Adını Hatırlayamadım (Şükrü Yaravlı) - BasketFaul.com

Adını Hatırlayamadım (Şükrü Yaravlı)

02-03-18 15:02
Belli ki son topa kalana kadar kah oturup kah kalkmışım milli maçı izlerken. Kan ter içindeyim çünkü. Takım moladan dönüyor. 14 saniye var. Topu rakip sahadan çıkarıyoruz ve 2 sayı gerideyiz. Sanki biraz sis perdesi var gibi rakibi ve salonu pek tanıyamıyorum! Topu oyuna sokuyoruz, topu sürüyor, sürüyor elimdeki kum saatinin dibi dolu, üstünde nerdeyse taneler kalmış ve camlara çarparak düşüyor aşağıya. Hala sürüyor. Son kum tanecikleri de saatin dibine düşerken adını ilk kez duyduğum ama siması çok tanıdık bir oyuncu 3lüğü gönderiyor. Panyayı çevreleyen kırmızı ışık top havada daireler çizerek çembere doğru giderken yanıyor. Şutu atan oyuncuya odaklanıyorum spiker başka bir isim söylerken ve ben tam Wilbekin derken ensemde hafif bir sızıyla gözlerimi açıyorum. Şöyle bir dikleşince notebook kayıp yere düşüyor. Kanepede yanımda yatan Badem sehpanın üstüne fırlıyor. Toparlanıyorum. Açılan Notebooku alıyorum. Basketfaul’deki Wilbekin’in İsmail Şenol’un programına konuk olduğu haber linki ekranda beliriyor. Sehpadaki tabağa içimden saydırıp, gençliğimizde “yat zıbar yemeği” dediğimiz kayıntılar bu yaşlarda eski keyfi vermiyor diye söyleniyorum.

Kanepeden doğrulup gecenin bir vakti yatağa doğru gitmek yerine yeni bir Word sayfası açıp, ilk satırları unutmadan hızlıca yazıyorum.

Her branştaki Milli Takımlarımız benim için ne ifade ediyor?

Kazanmak ya da kaybetmekten öte önceliğim, katıldığımız müsabakalarda göğsümüzü kabartacak mücadeleyi sonuna kadar vermek ve bir o kadar da sportmence davranmaktır. Atletizm gibi bireysel mücadelelerde sporcularımızın, katıldıkları Dünya Şampiyonaları ya da Olimpiyatlarda kendi derecelerini egale etmeleri ya da yeni bir ülke rekoru kırmaları benim için başarıdır.

Spor politikamız federasyonların bünyelerine her ne kadar devşirme sporcu dahil etmelerine izin verse de Azeri ya da Afrikalı bir atletin veya Çinli bir masa tenisçinin müsabakalarını izlemek bana tat vermiyor ve ekrana çekmiyor.

Uykum açıldı ama yine de canım kahve istedi. Badem bana “ne güzel uyuyordum.” bakışı fırlattı. Ben de O’na “kalk bir kahve yap!” dedim ama mutfağın yolunu tutan ben oldum.

Basketbol Milli Takımı için de farklı bir söylemim yok. Önce iyi ve sportmence mücadele, ardından da galibiyet olursa can-ı gönülden alkış. Eleştiri mi? Onu da hemen güncel üzerinden yeri gelmişken yapayım. Son iki mağlubiyette beni rahatsız eden iki nokta oldu.

Birincisi, geri adım attık. Yani sertliğe aynı şekilde cevap veremedik. Rakibin skorunu aşağıya çekmek için ortak bir savunma kalkanı koyamadık. Oysa hücumda o dakikalarda ritm ve cesaret bulmanın önemli bir yoluydu takım halindeki agresivite.

İkincisi ise özellikle Letonya maçının son periyotu daha da öne çıkan, sorumluluk alamamak oldu. Oyuncular pozisyon oluşturmak ya da teşebbüs etmek yerine gözleri ve elleri kendileri dışında bir arayış içine girdi. İkinci ve üçüncü bir on sayı ve üzeri skorer olmadan Haziran ayındaki maçlarımız rahat geçmeyecektir. İsveç maçı bu açıdan çok daha dengeli bir maçtı.

Lafı uzatmadan, takıma yeni bir devşirme oyuncu yerine, eldeki yerli oyuncu havuzundan bize dayatılan yoğun ve kesişen maç takvimine göre kurulan kadrolarla kazansak da kaybetsek de en iyi mücadeleyi sahaya koymak bence çok daha keyifli. Altı yabancılı süper ligimizin Avrupa’nın basketbol ve ekonomik açıdan önde gelen liglerinden olmasının kafamızı karıştırmasına izin vermeden, şu an ki oyuncularımızı ve yetişmekte olanları başrol oyuncusu olma konusunda zihinsel, fiziksel ve basketbol olarak hazırlayıp milli formayı onlara giydirmek gelecekte, geçmişin Avrupa şampiyonu 12 Dev Adam ruhunu yeniden diriltecektir.

İki yıla yakın bir süre önce Bir Ekşi Belgeseli adlı yazımda da Euroleague Kupasını kaldırmasını çok istediğim Boby Dixon güzellemesinde Milli Takım konusunu yazının dışında tutmuştum. Şimdi de, Wilbekin’in kişiliği ve basketbolculuğu üzerinden bir istememezlik değil yeni bir devşirme konusunu gündeme getirdiği için bu yazıyı kaleme aldığımı bilmenizi isterim.

Gün ağarırken bir mide pastili alıp yatağa girerken, rüyamdaki son topun girip girmediğinden öte merakım spikerin Wilbekin’i hangi isimle anlattığıydı. 

Yorumlar Okunma: 2373