Banvit'in son ürünlerinden: Rıdvan Öncel (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

Banvit'in son ürünlerinden: Rıdvan Öncel (Gençalp Kozan)

30-03-18 14:14
Banvit, uzun vadeli çalışmaların çok fazla destek bulamadığı Türkiye şartlarında farklı coğrafyalardan oyuncuları senelerdir Bandırma’ya getirip bu gençleri ve Bandırmalı çocukları, tabiri caizse tek ‘’pota’’da eritiyor. Turuncu-beyazlılar, koçları Filipovski’nin tabiriyle ‘’elma ağacı’’ yetiştirmeye, yani oyuncuları emek emek büyütüp basketbolcu çıkarma meselesine en çok özen gösteren kulüplerimiz arasında. Bandırma’da her geçen gün büyüyen bu elma ağacı, belki de kurulduğu günden bu yana en büyük ve lezzetli meyvelerini bu sezon veriyor. 

Söz konusu isimlerden birisi de Rıdvan Öncel. Bu ismi son dönemde sıkça duymuş olmanız muhtemel ancak 1997 doğumlu oyun kurucumuzun başarısı elbette tesadüflere dayanmıyor. Sadece doğru zamanın gelmesi gerekiyordu ve eminim bundan sonra bu adamdan basketbol sohbetlerinizde bahsetmeye devam edeceksiniz. Sözü fazla uzattım, artık Rıdvan Öncel ile baş başa kalabilirsiniz.

Bir klasikle başlayalım, basketbol oynamaya nasıl karar verdin?
Aslında sporu her zaman seviyordum ve yatkınlığım da vardı. Basketbola da yaklaşık 11 sene önce, Çorlu'da başladım. Oradaki minikler şenliğinde Banvit ile bir temasımız oldu ama o dönem yaşça çok küçük olduğum için ailem beni Banvit Minik Takımına göndermedi. Sonrasında Küçükler Bölge Şampiyonası'nda Banvit'e karşı oynadık, orada tekrar bir talepte bulundular. Bu sefer aileme "basketbol yolunda ilerlemek istiyorum" diye ısrar ettim ve şimdi de burada sekizinci senemi geçiriyorum.

Tek başına mı geldin, yoksa ailecek Bandırma’ya mı taşındınız?
En başta buradaki tesislerde 3 ay kaldım fakat sonrasında annem dayanamadı ve buraya geldi. O zamandan beri ailemle yaşıyorum.

Çorlu’da başladım demiştin, o bölgede çok fazla Bulgaristan göçmeni yaşıyor. Sizin ailede de muhacirlik var mı?
Yok, aslında Ankara doğumluyum. Babamın işi nedeniyle daha sonra Çorlu'ya taşındık.

Şu ana kadar alt yaş kategorilerinde tek bir turnuvaya katılmışsın: 2015 U-18. Bu durumun sana yazın daha fazla bireysel çalışma yapabilmen bakımından ya da çok sayıda yetenekli oyuncu bulunduran bir jenerasyonda bulunman dolayısıyla daha fazla motive olmana bir etkisi oldu mu?
Dediğin gibi sadece bir turnuvada ilk 12'deydim ancak U-16, U-20 kamplarına da çağrılmıştım ve iki turnuvada da kadrodan en son kesilen isimlerdendim. Dolayısıyla takımdan sadece on gün erken ayrılmış oldum ve bu yüzden bireysel çalışmaya çok fazla vakit ayıramadım. Fakat tabii ki son anda kesilmiş olmak bana ayrı bir hırs kattı. Son 12'ye kalamamak beni üzüyordu ve daha çok çalışmalıydım, yani bu durumun beni ekstra motive ettiğini söyleyebilirim.

Geçen sene de Bandırma Kırmızı forması altında TBL’de forma giyiyordun. O ligin dinamiklerini düşünürsek bir nevi dayak yediğiniz bir ortam var. TBL’nin gelişimine nasıl bir katkısı oldu?
Kesinlikle olumlu etkiledi. Profesyonel liglere ilk kez şu anki adıyla TB2L'de, Bandırma Kırmızı forması altında başladım, o dönem Semih abiyle çalışıyorduk. 2. Lig Basketbolu'nda iyi bir dayak yedim. O sene takımı TBL'ye çıkardık, iki sezon da orada forma giydim. TBL ve TB2L yıllarının sertliği alışmam açısından bana çok olumlu katkıları oldu ancak oynanan basketbol bakımından orası Süper Lig'in biraz altında kalıyor tabii. Şimdilerde de BSL'ye alışmaya çalışıyorum.

Alışmaya çalışıyorum dedin ama elimdeki istatistik öyle söylemiyor. Geçen sene TBL’de 11/81 ile üçlük kullanırken bu sene bu oran 9/19’a yükselmiş. Daha az denemişsin fakat yüzdesel olarak çok büyük fark var. Bunu yazın fazladan çalışma yaparak mı sağladın ya da zihinsel bir durum mu?
Ben şut meselesinin, eğer şut yeteneğiniz sıfır değilse, mental bir durum olduğuna inanıyorum. Benim de ne yalan söyleyeyim şut konusundaki kabiliyetlerim sıfır değildi ve bu sene kendimi zihinsel anlamda şut atmaya daha iyi hazırladım ve kendime daha fazla güvenerek bunları kullandım. Yüzdemin artmasının sebebi burada yatıyor sanırım. Geçen sene ise bu konuda çok fazla gelgit yaşadım ve pek istikrarlı değildim.
 
"Ailemin yüzünü güldürmek en önemli motivasyon kaynağım.’’

Son dönemde senden ve Şehmus’tan (Hazer) gerek basında gerek sosyal medyada çok fazla bahsediliyor. Bu seni heyecanlandırıyor mu, nasıl hissediyorsun?
Heyecan da katmıyor değil ama daha ziyade gurur veriyor çünkü yazılanları ailem okuyor ve en önemlisi bu. Ailem benim için çok değerli, onların güzel yorumlar sayesinde yüzü gülüyor ve beni motive eden şey de bu. Bu vesileyle güzel yorumlarda bulunan herkese çok teşekkür ettiğimi söylemek istiyorum.

Yazılanlara baktığımda çoğu kişinin seninle ilgili ‘’İyi bir rol oyuncusu olacak.’’ dediğini fark ettim. Bu tabii ki olumsuz bir tabir değil fakat ben bunun önceleri çok fazla göz önünde olmadığın için söylendiğini ve biraz da sınırlayan bir ibare olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte son birkaç yıldaki gelişimini dikkate alınca oyun kurucu özelliklerini de arttırabileceğin kanaatindeyim. Sen gelen yorumlara katılıyor musun, bu konudaki düşüncelerin neler?
Kısmen katılıyorum ve böyle söylenmesinden de gocunmuyorum çünkü "rol oyuncusu" terimi basketbolu bilmeyenler için pasiflik olarak anlaşılabilir ama esasında ben bunu olumsuz bir özellik olarak görmüyorum. Sahada bana verilen görevi yapmaktan mutlu oluyorum, kendimi de bu şekilde motive ediyorum. Point guard konusunda da o mevkide oynayabilecek Can abinin (Altıntığ) sakatlığı sebebiyle şu an sadece Tony Taylor var ve bu sebeple koçumuz beni 1 numarada da oynatmaya çalışıyor. Ben de bu sezon point guard özelliklerimin daha çok üstüne gidiyorum, tam bir oyun kurucuyum diyemem ama gerektiğinde oynayabileceğimi de düşünüyorum.

Bir buçuk mu diyelim yani?
Aynen öyle (gülüyor)...

Peki bundan sonra kendini geliştirmek açısından en çok odaklanacağın nokta pick&roll mü olacak?
Kendimi 2 numarada daha rahat hissettiğim için öncelikle şutumu biraz daha keskinleştirmek istiyorum, ilk odak noktam bu. Ama diğer yandan da point guard oynayabilmek bana kariyerim açısından daha fazla artı sağlar. Bunun için oyun kurucu özelliklerimin üzerine gideceğim, koçumuzla da bu konuda devamlı konuşuyoruz.
 
"Başarabildiğimi görünce heyecanımı yendim.’’
 
Necip Kapanlı ile konuştuğumda senin için ‘’Sinir bozucu bir soğukkanlılığı var.’’ demişti (gülüyor). Sahaya bakınca Kaptan Vidmar’dan bile daha az heyecanlı gözüküyorsun, bu özelliğin çocukluktan mı geliyor?
Bu benim sahada yapabileceğim işlerin üzerine gitmemden kaynaklı, sonuçta kimse bana " Çık, 35 sayı at." demiyor. Benden yapabileceğim şeyler isteniyor, ben de bunun farkındayım ve benden istenenleri sahada uygulayabiliyorum. Bunu Süper Lig arenasında da yapabileceğimi gördüm, ilk 1-2 maç heyecanlandım ama olabildiğini görünce bu heyecanımı yendim. Zaten heyecan da bir süre sonra sizi olumsuz etkilemeye başlıyor, bunu da bildiğim için soğukkanlı kalmaya çalışıyorum.
 
Takımda liderliği alabilmek özellikle maç sonları açısından soğukkanlılıkla, bununla birlikte ikili oyunları oynayabilmekle çok bağlantılı. İleride lider vasfına bürünmek istiyor musun?
Pick&roll oynadığım zamanlar oluyor. Liderlik rolünü de altyapıda ve Bandırma Kırmızı'da dönem dönem, bana ihtiyaç duyulduğu zamanlarda üstleniyordum. Tabii ki lider oyuncu olmak isterim ama bunun için kendimi riske atmam ya da strese sokmam. Her zaman önce yapabileceklerimin üzerine giderim.

Mesela Sloukas daha önce Olympiakos’ta Spanoulis’in arkasındaydı ve 25 yaşında artık lider olmak istediğine karar vererek Fenerbahçe’ye gelmişti…
Orada Spanoulis'in vardı ve belki ağzıyla kuş tutsa bile lider oyuncu olamayacaktı. Sonrasında Fenerbahçe'ye geldi ve Obradovic ona o rolü uygun gördü, kendisi de zamanla bunun üstesinden geldi. Belki daha sonra benim de liderliği üstlenmemi isteyen bir takım olur ve bu özelliğimi ortaya çıkarabilirim. Neden olmasın?

Örnek aldığın isimler var mı?
Kendi stilimi en çok Ömer Onan'ınkine benzetiyordum, bu yüzden kendisini örnek aldığımı söyleyebilirim. Onun dışında daha önceki seneler kaptanlığımızı da yapmış olan Keith Simmons da söyleyebileceğim isimlerden biri.

İlk 10 maçta toplam 3 dakika sahada kalırken sonraki 23 maçta aldığın süre ortalama 14.3 dakikaya çıkmış, gerçekten çok büyük bir fark var. Sezon başında koçla konuştuktan sonra sezon içinde aldığın sürelerde bu kadar büyük bir değişim olabileceğini bekliyor muydun?
Sezon başında koçla konuşmuştuk ve çok fazla süre alamayacağımızı söylemişti. Fırsat geldiğinde tabii ki verecekti ama o dönem için mümkün olmadığını anlattı. Kenarda oturmak istemiyordum. Ama bir yandan da şans verildiğinde de değerlendirebileceğimi biliyordum. Belki de koç bizi hırslandırmak için öyle konuşmuştu. Takımda Odom-Rautins değişikliğinin ardından 1 numara açısından bir boşluk oluştu. Akabinde takımda yaşanan ufak tefek sakatlıkların sonucunda oynama sırası bana geldi, bu şansları iyi değerlendirince koç sürelerimi de artırdı. Bu arada Allah kimsenin başına sakatlık vermesin tabii ki.
 
‘’O maçta Sakaryalılar da ‘N’oluyoruz?’ demiştir.’’

Ligin ilk yarısında oynadığınız Sakarya BB maçında takımı ilk yarıda sen, Erkin ve Şehmus’un sırtladığını görmüştük. Sakarya karşılaşması, koçun size olan güveni açısından bir dönüm noktası oldu diyebilir miyiz?
Biz zaten o şansı sürekli bekliyorduk, o maçta hepimize birden bu fırsat geldi ve çok şükür üçümüz de bunu iyi değerlendirdik. Hatta o maçta Sakaryalılar da "N'oluyor?" demiştir muhtemelen (gülüyor). O gün gençliğin verdiği ateşle, enerjimizle farkı korumuştuk. Sonrasında maçı kaybettik, tabii biz de öyle bir performans sergiledikten sonra maçın elimizden gitmesine üzüldük ama koçun bize şans verebileceğini anlamış olduk.

Geçen sene farklı takımlarda olsanız da Furkan Korkmaz ile Bandırma’da beraberdiniz, aranızdaki iletişimden biraz bahsedebilir misin? Bununla birlikte kendisi menajer ve ailelerin de etkisiyle çok sık karşılaşamadığımız bir şey yaptı ve daha fazla süre almak amacıyla Banvit’e geldi, aldığı bu kararı nasıl değerlendirirsin?
Furkan'la altyapılardan beri tanışıyoruz. Aramız da iyidir, yakın arkadaşız. Geçen yıl yaptığı tercih de cesaret gerektiren ve isabetli bir karardı. Anadolu Efes gibi büyük bir kulüpte süre bulamıyordu ve onun da bizim gibi oynamaya ihtiyacı vardı. O da bunun farkında olmuş olacak ki buraya geldi ve yüksek performans sergileyerek NBA'e daha iyi bir seviyede gitmiş oldu. Zaten draft edilmişti tabii ama burada aldığı sürelerle adını daha fazla duyurma imkanı da buldu.
 
Furkan’ın NBA kararını nasıl değerlendiriyorsun?
NBA sonuçta her basketbolcunun hayali, bu kararın doğru ya da yanlış olduğunu söylemek bana düşmez ama kimse NBA'e neden gittin diyerek bir oyuncuyu yargılayamaz. Çünkü bahsettiğimiz şey NBA, daha ötesi yok yani.

Sen olsan gider miydin?
Ben de giderdim.

O zaman hedef NBA mi diyelim?
Tabii onun da hayalini kuruyorum ama ilk hedefim Euroleague'de oynayabilmek. O platformda oynamak benim için çok iyi olur.

Peki çalışmak istediğin özel bir antrenör var mı?
Açıkçası şimdiye kadar şu koçla çalışmayı çok isterim diye hiç düşünmedim.

Genelde bu soruya Obradovic cevabı geliyor da…
Sen sorunca Obradovic'i düşünmedim değil ama inan ki sorana kadar aklımdan geçirmemiştim.
 
‘’Eğitim ve sporu bir arada yürütebilenlere imreniyorum.’’
 
Türkiye’de sporla ilgili başka bir problem de eğitimle alakalı, sen basketbolla eğitimi bir arada yürütebildin mi?
Maalesef ben de yürütemeyenlerdenim. Ailem de eğitime büyük önem veriyordu, hatta abim Koç Üniversitesi'nde tam burslu okumuştu. Durum böyle olunca benim de onun peşinden gitmemi istediler ama basketbola başladıktan sonra sporla daha çok ilgilenmek istediğimi fark ettim. Ailem de ilk etapta buna karşı çıktı tabii. Aslında ilk ve ortaokul yıllarında derslerim iyiydi ama sonrasında hayatım basketbol oldu. Şu anda da Nişantaşı Üniversitesine kayıtlıyım ama ne yalan söyleyeyim sadece kayıt olurken gidebildim.

Bunu sürdürmek bir tek NCAA’de mümkün oluyor herhalde…
Orada zaten basketbol hayatınıza devam edebilmek için derslerinizin de iyi olması gerekiyor. Sonuç olarak bu ikilem bizi gerçekten çok zorluyor. Başarabilenler var, onlara imreniyorum da aslında ama ben yapamadım maalesef.

NCAA’e gitmeyi düşündün mü?
Aklımdan geçmedi değil. Zamanında önce liselerden, daha sonra kolejlerden ufak tefek teklifler de gelmişti ama çok üstüne gitmedim. Amerika hayalim de vardı fakat sonuç olarak Türkiye'de kalmayı tercih ettim.
 
‘’Vidmar ile oynamak rahatlatıyor.’’
 
Gasper Vidmar’dan biraz bahsetmek istiyorum, son Eurobasket’te Marc Gasol’den Porzingis’e kadar herkesle mücadele etti ve ‘’winner’’ olarak nitelendirebileceğimiz bir karakter. Böyle birisiyle oynamak nasıl bir duygu ve size neler katıyor?
Vidmar bizim gerçek anlamda kaptanımız ve şahane bir karakter, bize büyük yardımları oluyor. Özellikle söylediğin tecrübelere sahip olması bakımından onunla oynamanın bize farklı getirileri var. Bizi gerçekten rahatlatıyor; pozisyon alması, perdelemeleri vb. her bakımdan bu böyle. Özellikle bir oyun kurucu için pivotunuzun bu niteliklere sahip olması çok önemli. Maç içinde sıkıştığımızda bize yardım ediyor, Süper Lig'deki ilk sezonumda Vidmar gibi bir kaptanla olmak benim için büyük şans.

Koçunuz Filipovski’nin psikolojiye olan ilgisi oyuncularından biri olarak sana nasıl yansıdı? Kendisi her zaman oyuncularının sürü olarak değil, birey olarak hareket etmelerini; karar alırken de menajerler gibi dış faktörlerin etkisinde çok fazla kalmamaları gerektiğini vurguluyor.
Koçumuzun kişisel gelişimle ilgili konulara çok büyük bir ilgisi var. Anlattığı şeyler bakış açımızı ister istemez genişletiyor, sonuçta belli bir hayat tecrübesine sahip birisi ve bununla da yetinmeyip kendini sürekli geliştirmeye çalışan bir insan. Bu bağlamda Filipovski ile çalışmanın faydasını görüyorum; zaten kendisi her toplantıdan önce bazen bireysel gelişim üzerine, bazen de karar alma mekanizmamızla alakalı 5-10 dakikalık konuşmalar yapıyor. Kaybettiğimiz maçlardan sonra da aynı şekilde bizi toparlamak için uğraşıyor. Bunlara ek olarak Filipovski ile teknik bakımdan da kendimi geliştirdiğimi söyleyebilirim.

Bazı takımlarda yerli-yabancı gruplaşması yaşandığını da görüyoruz, Filipovski’nin bu konuşmaları bunu da önlüyor olsa gerek…
Elbette koçun da buna katkıları var ama bence bu mesele antrenörde bitmiyor, takımdaki karakterler de çok kritik role sahip. Biz sadece koçun yanında beraber vakit geçiriyormuş gibi gözüken bir grup değiliz, dışarıda da vakit geçirip birbirimizle her zaman yardımlaşıyoruz.
 
"Süre atarak kazanılmıyor.’’
 
Ligin ilk yarısında hücumsal anlamda problemleriniz vardı ve Filipovski, Şehmus ve senin geçiş hücumlarında verdiğin katkıyı temel opsiyonlardan biri olarak kullanmaya başladı. Genelde genç oyuncular ‘’savunmada enerji verici’’ olarak kullanılır ama siz hücumda da oldukça aktifsiniz, diğer takımlardaki gençlere göre şanslı olduğunuzu düşünüyor musun?
Şanslıyız tabii fakat ilk zamanlar süreyi atarak kazanamıyorsunuz, sizden enerji vermenizi ve iyi savunma yapmanızı istiyorlar. Bunları yapıp kredinizi arttırdıktan sonra bu, hücuma da olumlu şekilde yansıyor ve böylece koçun gözünde tercih edilebilir hale geliyorsunuz. İkimiz için de bu sezonki durum böyle gelişti.

Daha önce çok fazla tanınmıyordun fakat artık rakipleriniz sizin için tedbir almaya başlayacak, bu seni motive ediyor mu?
Bu elbette psikolojik anlamda bizi motive eder, sonuçta birileri sizi önemsiyor ve tedbir alıyor. Fakat bir yandan da saha içinde de bunun getirdiği zorluklar olacak, iki farklı yönü var yani.

Gözlemlediğim kadarıyla burası sadece basketbol oynanan bir yer değil, aynı zamanda eviniz gibi. Banvit kulübünde olmak sana neler kazandırdı?
Banvit ve Bandırma’da bulunuyor olmanın en güzel tarafı arkadaşlarınla sürekli içi içe olman. Burası küçük ve toplu bir şehir, dolayısıyla evlerimiz de birbirine yakın. Yani Banvit’in bana kattığı en güzel şey kazandığım arkadaşlıklar oldu, bu zamana kadar da çok şükür her zaman güzel insanlarla karşılaştım. Ayrıca Banvit organizasyonu içinde Bandırma Kırmızı genç oyuncuların gelişimi açısından çok önemli bir platform. Başka bir kulüpte olsam bu noktaya gelebilir miydim? Emin değilim.

Basketboldan kalan vakitte neler yapmaktan hoşlanıyorsun?
Bildiğiniz gibi sosyal hayatımızda maç yoğunluğundan dolayı çok aktif olamıyoruz. Kalan kısıtlı zamanda da ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirmekten keyif alıyorum. Onun dışında yaptığım çok enteresan bir etkinlik yok.
 
‘’Hedef: 2019!’'
 
Ufuk Sarıca ile gençleşen bir milli takım var. Oyuncular da genel olarak 2019 Dünya Kupası’nı işaret ediyorlar. Senin bu konudaki hedeflerin neler, Ufuk Hoca ile herhangi bir görüşmeniz oldu mu?

Ufuk Hoca ya da teknik heyetten biriyle şu ana kadar herhangi bir temasım olmadı fakat şüphesiz milli takım da tıpkı NBA gibi her basketbolcunun oynamak isteyeceği bir platform. Ben de umarım milli takıma aday gösterilebilirim, benim için çok büyük bir gurur kaynağı olur. Hedef olarak ben de gelişimimi devam ettirmek şartıyla 2019 Dünya Kupası’nı söyleyebilirim. 

Yorumlar Okunma: 7706