Doğuş'tan hazır (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

Doğuş'tan hazır (Gençalp Kozan)

06-04-18 23:41
Darüşşafaka'nın Bayern Münih'i iki maçta da yenerek elemesi şüphesiz hepimizin göğsünü kabarttı. Fakat 10 sene sonra bu seriyi kafanızda canlandırdığınızda muhtemelen aklınıza sadece finale kalmamız değil, bu seriye dair birçok hikaye gelecek. Bu hikayelerden belki de en sürpriz olanı Doğuş Özdemiroğlu'na ait.O'nun fazla süre almamasına karşılık oyuna hazır girme özelliğini biliyorduk ama üst düzey bir maçta momentumu değiştirecek kadar sorumluluk almasına şahit olmamıştık. Darüşafakaka'da okuyup daha sonra A takıma kadar yükselen, geçtiğimiz sene Yeşilgiresun'da tabiri caizse pişip evine daha güçlü dönen 1996 doğumlu Özdemiroğlu'yla kaderini değiştirdiği Bayern Münih serisi ve David Blatt'ten başlayarak menajer-aile-oyuncu üçgeni ve altın jenerasyonun geldiği noktaya dair kapsamlı ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik, keyifli okumalar. 
 
Eurocup’ı konuşarak başlayalım. Yıllarını burada geçirip Darüşşafaka’dan mezun olmuş biri olarak, Darüşşafaka’nın spor kulübü platformunda böyle büyük bir başarı elde etmek nasıl hissettiriyor?
İnanılmaz bir his! Darüşşafakalı olarak Avrupa’nın önemli bir organizasyonunda final oynamak çok büyük bir başarı ve aynı zamanda motivasyon kaynağı benim için. Özellikle bunu okulum adına yapabiliyor olmak tarif edilemez. Darüşşafaka Eğitim Kurumları benim önceliğim, her zaman da öyle olacak. Bu forma altında final oynamak çok farklı bir duygu, hele bir de kupayı alırsak…
 
Okuldaki ilk zamanlarında böyle bir başarının parçası olacağını hayal ediyor muydun peki?
Doğuş Grubu kulübe katılmadan önce de altyapılarda oynuyordum, tabii o zaman da büyük bir kulüptük ama bu birleşmeyle hedefler arttı. Böyle olunca hayallerim de büyüdü; önce 1. Lig, sonrasında Süper Lig ve devamında Euroleague… Hatta Euroleague’de oynadığımız ilk maçta Sassari karşısında ilk 5 başlamıştım ama o gün 7-8 dakika oynadığım için ve sonrasında başka bir Euroleague maçında forma giymediğim için açıkçası pek tatmin olmamıştım. Fakat bu sezon daha fazla şans elde edebiliyorum. Bununla birlikte finaldeyiz ve kupayı alırsak Euroleague’e katılmaktan daha büyük bir başarı gelmiş olacak.
 
‘’Bayern maçında oynamayı ben de beklemiyordum.’’
 
Şimdi malum maça gelelim istiyorum. Bayern Münih serisinin birinci maçında ilk yarı hiç oynamadın ve bir ara 23 sayı geriye düşmüştünüz, ikinci yarının neredeyse tamamında sahadaydın ve maçın kaderini değiştiren isim oldun. Devre arasında David Blatt ile aranızda nasıl bir konuşma geçti?
Blatt ile bire bir konuşmadık ama ilk yarı oyunun iki tarafında da iyi değildik. Bize bir şey lazımdı, koç da soyunma odasında bunu söylemişti. ‘’Daha önce de ilk yarıda geriye düşüp kazandığımız maçlar oldu; daha önce yaptık, yine yapabiliriz.’’ dedi. Biz de kendi aramızda konuşurken o 20 dakikada kendi karakterimizi hiç yansıtamadığımızı söyledik. Biz bir savunma takımıydık ve hücumumuzu oradan gelen enerjiyle şekillendirmemiz gerekiyordu. Devre arasında yardımcı antrenörümüz Ümit Temoçin yanıma geldi ve ‘’Hazır ol, koç seninle başlayabilir.’’ dedi. Sahaya girdiğimde de güzel bir atmosfer vardı. 20 sayı gerideydik ve takımın bir şeye ihtiyacı olduğunu biliyordum. Ben de enerjimle takım katkı sağlamak, o rüzgarla ivmeyi bize kazandırmak istedim. Devamında da takım olarak kendi karakterimize döndük ve iyi savunmayla maçı kazandık.
 
O gün David Blatt cebinden Doğuş Özdemiroğlu kartını çıkardı ve (eski) Bayern Koçu Sasa Djordjevic’i taktiksel anlamda mağlup etmiş oldu. O gün oynaması beklenmeyen bir oyuncu olarak galibiyetteki rolünü sen nasıl görüyorsun?
Dürüst olmak gerekirse o gün oynamayı ben de beklemiyordum ve şans gelince değerlendirmek istedim. Benim yapmak istediğim şey takıma enerji verip yakalanan rüzgarla ivmeyi bize kazandırmaktı, bunu da başardığımı düşünüyorum. Bununla birlikte 20 sayı önde olup maçı kaybetmelerinin dirençlerini kıracağını da biliyorduk, oradan gelip maçı kazanırsak ikinci maç için de büyük bir avantaj olacaktı.
 
Sezon boyunca bu kadar çok konuşulan bir isim değilken bu maç sonrası gelen güzel tepkilerle ilgili ne düşünüyorsun? Bir anda isminden en çok bahsedilen oyunculardan biri oldun.
Öncelikle gurur duydum. Bu sezon birkaç hafta öncesine kadar benim için çok iyi gitmiyordu, böyle bir maç oynamak beni hem mutlu etti hem de motivasyon sağladı.
 
‘’Finale hazırız, Eurocup’ı istiyoruz.’’
 
Bu galibiyet Lokomotiv Kuban maçlarına nasıl yansır, takımda nasıl bir atmosfer var? Finale hazır mısınız?
Finale tabii ki hazırız. Takım ilk kurulduğu günden beri hem Blatt’in bize olan söylemleri hem de aramızdaki konuşmalar amacımızın Eurocup’ta şampiyonluk olması yönündeydi. Önceliğimiz, ilk amacımız buydu. Bu hedefi bir yere kadar getirdik, finale çıktık. Evet bu büyük bir başarı ama biz bundan sonrasını da istiyoruz. Sadece takımdakiler değil antrenörlerden malzemeciye kadar herkes istiyor. Final de önemli ama asıl önemli olan kupayı kazanmak.
 
Kuban maçıyla ilgili neler söylemek istersin? Farklı özelliklerde kısa oyuncuları var, hem fiziği hem de atletizmiyle öne çıkan geniş bir kısa rotasyonu…
Öncelikle Bayern Münih’e göre daha oturmuş bir takım olduklarını söylemek lazım. Eurocup’ta hiç maç kaybetmemiş olmaları nasıl bir takım olduklarını gösteriyor. Çok zor bir eşleşme, zaten finalde basit bir takımla eşleşemezsiniz. Namağlup olmaları avantaj gibi gözüküyor ama bir yandan da dezavantajlı bir durum. Hiç maç kaybetmemiş olmak onlarda bir baskı yaratabilir. Namağlup şampiyon olmak isteyeceklerdir, biz de gereken önlemleri alacağız. Eşleşmenin ne kadar zorlu geçeceğinin de farkındayız çünkü ev sahibi avantajı da onlarda, deplasmanda onları yenmemiz gerekiyor. Bekleyip göreceğiz n’olacağını…
 
Buducnost ve Bayern’i deplasmanda da mağlup etmiştiniz…
Aslından deplasmanda da iyi bir takımız, bu sezon sadece iki maç kaybettik: Cedevita, Gran Canaria. Canaria maçı o dönem için formalite maçı gibi gözüküyordu fakat uzun vadede çok önemliydi. O maçı kazanmış olsak finalde ev sahibi avantajı bizde olacaktı. Maçtan önce de 15-16 saatlik bir yolculuğumuz olmuştu. Tabii bunlar bahane değil ama sonuç olarak galibiyet oranımızı göz önünde bulundurunca iyi bir deplasman takımı olduğumuz söylenebilir.
 
Sıfırdan kurulan bir takımdınız ama herkesin genç olması uyum sürecinin çabuk atlatılması bakımından avantaja dönüştü sanırım…
Söylediğin faktör çabuk kaynaşmamızı sağladı. Başarılı olabilmenin en önemli sırrı takımdakilerin birbirini, yardımlaşmayı sevmesi; birbirinin hatasını kapatmak için mücadele etmesi. Bizde de oyuna giren herkes yerine geçtiği isimden daha iyisini yapmak için çaba sarf ediyor. Bu bağlamda iyi bir kimyamız var ve o dönemi kolay atlattık.
 
 
 
‘’Blatt enerjimi aklımla birleştirmemi söylüyor.’’
 
Koçunuz Cleveland Cavaliers gibi dünya çapında bir takımın koçu olarak buraya geldi. NBA’de bireysel çalışmalara ağırlık verilen bir antrenman sistemi benimsendiğini biliyoruz. Blatt’in NBA’de edindiği perspektif oyuncuları olarak size yansıyor mu?
NBA’deki organizasyonu düşündüğümüzde bireysel çalışmaya yapmaya daha müsait bir ortam, burada onu uygulamak pek mümkün olmayabiliyor. Bunun dışında David Blatt’in bu sene herkese en az bir veya iki şey kattığını söyleyebilirim. Büyük bir tecrübe ve hepimiz genç olduğumuz için ondan öğrenecek çok şeyimiz var. Bu sene herkesin oyunun üstüne bir şeyler koyduğunu fark etmişsinizdir zaten.
 
Sana kattığı ‘’bir veya iki şey’’ ne peki?
Bana sahada her zaman daha akıllı oynamam gerektiği yönünde konuşmalar yapıyor. Enerjimi aklımla birleştirirsem üst seviyeye daha çabuk çıkacağımı söylüyor. Ayrıca oyuna ilk girdiğinizde rakibin sizin üstünüzden sayı atmaması çok önemli, ona çok kızar. Onun dışında ilk toplantımızdan beri 10-15 maddelik takım kurallarımız var, her zaman o kriterleri hatırlatır. Tabii dönem dönem herkesin bunları yerine getiremediği zamanlar olabiliyor ama genel olarak takımca bu prensipleri benimsediğimizi söyleyebilirim.
 
‘’Wilbekin’i tutmak sinir bozucu.’’
 
Özellikle genç oyuncular için kiminle antrenman yaptığının önemi çok vurgulanır. Sen de sanırım bu sezon antrenmanlarda Wilbekin’i tutuyorsun, sana ne kattı?
Öncelikle Wilbekin’i tutmak çok sinir bozucu bir şey (gülüyor). Az önce antrenmanda da onu konuşuyorduk çünkü yine Scottie’yi tutuyordum. Normalde bir oyuncunun en fazla iki silahı olur, hadi üç olsun diyelim ama onda öyle bir durum yok. Her an her yerden başka bir silahını çıkartabilir. Onu tuttuğu için rakip takım oyuncularına da üzülüyorum. Bazen başkası atsa çok zor olacağını düşündüğümüz bir şut Scottie atınca kolay hâle geliyor.
 
Blatt’in Darüşşafaka’ya benimsettiği hızlı hücum felsefesi var ve bunun temeli rakibin top kayıplarına dayanıyor. Bunun için de topa baskı yapacak oyunculara ihtiyaç var, bu katkıyı da senden alıyor. Sezon başında da bu konuda konuşmuş muydunuz koçla?
Aslında topa baskı sadece benden değil bütün oyunculardan istediği şey. Bu açıdan bakınca iyi bir savunma takımı olduğumuz kanaatindeyim, özellikle uzunlarımızın atletik isimler olması bizim için çok büyük bir avantaj. Birisi sizi geçtiğinde yardıma hemen geliyorlar ve bu sizi çok rahatlatıyor. Biri beni geçince sayı yedik diye üzülmüyorum.
 
İstanbul’a 10 yaşında, annenden ayrılarak geliyorsun; bir çocuk için kolay bir durum değil. Sahaya baktığımızda da en önemli özelliğin mücadeleciliğin ve pes etmemen. Sence bu tip durumlar sahadaki karaktere de yansır mı?
Kesinlikle yansır, sonuçta insanların karakterleri küçük yaşlarda oturuyor. Ben de İstanbul’a erken yaşta geldim ama bu hayat mücadelesi şeklinde olmadı çünkü buraya geldiğimde Darüşşafaka sayesinde çok rahat etmiştim ve büyük zorluklarla karşılaştım diyemem. Darüşşafaka, öğrencileri için büyük çaba sarf ediyor; bunu sadece kendi adıma değil, buradaki bütün öğrenciler için söyleyebilirim. Buna ek olarak burada çok önemli arkadaşlıklar da kazandım, sonuçta 10 sene aynı yatakhanede kalıyorduk. Ailemden çok onları gördüm ve artık onlar da ailemin parçası gibi oldu.
 
Aileni çok özlüyor muydun?
Elbette özlüyordum ama çok özledim dediğim zamanlarda İstanbul'a geliyorlardı ya da en kötü ben gidiyordum. O şekilde hallediyorduk.
 
Daha önceki sezonlar Acıbadem Üniversitesi ve Daçka ile alt liglerde, geçen sene de Yeşilgiresun forması altında Süper Lig’de süre buldun. TBL sertliğiyle bilinir, BSL’de de yeteneklerini daha üst düzey bir platformda sergileme şansına sahiptin. O dönemlerin sana nasıl bir faydası oldu?
Giresun'a gitmeden önceki asıl hedefim Süper Lig sahnesinde olabilmekti ve orada süre almalıydım. Süper Lig'de oynayıp oynayamayacağımı, yeteneklerimi ne kadar ileri götürebileceğimi görmem gerekiyordu. Buna uygun bir ortamın oluşmasıyla Giresun, benim için en doğru tercih olarak öne çıktı. Sadece benim için değil, yerli yabancı tüm oyuncular için böyle oldu. Baktığınız zaman Anthony Gill de şu an Khimki ile Euroleague son 8'inde. Giresun, gençler için bir projeydi ve orada daha rahat ve özgüvenli şekilde oynayabileceğimiz bir ortam oluştuğu için herkes oyununa çok şey kattı. İçeride oynadığımız maçlarda da farklı bir atmosfer vardı, taraftarımız sayesinde alt sırada hemen hemen hiçbir takıma kaybetmemiştik. Alt ligler konusunda da TBL sert ama TB2L bu konuda daha önde, orada bir nevi kavga dövüş ortamı vardı diyebilirim.
 
‘’Gençlere yönelik süre-para konusundaki bazı eleştiriler komik ve empati kurulmadan yapılıyor.’’
 
Eski koçun Orhun Ene, 19-23 yaş arası dönemin becerilerin paraya dönüştürülmesi gereken yaşlar olmadığını söylüyor. Aslında senin Giresun tercihin de bunun bir örneği. Senin durumunda olan diğer oyunculara da bunu tavsiye eder misin?
Tabii ki! 25 yaşından sonra da parlayan isimler var ama o yaşlar oyun karakterimizin oturduğu dönem, bu konuda Orhun abiye katılıyorum. Her yaşta oynayabilmek önemlidir ama o dönem ekstra önem arz ediyor. Oynayabilecekleri bir ortam varsa kesinlikle o takıma gitmeliler.
 
Bu konuda büyük takımlardan hiç ayrılmayan ya da gidip kısa sürede geri dönen genç oyunculara bazı eleştiriler oluyor. Bir oyuncu gözüyle sen bu tercihi nasıl değerlendiriyorsun?
Ben o tip eleştirilerin empati kurulmadan yapıldığını ve komik olduğunu düşünüyorum. Örneğin X oyuncu Giresun'a gidecek, 2 sene oynayacak. Sonrasında Fenerbahçe, Efes gibi büyük kulüplere döndüğünde koç onu 20 dakika oynatıp takımı onun üzerine mi kuracak? Benim fikrime göre oyuncu orada 8 sene kalıp uzun süre pişse dahi büyük kulüplere geldiğinde, ilk başta topu ona vermeyecekler. Bu durumun yaşla ilgili değil oyununu oturtmayla ilgili olduğu kanaatindeyim. Mesela Sinan Güler'den örnek verecek olursak, Galatasaray'da geçen sene takım onun üzerine kuruluydu. Ama bu durum kaç sene sonunda oluştu, bunu da düşünmek lazım. Belirli bir zaman geçti, özgüveni yerine geldi ve krediyi aldı. Yoksa oynamadan para kazanacağına git bir yerde oyna demek çok kolay, ben bunun parayla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca büyük takımlarda genel olarak böyle bir problem var çünkü Avrupa kulvarında üst seviyede mücadelede ediyorlar. Orada da çok istisnai bir durum oluşacak ki ilk etapta süre alabilesin.
 
Eleştiri konusu olan başka bir nokta da oyuncuların aile ve menajerlerinin çok fazla etkisinde kalması, bu konuda neler söylersin?
Haklı oldukları noktalar var tabii ama ailem benim için diğer her şeyden önce gelir. Sizin arkanızda duracak ve sizi destekleyecek birilerinin olmasını bilmek ya da başınız sıkıştığında yardım alabileceğiniz kişiler olması her insan için önemlidir, dolayısıyla aile ve menajerler de çok mühim. Ayrıca zaten kimse size silah zoruyla bir şey yaptıramaz, bu yüzden bu eleştiriye de katıldığımı söyleyemeyeceğim. Sonuçta çevrenizden tavsiye alırsınız ve son kararı kendiniz verirsiniz.
 
Araştırmalarıma göre senin Panathinaikos’a yönelik bir sempatin varmış sanırım…
O durum küçükken daha çok vardı çünkü taraftarları hoşuma gidiyordu. Oradaki atmosfer izlerken de büyük keyif veriyor. Ayrıca iyi bir taraftar desteğiyle oynamak her basketbolcunun hedefidir tabii, oyuncuya her zaman ekstra motivasyon kazandırır.
 
Türkiye dışında bir seçeneğin olsa ilk tercih Pana mı olurdu?
Aslında ‘’Kesinlikle şuraya gitmek isterdim.’’ dediğim hiçbir kulüp yok.
 
Antrenör bakımından özellikle çalışmak istediğin bir isim var mı peki?
Zaten şu ana kadar da Orhun Ene, Oktay Mahmuti, Trifunovic gibi çok önemli isimlerle çalıştım. Şu an koçluğumu yapan David Blatt de Cleveland'da koçluk yapıp buraya gelmiş bir isim.
 
Bundan iyisi Şam’da kayısı mı diyorsun yani?
Aynen öyle, daha iyisini beklemek biraz yüzsüzlük olur gibi (Gülüyor).
 
Bundan sonrası için en çok üzerine gideceğin nokta ne olacak, daha net bir 2 numara mı izleyeceğiz?
Aslında 1 numara oynamayı da çok seviyorum ama tabii iki pozisyonun da olumlu ve olumsuz yönleri var. Geliştirmek istediğim başlıca özelliklerim de şutum ve fundamentalım diyebilirim.
 
‘’Altyapıda sürekli yendiğimiz isimleri NBA maç özetlerinde görmek beni üzüyor.’’
 
 

Geçen sene ‘’altın jenerasyon’’dan NBA draftlarına giren 4 Türk oyuncu da seçilemedi, bunun sebebi olarak da genel olarak oyuncuların alamadığı süreler gösterildi. O jenerasyonun bir parçası olarak bu durumun neden kaynaklandığını düşünüyorsun?
Altyapıda sürekli yendiğimiz oyuncuları NBA özetlerini izlerken görüyoruz. Durum böyle olunca insan üzülüyor tabii, o turnuvalar da MVP olan arkadaşlarımız da vardı ama o gruptan sadece Cedi ve Furkan NBA’e gidebildi. Bence kesinlikle daha fazla kişinin orada olması gerekiyordu, aslında takım olarak çok önemli yeteneklere de sahiptik. Onlardan birkaçını daha orada görmek isterdim. Bir şey yanlış yapılıyor ama ne olduğunu ben de çözemedim. Aslında onların bizden neyi daha iyi yaptığını merak ediyorum. Oyuncular süre bulsa da bir şeyler eksik kalıyor.
 
Altyapılarda fazla taktiksel oynuyor olabilir miyiz? Sizin bronz madalya kazandığınız turnuvada çeyrek final bile görmeyen Finlandiya’da Lauri Markkanen ilk turdan seçildi mesela.
Hatta onlar sonuncu olmuştu. O takımda da aslında bir tane Markkanen vardı ve geri kalanı basketbol oynamaya devam ediyor mudur, onu bile bilmiyorum. Biz de ise takımda tek bir yıldız yoktu, 6 ana oyuncumuz vardı ve takım onların üstüne kuruluydu. Sen Finlandiya’dan örnek verdin, onun dışında Fransız ve İspanyollar da NBA’e bir sürü oyuncu gönderebiliyor. Bizde neden olmadığının sebebini merak etmekle birlikte bunun menajer ve ailelerden kaynaklandığını düşünmüyorum.
 
Basketbol dışında nelere ilgin var? Futbola düşkünsün galiba…
Dediğin gibi futbolu çocukluğumdan beri çok seviyorum, İstanbul’a gelmeden önce sürekli futbol oynardım. O alana olan ilgim hâlâ çok yüksek, özellikle Avrupa’daki maçları kaçırmamaya çalışıyorum. Bunun dışında Play Station’da iddialıyım, çoğu arkadaşımı her ne kadar onlar kabul etmese de yenerim. Futbol dışında da sevdiğim sporlar var. Yazları voleybol oynamayı severim, tenisle de çok uğraşmadım ama oynadığımda çok hoşuma gitmişti. Ayvalıklı olduğum için yüzmeye karşı da ekstra bir ilgim var, denize girince kolay kolay çıkmam.
 
Takımdan da var mı PS’de yendiğin isimler?
Takımdaki arkadaşlar biraz kötü oynuyor. Geçen sene Giresun’da Efe (Beşok) vardı, o biraz zorlar gibiydi ama Efe’ye sorsak o da kesin beni yendiğini söyleyecek.
 
Ses tonun da farklı ve bence seslendirme için çok uygun. Hiç düşündün mü?
Valla sen öyle dedin ama sesimi genelde kötü bulurlar, hatta Darüşşafaka’da okul arkadaşlarım sesimle çok dalga geçerdi (Gülüyor). Sen şimdi böyle bir argümanla gelince enteresan oldu. Kız arkadaşım da seslendirme dersine gidiyordu ama onu da görünce zor bir iş olduğunu anladım ve pek bulaşmadım.
 
Son olarak hedeflerini sormak istiyorum. 3 sene önce bu soruyu ‘’Euroleague’de maça çıkmak’’ olarak cevaplamışsın, şimdi bu hedef neye evrildi?
İnşallah kupayı alırsak seneye Euroleague’de olacağız. Bu gerçekleşirse kısa vadede o takımda oynayan bir oyuncu olmak istiyorum. Devamında da idealim, bunu sürekli hale getirip milli takımlarda da oynayan bir isim olmak. 
 
 

Yorumlar Okunma: 3395