğimiz karşılaşmalar da oldu ve sonuç olarak ilk yarıyı 9. sırada tamamladık. Bununla birlikte Eric Buckner ve Michael Thompson'ın sakatlıkları vardı, Hakan Demirel ise sezon başından beri yoktu. Fakat genel olarak bugüne kadar iyi işler çıkardık, sakatlığı olan arkadaşlarımızın dönmesiyle daha da iyi olacağımızı düşünüyorum.

Ligde kazandığınız maçlara baktığımızda yalnızca 1 deplasman galibiyetiniz bulunuyor ve evinizde ortalama 72 sayı yerken deplasmanda 89 sayı yemiş bir takım görüyoruz. Ortada çok büyük bir fark var ve önemli bir taraftar desteğinizin olduğunu da söyleyemeyiz. Bu fark neyden kaynaklanıyor?

Bu sanırım psikolojik bir durum, evimizde oynarken daha rahat hissediyoruz. Buna ek olarak FIBA Europe Cup maçlarından sonraki yorgunluk da bunu etkiliyor olabilir. Dediğin gibi içeride ve dışarıda farklı bir oyun ortaya koyduğumuz çok net fakat sebebini tam olarak ben de bilmiyorum.

İlk 12 maçtaki performansına göz attığımızda üç sayı çizgisinin gerisinden %28 ile oynarken bu oran sonraki 5 maçta %56’ya yükseliyor. Buradan bakarsak takımın sendeki bu dış atış potansiyelinden faydalanmak adına oyun formatında bir değişikliğe gittiğini ve senin de yavaş yavaş takımın liderliğine evrildiğini söyleyebilir miyiz?

Kulübe geç katıldım ve bunun öncesinde milli takımı kaçırdığımdan dolayı birkaç hafta antrenman yapamadım. Bu yüzden sezon başında büyük zorluk çektim ancak ligin 7. haftasında oynadığımız Beşiktaş SJ karşılaşması, benim diğer maçlara göre çok daha iyi oynamam açısından dönüm noktası oldu. Şüphesiz bu, hem benim kendime güvenmemi hem de koçun bana inanmasını sağladı. Bununla birlikte yüksek performansım ve sıkıştığımız anlarda oyuna katkı vermem sayesinde takım da bana liderliği vermiş oldu.

Söylediklerin tabii ki doğru fakat dış atış denemelerin de belirgin şekilde artmış.

Artık daha yüksek bir özgüvenle şuta kalkıyorum. Bununla birlikte iyi oyunumu devam ettirmem ve maçları kazanmamız hem takım hem de benim açımdan asıl önemli olan şey.

Çoğu koçun pivotlara takımın liderliğini verdiğini görmeyiz, genellikle takımı oyun kurucuya emanet ederler fakat sizde durum farklı gibi. Koç Ertuğrul Erdoğan ile aranızda nasıl bir iletişim var?

Kendisiyle güçlü bir diyalogumuzun olduğunu söyleyebilirim, onun söylediklerini sahada en iyi şekilde uygulamaya çalışıyorum. Ertuğrul Erdoğan, profesyonel kariyemde iletişimimin en iyi olduğu koçlardan biri.
                                                       
''İleride mevki kavramı ortadan kalkacak.''
 
Kariyerine baktığımızda dış atış denemelerinin ve yüzdenin yıllar geçtikçe arttığını görüyoruz. Günümüz basketbolunda da pivotların özellikle NBA’de çok sık üçlük kullandığı açık, bu akım yavaş yavaş Avrupa’ya da sirayet ediyor. Kariyerinin ilk zamanlarıyla şu anı karşılaştıracak olursan koçların bu konuda bir pivot olarak senden beklentisi nasıl değişti?

Artık eskisi gibi ağır uzunlar yok, pivotlar olarak kimimiz az, kimimiz daha fazla da olsa mümkün mertebe hareketli oynamaya çalışıyoruz. Bununla birlikte yüksek yüzdeyle şut da kullanabilmeliyiz ki hem savunulmamız zorlaşsın, hem de hücum ederken takım için alan açılsın. Ayrıca uzun oyuncunun bir guard gibi topu yere vurması ve şut kullanması hücum seçeneklerinin çeşitliliği açısından da büyük önem arz ediyor ve tabii bunun için atletizmle birlikte yetenek de gerekiyor.

Peki ilk yıllarınla şu anı mukayese ettiğinde basketbolun çok büyük bir değişim geçirdiğini düşünüyor musun?

Buna cevabım "Evet!" olacak çünkü basketbol gelişiyor ve tüm takımlar daha hızlı oynamak için uğraş veriyor. Bence ileride oyuncuların hangi pozisyonda oynadığının bir önemi olmayacak, yani mevki kavramı ortadan kalkacak. Örneğin şu anda Brad Wanamaker bir guard olarak post-up yapabiliyor ya da 2.20'lik Kristaps Porzingis NBA'de yüzü dönük oynayabiliyor. Önceden uzunların rolü içeride mücadele edip ribaund kovalamakken şimdi ise şut atarak savunmaya cezayı kesmek ya da topsuz koşuları görüp pası vermek gibi görevleri de var.

90’lı yıllarda pivot mevkisinde oynayıp Türk basketbolunda önemli bir figür haline gelen ve daha sonra altyapılarda da çalışmış Tamer Oyguç ile konuştuğumda bana Türkiye’deki uzun oyunculara sadece uzun fundamentalı çalıştırıldığından dolayı diğer becerilerinin çok fazla gelişemediğinden bahsetmişti. Sen de Hırvatistan’da yetişmiş bir uzunsun ve orası da basketbolda önemli bir ekol. Hırvatistan’da yetişen bir pivot olarak senin ne gibi gözlemlerin oldu?

Aslında ben bu konuda şanslıydım çünkü altyapıda beni yetiştiren antrenörüm Eski Yugoslav ekolünden gelen bir isimdi ve Yugoslav sisteminde çok çalışmanın, tekrarın önemine inanılır. Ben de beş yıl boyunca her sabah 2 saat antrenman yaptım ve temel hareketleri defalarca, hatta belki yirmi bin kez tekrar ettim. Böylece bu hareketler, maçta kullanmak üzere otomatik hâle gelmiş oldu. Buna ek olarak şu anda yetişen pivotların geriye gittiğini düşünüyorum çünkü kafalarında sadece, antrenörlerinin de etkisiyle, içeride skor üretmek var. Bunun aksine benim koçumun da yaptığı gibi temel hareketlerin en iyi şekilde öğretilmesine odaklanılmalı.

Daha sonraki yıllara gelirsek tabii ki yüzü dönük oyun üzerine de çalıştırılıyordum fakat genellikle post hareketleri vs üzerine yoğunlaşılırdı. Özellikle okul takımlarında oynadığım maçlarda boyum 2 metre civarında olduğu için pota altında kalmam söyleniyordu. Kendimi boyum daha da uzadığı için şanslı hissediyorum çünkü boyu 2 metrede kalan ve daha fazla uzamayan arkadaşlarım basketbola profesyonel şekilde devam edemedi. Okulların böyle bir strateji takip etmesinin yanlış olduğu kanaatindeyim.

''Belki de Hırvatistan'da hâlâ Petrovic gibi bir lider arayışı içindeyiz.''
 
Drazen Petrovic gibi Hırvat basketbolunda sembol olmuş bir ismin basketbola başlaman da etkisi oldu mu?

Açıkçası benim basketbola başlamamı etkilemedi çünkü Drazen Petrovic öldüğünde henüz 2 yaşındaydım ve 13-14 yaşlarında basketbol oynamaya başladım fakat yine de basketbolla yeni tanıştığım zamanlar, onun Hırvat basketboluna nasıl bir etki bıraktığını çok iyi anladım. Petrovic hâlâ bir efsane ve koçlar onunla ilgili birçok şey söylüyor çünkü kendisi bütün başarılarını çok çalışmasına borçlu. Ve belki de Hırvatistan'da hâlâ onun gibi bir lider arayışı içindeyiz.

Şu anda sahada yaptıkları bakımından örnek aldığın isimler kimler, çocukluk yıllarında atışını taklit ettiğin herhangi bir oyuncu var mıydı?

Örnek aldığım isimler Tim Duncan ve Ante Tomic çünkü her ikisinin de fundamental becerileri gerçekten üst düzeyde, belki sıkıcı gözükebilir ama ben onların kolay skor bulmaya götüren bu tekniklerini izlemeyi çok seviyorum. Hatta Tomic'i genç oyuncuyken de çok beğenirdim, şu anda da onun oyununu severek izliyorum. Ve bir de Anthony Davis'i buraya eklemem lazım, kendisi belki de şu an dünyadaki en iyi uzun. O isimlerden kendime uyarlayabildiklerimi sahada uygulamaya çalışıyorum.

Çocukluk yıllarıma gelirsek de küçükken Kobe Bryant gibi oynamak isterdim fakat daha sonra onun bir guard benim ise pivot olduğumu anladım (gülüyor).

 

Hırvatistan milli takımı ile ilgili düşüncelerin neler, bu sezon Türkiye Ligi gibi zor bir ligde kayda değer bir performansa sahipsin. Seni orada da daha fazla sorumluluk alırken görecek miyiz?

Milli takımda görev almayı her zaman istiyorum. Şubat ayındaki maçlar için konuşacak olursak NBA'deki oyuncular oraya gelemiyor ve diğer uzun oyuncular arasında, sezonu şu ana kadar en iyi geçiren isim olmam dolayısıyla milli takımda önemli roller almayı ümit ediyorum.

Hırvatistan’da göze çarpan problemlerden birisi Bojan Bogdanovic’e skor bakımından eşlik eden isimlerin azlığı. Skor üretme konusunda takıma bir alternatif olabileceğini düşünüyor musun?

Halihazırda uzun rotasyonunda Dario Saric var ve kendisi gerçekten çok büyük bir yetenek, aynı zamanda Bojan'dan da benden de yaşça daha küçük. Alternatif olup olamayacağımı ileride göreceğiz, tabii siz benim performansımı izleyip bunu değerlendiriyorsunuz fakat bu antrenörümüzün kararına kalmış bir durum. Sonuç olarak ben de elimden geldiğince bazı noktalarda takıma katkıda bulunup seçeneklerden biri olmak istiyorum.

''Obradovic benimle çalışmak isterse teklifini kabul ederim.''
 
Daha önce birlikte çalıştığın koçlar Avellino’da İtalyan Stefano Sacripanti ve Bilbao’da İspanyol Carlos Duran. Şu anda da yine bir yerli antrenör olan Ertuğrul Erdoğan ile birliktesin. 3 farklı ekolden yetişmiş 3 antrenör görüyoruz ve değişmeyen tek şey senin takımlarına olan olumlu katkın. Bunu neye bağlarsın?

Bunun net bir sebebi yok, sahada daima tüm enerjimi vermeye çalışıyorum ve iyi bir oyun ortaya koymak istiyorum. Koçunuz herhangi biri olabilir, performansınız ise sizin sahada sergilediğiniz yeteneklerinizle alakalı. Koç sadece alacağınız süreyi ve özgürlük sınırlarınızı belirler. Ben şu ana kadar bütün antrenörlerimle bana verdikleri süreyi en verimli nasıl kullanabileceğimi düşünerek çalıştım.

Senin uyumlu bir karakterinin olmasının bunun üzerinde herhangi bir etkisi olmadı mı?

Koçun söylediklerini her zaman dinlemeye ve sahada uygulamaya çalışıyorum. Bazı koçlar diğerlerine göre daha az konuşur ve böyle olduğu zaman kendiniz bir şeyleri fark etmeye çalışırsınız. Aynı zamanda herkesin farklı bir sistemi var ve ben buna kolayca adapte olabiliyorum. Tabii koçun sistemine alışırken söylenenleri basmakalıp bir şekilde uygulamaktan ziyade sistemin içinde kalmak koşuluyla yer yer inisiyatif de kullanmaya özen gösteriyorum. Basketbol bir takım sporu fakat aynı zamanda bireysel de bir oyun. Bire birde karşınızdaki adamı ekarte edebilmelisiniz ki bu, maç içinde hamle yaparken koçunuza da yardımcı olsun. Bunu yaparken de düzen içinde kalmak çok önemli, bazen 20 sayı atarsınız ama maça herhangi bir etkisi olmaz ama 1 ribaund, kazanmanıza daha büyük katkı yapar.

İleride birlikte çalışmak istediğin bir koç var mı?

Zeljko Obradovic benim için dünyadaki en iyi koçlardan biri. Ona gerçekten büyük bir saygı duyuyorum ve takımının bütün maçlarını izlemeye çalışıyorum çünkü takımına gerçekten iyi bir oyun oynatıyor. Beni burada oynarken de gördü ve benimle çalışmak isterse tabii ki kabul ederim.

Obradovic’le bir iletişiminiz oldu mu?

                                                                                Maalesef, hayır (gülüyor).

Birkaç senedir İspanya ve Türkiye Ligleri karşılaştırılıyor. Her iki ligde de oynamış birisi olarak bu konuda sen neler söylemek istersin?

Bence şu anda Türkiye Ligi, İspanya'dan daha güçlü çünkü buradaki takımlar daha iyi oyuncuları transfer edebilecek maddi olanağa sahip. İspanya'da ise bazı takımlar dışında hiçbir kulübün çok fazla parası yok ve kulüpler bütçelerinde küçülmeye gidiyorlar bu yüzden oyuncular oraya gitmeyi pek düşünmüyor. İki lig arasındaki bir diğer farklılık da takımların rotasyonundaki oyuncu sayısı. Oradaki kulüpler 10 oyuncuyla oynayabiliyorken burada 7-8 oyunculuk bir rotasyon var çünkü başarılı Türk oyuncular Fenerbahçe Doğuş, Anadolu Efes gibi büyük takımlara gidiyor ve diğer takımlar çok fazla kaliteli Türk oyuncu bulamadıkları için yabancılarla oynuyor. Ve son olarak buradaki koçlar kendilerini daha çok geliştirmiş durumda, belki bunun sebebi de antrenörlerin Obradovic'i görüp onunla yarışır hâlde olmalarıdır.

''Maçlara gelen taraftar sayısındaki azlık benim için hüsran verici oldu.''
 
4 aydır buradasın, olumlu ve olumsuz anlamda ligimizle ilgili ne gibi gözlemler yapabildin?

Türkiye’deki kulüpler ve federasyon basketbola çok fazla yatırım yapıyor, iyi oyuncular Türkiye'ye getiriliyor fakat maçlara yeterince taraftar gelmiyor. Bu benim için biraz hüsran verici oldu çünkü örneğin İtalya veya İspanya'da tribünler hemen hemen her maç tamamen doluyor.

Yugoslavya’daki iç savaş yıllarında doğup büyümüşsün. Bir çocuğun gözünden o tabloyu anlatırsan ortaya neler çıkar?

Savaş benim doğduğum yıllarda başlamıştı bu yüzden kafamda herhangi bir anı yok ancak savaşın ülkemize iyi bir şey getirmediğini söyleyebilirim. Bu savaşla birlikte sadece bazı insanlar zenginleşti ve diğer insanların aralarına nefret tohumları ekildi. Fakat benim kendi ulusum dışında kalan milletlerle de alıp veremediğim hiçbir şey yok, hatta en iyi arkadaşlarımdan birisi Sırp. Bu politik bir mesele, Balkanlarda her zaman böyle sorunlar olmuştur fakat benim bireysel bir problemimin olması söz konusu olamaz.

Hayvanları çok sevdiğini biliyorum, bununla ilgili daha önce gönüllü bir çalışman oldu mu ve bu konuda vermek istediğin bir mesaj var mı?

Bir çalışmam olmadı fakat şunu her zaman söylerim: Hayvanları sevin çünkü onlara verdiğiniz sevginin onlar tarafından her zaman bir karşılığı olacaktır. Benim de bir köpeğim vardı ve bunu bizzat gözlemledim.

Sosyal medya hesabından gezmeyi çok sevdiğin sonucuna vardım fakat sanırım Türkiye’de henüz çok fazla yer görmemişsin çünkü duvarında Türkiye’de paylaşılmış çok fazla fotoğraf yok (gülüyoruz).

Açıkçası gezmek için çok fazla vakit bulamıyorum fakat eşim sık sık İstanbul'u dolaşıyor. Şu ana kadar gördüğüm yerler içinde Ayasofya ve Sultanahmet'i beğendiğimi söyleyebilirim. Bunun dışında daha önce iki kez Ege sahil şeridine gittim, orası da gayet hoştu.

Sanırım Hırvat Sanatçı Oliver Dragojevic’in şarkılarını dinlemeyi seviyorsun. Kendisini dinlediğimde bana Türkiye’den Tanju Okan’ı hatırlattı. İstersen şimdi birlikte dinleyelim, tepkini çok merak ediyorum.

Evet Oliver da bu tarz söylüyor fakat tabii bu şarkıda ne söylendiğini pek anlamadığım için çok fazla yorum yapamıyorum. Ama genel olarak hoşuma gitti çünkü ben de bazen kafamı rahatlatmak için ağır şarkılar dinlemeyi seviyorum.
 

Yorumlar Okunma: 5372