Ta Ta Ta Taaa! (Şükrü Yaravlı) - BasketFaul.com

Ta Ta Ta Taaa! (Şükrü Yaravlı)

25-03-18 20:51
Nasıl daha yaratıcı olur ve bin tık fazla alırım diye düşündüm ve buldum. Yazının başlığına Basketbol Okulları dersem camiadaki herkesin nöronları uyarılacak ve yazının bolca tıklanmasını sağlayacaktım. Dahice! Ama ne 1808de Beethoven’in bestelediği 5. Senfoni, ne de 1891de Naismith’in yarattığı oyun kadar değil.

Ta ta ta taaa “Kader kapıyı böyle çalar.” der bestenin ilk dört notası için üstat. Yavaş yavaş sağır olmasını ve kadere karşı duygularını biraz öfkeli ve bolca fırtınalı bir şekilde notalara döker. İnsanları bugün bile sarıp sarmalar, hayran bıraktırır. Bu sebeple birçok müzisyen tarafından yüzlerce farklı biçimde tekrar tekrar hayat bulmuş ve bulacak bir eser 5. Senfoni.

Aynı, 1891den günümüze Naismith’in gün be gün modernleşerek sahnelenen ve sahnelenecek basketbol oyunu gibi.

Beethoven çocuklara piyano dersi verirken Naismith de öğrencilerine basketbol öğretiyordu. Ve her şey, ilk tuşa dokunmak veya topu potaya atmakla başlayan ve boş zamanlarında birkaç melodi çalmaktan Viyana Filarmoni’ye konuk piyanist olmaya ya da parklarda tek pota maç yapmaktan Oracle Arena zeminine çıkmaya varan büyülü bir yolculuk içindi.

O günlerden çok yakın zamana kadar her şey bir hayalle başlardı. Çok emek isterdi. Kendini ispatlamaya çalışmak, göstermek hatta arka planda bile olsa kareye girmek yani oralarda bulunmak gerekirdi. Belli mi olur, öğretmen seni fark eder “ne arıyorsun burada?” diye sorabilirdi. Seçmeler, müzik eğitimi, beden eğitimi derslerinde veya okul bahçesinden gelecek bir şansın peşinden koşulurdu.

Şimdilerde ise sosyal medyadan tutunda SMS, mail, insert ve hatta ilk hafta ücretsiz deneme dersleri sayesinde çocuğunuzun hem piyano hem de basketbol öğrenmesi için ilk adımı kolayca atabilirsiniz.

Ben, evimizin yakınında, elimizin hemen altında basketbol okulları olmasını büyük bir nimet olarak görüyorum.

Peki, nedir bu basketbol okullarıyla olan derdimiz?

Beethoven’in muhteşem 5. Senfonisi'nin birinci bölümü Voyager uzay aracıyla bir mesaj olarak yıllardır uzayda seyahat halindeyken ve basketbol NBA, Euroleague ve milli takım organizasyonlarıyla Dünya’yı küçültürken ülkemizdeki basketbol okullarının geçirdiği evrim çok da parlak ve içimize sinen bir durumda değil.

Bu iki kelime yan yana geldiğinde yani “Basketbol Okulu” dendiğinde camiadaki her kişinin söyleyeceği bir şeylerin olduğu derya deniz bir konuya dönüyor. Hayali, okul açmak olanlar, şurada bir salon olsa ne işler diyenler, bunlar çoğaldı oyuncu çıkmaz olducular, standardı olmadığından ya da yetersiz antrenörlerin çokluğundan bahsedenler ve parayı koymaya yer bulamıyorlarcIlar diye uzar gider.

Gri bölgesi bir hayli çok olan ve son on yılda hızla büyüyen basketbol bazlı bu sektörle derdim bir günah keçisi aramak ya da sıra sıra çözüm önerileri yazmak değil. Çünkü günümüz eğitim sistemi ve özel okul gerçeği, mesafeler, gerçek amatör kulüplerin olanaksızlıkları, beden eğitimi derslerinin yetersizliği ve okul servislerinde harcanan zaman derken semte has basketbol okulları tartışmasız ki büyük ihtiyaç.

Öncelikle gelin bakış açımızı değiştirelim!

Mors alfabesinin mucidi Samuel Morse 5. Senfoni'yi o kadar çok sever ki V harfinin vuruşunu ta ta ta taaa olarak tasarlar. Yıllar sonra 2. Dünya Savaşı sırasında BBC radyosu Mors alfabesindeki V harfi vuruşundan Victory yani zafer olarak esinlenerek bolca çalar 5. Senfoni'yi.

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi öncelikle basketbol okullarından hizmet alan veliler, franchise veren kulüp ve markalar, bence sonrasında da federasyon olarak fotoğrafa baktığımız yeri değiştirmeliyiz.

Nasıl mı?

Bir defa basketbol okullarına rağmen değil onlarla birlikte yürümeliyiz. Ve değişime tek tek basketbol okullarına ulaşmak yerine pazarda büyük payı olan franchise veren kulüp ve şirketlerin standartlarını koyması, kaliteyi artırması ve bunu “bayilerinden” istemesiyle başlamalıyız.

Bu bağlamda en önemli nokta, üç büyükler başta olmak üzere franchise veren kulüp ve şirketlerin birer manifestolarının olması gerekliliğidir. Aylık franchise ücreti ver, şurada kamp yap ve şu malzemeleri kullan temelinden öte bir yaklaşım sergilemelidirler. Antrenman süresi ve içeriği, FairPlay, pedagojik yaklaşım, salonun fiziki şartları ve yaş gruplarına uygun pota, top ve malzemenin olması ve bunun kullanımı gibi istersek daha da uzatabileceğimiz bir checklist üzerinden “bayilerini” denetlemeleridir. Ve yine aldığı franchise bedeli içinden veli ve öğrenciler için ufuk açıcı projelerde bulunmalarıdır. En önemlisi, franchise veren kulüp ve markalaşma çabasındaki basketbolcu isimlerinden kurulan şirketlerin velilere düzenli anketler yaparak şikayet, öneri ve kendilerini nasıl daha yukarı çekecekleri yönünde geri bildirimler almaları bu sayede adlarını ve ünlerini muhafaza etmeleridir.

Ezcümle, önce herkes kapısının önünü temizlemeli. Franchise veren kulüp ve markalar, isimlerini temsil eden oluşumların standartlarını önce yukarı çekmeli, ardından denetlemeli. Böylelikle pazarın liderleri üzerinden bir başlangıç yapmak mümkün olabilir. İlk önce BSL’nin büyükleri işi doğru yapmalı. Demem şu ki, TOFAŞ Spor Kulübü hem Yeni Nesil Tofaş projesi hem de proje kapsamında David Rivers ile gerçekleştirilen etkinlikle bunun yapılabilirliğini göstermiş ve çıtayı yükseltmiştir.

Bence böyle bir sıçramadan sonra federasyona görev düşüyor. Yani federasyon pazarın daha küçük ve kurumsal olmayan aktörlerinin kalitesini yukarı çekmek ve amatör kulüplere teşvik kısmında oyuna girmeli.

Federasyon bulacağı farklı yollarla örnek basketbol okulu nasıl olmalıyı velilere göstermeli. Yani tepeden değil tabandan istek doğurmalı. Belki, ünlü antrenörler çeşitli spor okullarına konuk olup kısa antrenmanlar yaptırmalı. Belki de pilot illerde alışveriş merkezlerine roadshow tarzı mini antrenman alanları kurarak velilere görsel bir deneyim ve basketbol okulunun çocuğuna neler aşılaması gerektiğini anlatan seminerler vermeli. Bunlar birer misal de olsa donanım, kadro ve imkanlar federasyonda mevcut ve çok daha iyisini yapacaklarına eminim. Özetle, veli mukayese yapabilmeli ve taleplerini artırmalı.

Fonda Trans Siberian Orchestra yorumuyla 5.senfoniyi dinlerken önümüze temcit pilavı gibi konulan bir hikayeyi aklıma getirdi. Rivayete göre ev sahibi kirayı istemek için Beethoven’in evine gelir ve kapıyı ta ta ta taaa diye çalar. Ne 5.senfoniyle ilgili en çok bilinen bu klişe ne de basketbol okullarıyla ilgili oyuncu çıkmasına engel oluyor söylemi beni hiç ilgilendirmiyor. Beni, bu pazardaki birçok basketbol okuluna ismini veren kulüp ve markaların kendilerini nasıl görmek ve konumlandırmak istediklerini basketbol okulları üzerinden değiştirmeye ve gerçekleştirmeye başlamaları ilgilendiriyor.

Değişim, kriterler ve kurallardan önce zihniyette başlarsa kalan notalar kolayca dökülür ve eser kendiliğinden meydana gelir. 

Yorumlar Okunma: 2518