BGL koçu Aydanarığ'dan Fenerbahçe'nin yarınlarına ümit veren mesajlar (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

BGL koçu Aydanarığ'dan Fenerbahçe'nin yarınlarına ümit veren mesajlar (Gençalp Kozan)

11-05-18 07:21
Bu sene hayata geçen Basketbol Gençler Ligi'nde Dörtlü Finallere kalan takımlardan biri de Fenerbahçe Doğuş oldu. Obradovic'in asistan koçlarından Erdem Can'ı altyapının başına getiren sarı-lacivertlilerde genç takımın başantrenörlüğünü de Serhan Aydanarığ üstlendi. Koçluğa Ankara Üniversitesi'nde başlayıp dönemin TBL takımlarından Orman Gençlik, Antalya BB ve son olarak Acıbadem Üniversitesi'nde başantrenörlük deneyimi yaşayan Aydanarığ bu sene altyapıya geri döndü ve genç, aynı zamanda tecrübeli koç BGL'nin kuruluş felsefesini hem söylemleri hem de uygulamalarıyla tamamen yansıtıyor. Yaklaşan Dörtlü Final vesilesiyle gerçekleşen buluşmamızda çıkış noktamız Fenerbahçeli gençler olsa da başta eğitim sorunsalı olmak üzere altyapılarla ilgili birçok sorunun üzerine giderken BGL ile gelen yeni sistemin avantajları üzerine detaylı ve öğretici bir basketbol sohbeti gerçekleştirdik. Ve tabii ki Obradovic ve Gherardini'nin kulaklarını çınlatmayı da ihmal etmedik. 
 
Fenerbahçe Doğuş altyapısı kupaları alsa da oyuncu yetiştirme konusunda bazı sıkıntılar mevcuttu. Bu sene Erdem Can’ın altyapının başına geçmesi ve sizin de buraya gelmenizle kulübün öncelik verdiği noktalarda, yani altyapı felsefesinde bir değişiklik oldu diyebilir miyiz?

Benim de kulağıma gelen eleştiriler vardı ama buraya gelmeden önce TBL’de çalıştığım için kendimden önceki dönemde eksikler nelerdi pek bilmiyorum. Bu sezon ise Erdem Can’ın altyapının başına geçmesi, aynı zamanda Zeljko Obradovic’in ilgisi ve Maurizo Gherardini’nin bizi yakından takip etmesiyle bir hareketlenme başladı. Açıkçası bu yıl önemli adımlar attığımızı ve ciddi çaba harcandığını düşünüyorum. Yeterli mi? Tabii ki değil çünkü amaç oyuncu yetiştirmekse önümüzde uzun bir yol var. Bu kulüpteki bütün antrenörlerin amacı kulübe, A takıma oyuncu yetiştirmek. Bu, bence zor bir hedef çünkü Fenerbahçe Avrupa’nın en başarılı kulüplerinden biri ve buraya oyuncu vermek ancak programlı çalışmayla mümkün olabilir. İlk adımı attık, devamının da geleceğine inanıyorum. Oyuncuların zihinsel, fiziksel ve fundamental özelliklerini geliştirip, umuyorum en kısa süre içinde, A takıma oyuncu verir hale geleceğiz.

''Günde 1.5 saat çalışıp Euroleague oyuncusu olunmaz''

 

 
Aslında başarı odaklı olmak Türk basketbolunun genel problemi. Hatta bunun son örneğini ‘‘altın jenerasyon’’da yaşamıştık. Onlar da bütün altın madalyaları topladılar fakat belki sahaya taktiksel bir oyun konduğu için A takıma geçişte bazı sıkıntılar oldu…

Bu konuda benim bildiğim tek yol sıkı çalışmak. Daha önce çalıştığım kulüplerde ve son 8 aydır Fenerbahçe’de gördüğüm şey yeteri kadar çalışmıyor olmamız oldu. Yani Türk basketbolcularının yeterince antrenman yapıp kendini bu işe adadığına, biz antrenörlerin de oyuncuları bu yola yeterince kanalize ettiğine inanmıyorum. Bir sporcu günde 3-4 saat antrenman yapsın ki istenilen noktaya gelebilsin, bütün kulüplere bakıp 4 saat çalışanların listesini çıkarmaya çalışırsanız muhtemelen bir elin parmağını geçmez. Günde 1.5 saat antrenmanla herhangi bir oyuncunun Euroleague’de oynama ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Bizim önce antrenmanı seven, kendini adayan oyuncular yetiştirmemiz gerekiyor ki bence bu da bir eğitim süreci. Yani genç takıma kadar oyunculara çok fazla yüklenmeyip o yaşa geldiklerinde birden ‘‘Çalışın!’’ demekle olmaz, minik takımdan itibaren antrenman yükünü programlı şekilde arttırarak ilerlemek gerekiyor.

Bu noktada antrenmanın şekli de önemli değil mi? Yani rakibe göre yapılan idmanlardansa oyuncuların bireysel yeteneklerini geliştirebileceği antrenmanlar uygulanmalı sanırım…

Genç takım için konuşursak çocukların bazı taktiksel hamlelere nasıl reaksiyon göstereceklerini öğrenmeleri açısından ufak tefek ayarlamalar yapmayı gerekli görüyorum fakat tabii bu bütün hafta rakibe çalışmak olarak algılanmasın, buna tamamen karşıyım. Bir yandan fundamentalı geliştirirken diğer yandan da taktiksel anlamda gençlerin zihinlerine ufak tefek yatırımlar yapmaktan bahsediyorum. Örneğin Euroleague’de bazen hiç idman yapmadan ikinci maça çıkmanız gerekebiliyor, böyle durumlarda takımlar rakip analizi için 1 tane video antrenmanı yapıyor. Bir oyuncunun o toplantıdaki görüntüleri izleyip analiz ettikten sonra sahaya yansıtabilecek hale gelmesi çok önemli çünkü bir sonraki seviyede buna da büyük ihtiyaç duyacak. Dolayısıyla genç takım seviyesindeki bir oyuncu bunu da tatmalı ama bence dozu çok ufak olmalı, yani maç kazanmak adına değil de onların bakış açısını genişletmek için yapmamız lazım. Ben de deniyorum ama maç kazanmak amacıyla değil.

Ana problemin ise fundamental olduğunu düşünüyorum ve bunu da bir örnekle açıklayabilirim: Euroleague’in düzenlediği Adidas Next Generation Tournament için Litvanya’ya gitmiştik. Lietuvos Rytas, 8 takım arasında tüm takımları 20-30 sayılık farklarla yenerek birinci oldu ve bu noktada çarpıcı olan attıkları farktan ziyade takımdaki herkesin sağ, sol el driplinglerinin, şut mekaniğinin ve pas verme tekniklerinin çok düzgün olmasıydı. Yani adamlar saha içinde birçok farklı durumla karşılaşıp nerede ne yapacağını hiç düşünmeden karar verebilir hale gelmiş. Bu ancak sürekli fundamental antrenmanı yaptırarak mümkün olur. Zaten en hızlı, en atletik oyuncular Litvanyalılardaydı demiyorum, en iyi dripling yapan onlardı diyorum. Bu ekstra yetenek gerektiren bir şey değil, çalıştırırsan kendi oyuncundan da aynı randımanı alırsın. O zaman ben de şu mesajı alıyorum: Yeteri kadar çalıştırmıyoruz ki onlar bizden daha iyi pas veriyor. Genetik faktörler devre girmiyor yani.

Milli takıma gelecek olursak, sonuçlardan bağımsız olarak, oyuncular 2-3 aylık periyotta sıkı bir çalışma dönemine giriyor. Burada asıl soru şu: Kulüplerine döndüklerinde geri kalan 7-8 ayda nasıl bir eğitim alıyorlar? Yani Türkiye’deki altyapılarda 2 metre boyunda bir sürü 5 numara olduğunu söylesem yeterince açıklayıcı olur sanırım. Bu oyuncunun küçük, yıldız takımlarında eline hiç top değmiyor ve bu çocuk 2 metrede kaldığı zaman da ağacı yaşken eğememiş oluyorsun. Sonuç olarak basketbolcu olma ihtimali en yüksek olan çocuk eline topu almadan büyümüş oluyor. Tabii biz şu an Fenerbahçe Doğuş olarak kendi kapımızın önünü süpürmenin peşindeyiz.
 

''Obradovic ve Gherardini'nin maçlarımızı takip ettiğini biliyorum''

 
Son dönemde gelen başarıların da etkisiyle, marka değeri olarak baktığımızda basketbolda en büyük kulüp Fenerbahçe Doğuş olarak gözüküyor ve altyapılara buradan gelecek katkı tüm Türkiye’ye mâl olacaktır diye düşünüyorum.

Bu sene Koç Zeljko Obradovic’in ve Genel Menajer Maurizio Gherardini’nin de maçlarımızı izleyip takip ettiğini biliyorum. Erdem Can zaten yoğun bir programın içinde olduğu halde sürekli bizimle beraber, birçok maçımızı yerinde izledi. Onun dışında yıldız, küçük takımlarının videolarını alıyor, antrenmanlara katılıyor. İzinli gününde mutlaka salona uğruyor. Ben Erdem Hoca’nın Fenerbahçe altyapısının seviye atlaması konusunda çok istekli olduğunu görebiliyorum. Ama tabii hemen olacak bir şey değil, altyapı sabır gerektirir. Zamana ihtiyacımız var fakat Obradovic, Gherardini gibi tecrübelerin bize el verip çalışmalarımızı görüyor olması beni açıkçası heyecanlandırıyor. Orada bizi doğru yola yönlendirecek bir çalışma yapıldığına eminim.

Gherardini aynı zamanda Kanada basketbolunu ayağa kaldıran isim ve kulubün genel menajerinin altyapıya bu kadar hakim olması sizin için çok büyük avantaj teşkil ediyordur muhakkak…

Basketbol departmanında magazinsel hiçbir şey göremezsiniz; orada sadece iş var, proje var, ‘‘Nasıl geliştiririz?’’ diye düşünme var. Başta Gherardini tarafından olmak üzere ‘‘Kimden ne kadar verim alabiliriz, hangi oyuncularımız gelecek vadediyor?’’ bunlar konuşuluyor. Şimdi siz gidip kendisine takımdan herhangi birini sorsanız onunla ilgili birçok bilgiyi sıralayabilir.

Geçen sene kazanılan Euroleague şampiyonluğundan sonra bir kesim tarafından şampiyonlukta yerli oyuncuların rolü çok tartışılmıştı. Bu sene Final Four’a kalan takımlara baktığımızda da yerli oyuncularından en az katkı alan takım Fenerbahçe Doğuş gibi gözüküyor. Sanırım artık geriye bir tek elde edilen bu başarılara kulübün içinden çıkmış oyuncuları dahil etmek kaldı, değil mi?

Bu bence sadece Fenerbahçe’nin değil, bütün Türkiye’nin problemi. Ama bu sorunu düzeltmesi gereken de A takım başantrenörü değil. O seviyelerde oynayacak düzeyde olmayan bir basketbolcunun sırf yerli olduğu için sahaya sürülmesini doğru bulmuyorum. Obradovic kulübü Euroleague şampiyonu yaparak Türk basketboluna müthiş bir katkı yaptı zaten. Burada sorumluluk biz altyapı antrenörlerine düşüyor, bu söylediğim her takım için geçerli. Bir çocukla 8-9 sene birlikte çalışıp doğru eğitim veremememiz durumu bu hale getiriyor. Eğer biz bunu başarabilirsek üst düzey koçlar da tabii ki o gençleri kullanır. Zaten o seviyede yabancıya yerliye değil; kim daha istekli ve çalışkan ona bakılır.

Diğer yandan da Avrupa’nın en iyi takımlarından biri olan Fenerbahçe Doğuş’ta 20-21 yaşında bir gencin oynayabilmesi hiç kolay değil ve bunu başarması için müthiş yetenekleri olması lazım. Bu konuda da federasyonun halihazırda üzerinde çalıştığı ara ligler çözüm olabilir, orada pişip daha sonra en üst seviyelere çıkabilirler.

Kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de pilot takım oluşturulma ihtimali var mı peki?

Konuşmalar var ama somut olarak böyle bir planımız yok, açıkçası pilot takım olsa orada oynatacak bir oyuncu havuzumuz var diyemem. Çünkü zaten genç takımımız Basketbol Gençler Ligi’nde (BGL) mücadele ediyor ve şu anki kadroda önümüzdeki sene için de yaşı tutan 9 sporcu var, hedef oyuncularımızın hepsi orada oynamaya devam edecek. Fakat ilerleyen süreçte yetiştirdiğimiz oyuncuların sayısındaki artışla 19-21 yaş grubunda bir birikme olursa uygulanabilir.

Banvit’teki oyuncular hem BGL’de hem de Bandırma Kırmızı adına TBL’de mücadele ediyor, burada da uygulanamaz mı?

O durumun sağlıklı olup olmadığı konusunda şüphelerim var. Banvit’ten herhangi biriyle bu konuda konuşmadığım için düşüncelerini bilmiyorum ama bence hem TBL’de hem de BGL’de oynamanın olumlu olduğu kadar negatif yönleri de mevcut. Oyuncularımızın hepsi aynı zamanda okullarına sporcu bursuyla devam ediyor ve bu sebeple sezon boyunca programlamayla ilgili inanılmaz zorlandık. Okul maçları da var ve onlar Pazartesi başlayıp Cuma bitecek şekilde oynanıyor, bu yüzden Ocak ayından sonra durum daha da karmaşıklaştı. Ocak sonuna kadar hafta içi her sabah 7.00’de özel antrenman yapıyorduk. Bu programa da her zaman sadık kaldık ama okul maçları da devreye girince oyuncular neredeyse antrenmanda uyuyacak kadar yorulmaya başladı. Biz de buna onları yenileyip toparlayacak idmanlar yaparak çözüm bulduk. Şimdi bu sürece bir de TBL maçlarını eklediğinizi düşünün…

''Yıldız takım sporcusu Euroleague'de oynuyormuş gibi okula gitmek istemiyor''

 

Okula gitme ihtimalleri kalmayacak ki ben de tam bu konuya değinecektim koç. Genç oyuncularımızın yurt dışındaki akranlarına baktığımızda verdikleri röportajdan bile daha sağlıklı bir eğitim sürecinden geçtiğini anlayabiliyoruz. Biz neden ikisini bir arada yürütmeyi başaramıyoruz?


İlk olarak bir oyuncunun eğitim kısmını göz ardı etmesi için 16-18 yaş çok erken. Ben bir sporcunun eğitimini aksatmasına kesinlikle karşıyım çünkü aynı zamanda zihinsel gelişimlerini de sürdürmeleri gerekiyor. Kabul ediyorum, özellikle büyük şehirlerde devreye trafiğin de girmesiyle antrenman-okul arasında git gel yapmak her geçen gün zorlaşıyor. Bu koordinasyonu sağlamak için çocuğun ve ailesinin çok disiplinli olması lazım. Örneğin Darüşşafaka’da oynayan Mert Akay’ı ele alalım. Alman Lisesi’nde başarılı şekilde eğitimini sürdürüyor ama ailesi de öyle bir destekliyor ki… Ama diğer yandan ‘‘Çocuğunu basketbolcu yapacağız, okuldan al.’’ desek düşünmeden yapacak aileler de var. Ben kendi adıma antrenmanları buna göre ayarlamaya çalışıyorum ama bu sağlanmadığında da ailelerin devreye girip çocukları zorlaması gerekiyor. Çünkü özellikle minik ve küçük takımlarda çocuklar yaşı itibarıyla okuldan kaçacak delik alıyor fakat aileler ve biz onları disipline edip okul ve basketbolu beraber götürmelerine zorlayabilirsek oyuncuların genç takımın sonuna kadar eğitimlerine aktif olarak devam edebileceklerini düşünüyorum. Tabii bu söylediğim A takıma çıkanlar hariç ki zaten onlar da 8-10 kişilik bir grup. Bunun dışında kalan 3000 civarında basketbolcu var, onlara da Euroleague’de oynuyormuş gibi davranmamızın bir manası yok. Yani çocuk yıldız takım sporcusu, sanki A takımla Euroleague oynuyormuş gibi okula gitmiyor. Bunu kabul etmiyorum. Fenerbahçe gibi büyük bir camiada bile belki bir, belki iki oyuncuyu A takım antrenmanlarına verebileceğiz. Belki de hiçbir zaman A takımın kontratlı oyuncusu olmayacaklar ve Süper Lig’de başka bir takıma veya TBL’ye gidecekler. Bu kadar belirsizlik varken bir çocuğa ‘‘Sen okuma, basketbolcu ol!’’ demek çok yanlış.

Zihinsel gelişim kısmına gelirsek okula giden biri farklı konularda önce bilgi sonra da fikir sahibi olduğu için hayata bakış açısını doğrudan etkiliyor. Yarın basketbol bittiğinde komaya girmiyor ve diğer kanallara yönelebiliyor.

Son olarak da eğitim sistemiyle ilgili bir durumdan bahsetmek istiyorum. 2000’li oyuncularımızın 8.30’da dersi başlıyor ve 16.00’ya kadar sürüyor ki bu sürenin 3-4 saati boş geçiyor. Bunun yerine bu süreyi kısaltıp en verimli şekilde Türkçe, matematik, İngilizce eğitimi verilemez mi? Basketbol artık evrensel bir hal aldı ve dili İngilizce, biz de çocuklara orada boşa zaman harcayacaklarına bunun eğitimini en doğru şekilde vermeliyiz. Bu sadece bizim yapabileceğimiz bir şey değil tabii, federasyon ve bakanlığın işbirliğiyle ya da ABD’deki gibi altyapıların okulda olmasıyla çözülebilecek bir sorun. Bize düşen de çocukları eğitimlerine devam etmeleri için zorlamak.
 

"BGL sayesinde oyuncular kendilerini basketbolcu gibi hissetmeye başladı''

 

Taktiksel düşünmenin gençlerin olgunlaşmasına bulunacağı katkıdan bahsetmiştiniz. BGL’nin deplasmanlı bir lig olması ve oyunculara daha profesyonel bir zemin sunması da gençlerin A takıma kafaca hazır olmalarını sağlar mı?


BGL’nin bu anlamda büyük etkisi oldu. Önceden çocuklar sezon sonundaki Türkiye Şampiyonası’na kadar sadece bölgesel bazda maçlara çıktığı için A takıma çıktıklarında oradaki atmosferi yadırgıyorlardı. Bir de orada programlar haftalık belli oluyordu, bir dahaki maç nerede, ne zaman belli değildi. Şimdi hem program yapmamız çok kolay hem de oynadığımız maçların hepsi kaliteli. BGL kurulmadan önce Türkiye Şampiyonası’na kadar İstanbul’da bile sadece 4 ya da 5 kaliteli maç yapabiliyordunuz, bu sezon ise 8 ay boyunca çok iyi maçlar yaptık. Bu noktada Anadolu takımlarının kat ettiği gelişme de çok önemliydi. Mesela ligi sonuncu bitiren Sakarya’nın da o kadar yakın geçen maçları var ki… Ayrıca o takımın sezon boyunca gösterdiği gelişme rahatlıkla fark edilebilir durumda, bunu da rekabetçi maçlar oynayarak başardılar.

Bununla birlikte oyuncuların bu sezonki maçlara daha profesyonel ve ciddi baktıklarını gözlemledim, yani kendilerini basketbolcu gibi hissetmeye başladıklarını düşünüyorum.

Kariyerlerini şekillendirirken de bu ligde geçirdikleri 1-2 senenin çok kritik önemi olacağı kesin, sonuçta daha çok göz önündeler… 

Kaybolacağını düşündüğüm en az 6-7 oyuncu bu sene BGL’de çeşitli takımlarda şans bularak ciddi ilerleme kaydetti. Belki BGL olmasa TBL ya da TB2L’ye gidip orada bir takımda kaybolacaklardı çünkü bazı takımlarda organizasyonlar çok iyi olmayınca o şartlara direnemeyebiliyorlar. Ama çocuklar bu yıl BGL’de ellerine geçen şansları iyi kullanıp birçok takımın dikkatini çekmiş oldular ve bir nevi kaderleri değişti. Bu ligin iyi oyuncularına benzer özellikte neredeyse her BSL takımında iki üç tane oyuncu var. Örneğin bu ligde öne çıkan bir oyun kurucu herhangi bir BSL takımında üçüncü guard olarak oynayamaz mı? Tabii ki oynayabilir çünkü her şeyden önce Amerikalının karşısında iyi antrenman verecek kapasiteleri var. 5 yabancı alan takımlar da var, öyle kulüplerde yerlilerin rolü çok daha kritik. Yerliler yabancılar karşısında iyi antrenman versin ki yabancılar da yükselip takımı sırtlasın. Haftada tek maç yapan takımlar için antrenman sertliğinin önemi daha da kritik. Mesela Eskişehir Basket’ten yola çıkalım. Onların Türk oyuncuları iyi olmak zorunda çünkü antrenman iyi geçmezse yabancıların performansı da düşer, böylece takım dibe iner. Ayrıca herkes yıldız olacak diye bir kural yok, yardımcı oyunculara da ihtiyaç var. Tabii ki Türk basketboluna yıldızlar kazandırmak istiyoruz ama sadece yıldızlarla olmaz. BGL her iki tip oyuncunun gelişimine de fırsat tanıyor.

Bu sene BGL oluşumunun ilk yılı ve anında çok büyük değişimler de beklememek gerekiyor, değil mi? Milletçe pek başaramadığımız üzere uzun vadeli düşünmemiz lazım yani…

İnsanlar ilk sene sonrası hemen verim bekler mi bilmiyorum ama ben Gençler Ligi’nin yararlarını birkaç sene içinde çok net bir şekilde göreceğimizi düşünüyorum çünkü gençler BGL sayesinde profesyonel basketbola geçmeden önce bir maça nasıl hazırlanacaklarının, antrenmanlarda neler yapmaları gerektiğinin çoktan farkına varmış oluyor.

Kısa vadede de İstanbul’da olduğumuz halde bize bu kadar ciddi katkı verdiyse diğer şehirlere çok daha büyük etkisi olmuştur diye düşünüyorum. Örneğin TED Ankara Kolejliler ve Pınar Karşıyaka da bu projeden çok iyi faydalandı. Bence Ankara ve İzmir’de basketbolun geriye gitmesinin sebeplerinden biri de yeteri kadar kaliteli maç yapamamalarıydı. Bu rekabeti sağlayamadığımız için oyuncular üstüne koyamıyorlardı, artık durum değişmeye başlayacak.

Bir de eski sistemde ‘‘Onur Alp’ten 70, Ömer Faruk’tan 90 sayı’’ gibi manşetler görebiliyorduk ve bu da oyunculara A takıma çıktıklarında zaman zaman haksızlık etmemize yol açabiliyordu. BGL’de ise daha çetin geçen maçlarla daha iyi pişmiş oluyorlar esasında…

Mesela bu sezon da 30-40 sayı atan oyuncular oldu ama bu sayıları daha yakın geçen maçta attılar. Bence 85-80 biten maçta atılan 25 sayı, 100-50 biten maçta atılan 70 sayıdan daha değerli ve oyuncuya çok daha fazla şey katıyor.
 
  ''BGL gerçekten ihtiyacı olanların oynaması gereken bir platform''

18 yaşında (1999 doğumlu) üç oyuncu kotası doğru şekilde kullanılıyor mu, sizce bir dahaki seneler bu kontenjan azaltılmalı mı?

99’lu olmasına rağmen BGL sürecini tamamlamış, çok fazla yararımızın olabileceğini düşünmediğim bazı oyuncular var. Özellikle A takım ile antrenmanlara, maçlara çıkmaya başlamış bir oyuncunun buradan çok fazla verim alabileceğini düşünmüyorum. Sadece, Allah korusun, sakatlık gibi istisnai durumlarda bu tip oyuncular burayı geri dönmek için basamak gibi değerlendirmeli. Bence BGL gerçekten ihtiyaç duyan oyuncuların oynaması gereken bir platform.

Soruya gelecek olursa azaltmak değil de doğru oyuncuyu tespit etmek önemli. Örneğin Efe Ergi Tırpancı’dan yola çıkacak olursak 2 metre olduğu için daha önce forvet pozisyonunda oynuyordu ama biz onun yeteneklerini göz önünde bulundurarak 1 numaraya çektik. Zaman zaman zorlandığı yerler olsa da bu sene ciddi aşama kaydetti ve bence bir sezon daha bu takımda oynaması Ergi açısından çok önemli. Çünkü geç kalınmış bir durum vardı ve zaman kaybetmişti ama BGL sayesinde onu A takıma hazırlama fırsatı elimize geçti. Yani sonuç olarak kontenjanın iki ya da üç kişi olmasının çok önemi yok, burada mühim olan o kontenjan için hedef oyuncular belirleyip onların üzerine gitmek. Adem Bayrak keza aynı şekilde 4 numara oynayan fakat fiziksel özellikleri 3 için daha elverişli olan bir oyuncu, biz de onu sezon içinde 2 pozisyonda da kullandık. Seneye onun da yeni pozisyonuna adaptasyonu açısından burada devam etmesini çok isterim.

Bu arada anlattıklarım bizi saha içinde zaman zaman çok zorluyor, istatistiklere baktığınızda top kayıpları hanesinde anormal sayılar görebilirsiniz ama şu bir gerçek ki acı çekmeden oyuncu yetişmiyor. Yani neşteri yeri geldiğinde vurmanız lazım, sonucunda ıstırap da çekeceksiniz ama minik takımda yapma, küçüklerde yapma… Ne zaman en yüksek verim verebileceği pozisyona yönelecek bu çocuklar? Bir noktada top kaybede kaybede orada oynamasını öğrenecek, olmuyorsa da elenecek; başka bir yol yok. Ama bu acıyı çektiğimiz halde Dörtlü Finallere kalmayı başardık. 2 metre boyunda ilk kez guard oynayan oyun kurucumuz var ve 4 tane 2001 doğumlu, ortalama 20 dakika süre olan oyuncuya sahibiz ki bu dönemlerde iki yaş fiziksel anlamda çok şey fark ettirir. Ama biz yine de 99’luları 2. grup etabına kadar zaman zaman oynattık ve onların yerine oynayan 2001’li arkadaşlar da aslan gibi mücadele ettiler.
 
Bu sezonun öne çıkan isimlerinden Cengizhan İvedi ile ilgili nelere söylemek isterseniz, genel olarak takımda önemli yerlerde görmeyi beklediğiniz isimler kimler?

Gelecekleri noktayı kestirmem zor ama fiziksel özellikleri sebebiyle daha yukarı gitme imkanı olan sporcular var. Mesela Ergi’nin pozisyonuna göre çok uzun olması çok büyük avantaj. Saha görüşü zaten çok iyi, şutunu da geliştirirse çok değerli bir oyuncu olabilir. Aynı şekilde İsmail Karabilen… 2.06 boyunda ve 4 numara, onun da fiziksel olarak güçlendikten sonra önü daha da açılacaktır.

Takım için konuşacak olursam gerçekten sezon boyunca herkes çok disiplinliydi. Haftada 2 veya 3 kez sabah 7.00’de idmanları oluyordu ve hiç aksatmadılar, bir gün bile ‘‘Of!’’ diyen çıkmadı. Antrenmanlarda da çoğu zaman tempoları çok iyiydi. Bütün oyuncularımın gösterdikleri karakterden ayrı ayrı çok memnun kaldım bu sezon. Bunu bu takımda sağladık, şimdi önemli olan süreklilik kazandırmak. Yani altyapının tüm kategorilerine bu disiplin yansımalı.

Soruya gelecek olursak Cengizhan sezon başında yapması gerekenlere fazla konstanre olmadan, her şeyi azar azar yapmaya çalışarak oynuyordu. İçgüdüleriyle oynamayı seven bir oyuncu ama devamında ondan istediklerimizi kafasında oturttu. Bir de şimdi sadece Cengizhan’dan bahsedersem diğerlerine haksızlık etmiş olurum. Cem Kırcıman ve Ekrem Sancaklı da bu sezon beni en çok mutlu eden oyuncularım arasındaydı. Zaman zaman takımın tüm parçalarından olağanüstü katkılar aldık ama bunun sürekliliğinde sıkıntı yaşadık. Bu yaşlarda maçtan maça iniş çıkışlar daha sık gözlemlenebiliyor, biz de bu dalgalanmaları önleyip oyuncuları istikrarlı bir seviyeye getirebildiğimizde başarılı olmuş olacağız. Tüm oyuncularım için bunu düşünüyorum.

Bu dalgalanmalar sonuçlara da yansıdı diyebiliriz. Final Grubu’nu 5. tamamlamıştınız ama sonrasında Pınar Karşıyaka’yı 2-0 ile geçtiniz…

Ahmet Can Duran’ın takıma katılmasının da çok kritik rolü oldu. Zaten sezon planlamamızda bu vardı, yani şu anda takımda taşlar yerine iyice oturdu. Ahmet gelmeden önce de İsmail ve Hamza’nın pota altını çok iyi çekip çevirdiğini düşünüyorum. Bir yandan da Ahmet 99’lu olduğu için onun yarattığı fiziksel avantajı iyi kulanıyoruz, artık takımlar sezonun diğer kısmında kurduğu üstünlüğü kuramıyor. Bunun dışında Ahmet oyunu çok iyi bildiği için guardımız Ergi’ye de büyük yardımları var. Özetle şu an tam olarak istediğimiz noktadayız.
 

''A takımlarda oyuncuların negatif yönleri saklanır, biz ise üzerine gidiyoruz''

 

Dörtlü Finaller Sinan Erdem Spor Salonu gibi çok büyük ve dolu olduğunda atmosferi etkileyici bir salonda oynanacak ve oyuncular için spotların altında geçirecekleri iki gün vadediyor… Aynı zamanda maçlar beIN Sports’tan canlı yayınlayacak ve çoğunun ilk defa bir maçı televizyonda olmuş olacak. Bunları göz önünde bulundurduğumuzda örneğin Ergi’nin öyle bir atmosferde son topu kullanması çok büyük artılar getirir, değil mi?

Final Four gençlerin bu tecrübeyi yaşamaları için planlanmış bir organizasyon. Bazı oyuncular bu heyecanın üstesinden daha rahat gelirken bir kısmı da zorlanacak ama aslında böyle maçları sadece yaşamak bile tüm oyuncular için çok önemli tecrübe olacaktır.

Bütün pozisyonlarda iyi birer basketbolcu olacağına inandığım oyuncular var ve bu beni çok heyecanlandırıyor. Anadolu Efes’te Yiğitcan Saybir de büyük olasılıkla oynayacak. Önümüzdeki seneler Süper Lig’de izleyeceğimiz oyuncuları cuma cumartesi izleme fırsatı bulacağız. Sahadaki rekabet de oyunculara olumlu anlamda geri dönecek, böyle heyecanlarla erkenden karşılaşmaları onların lehine.

Sanırım bu noktada taraftarların salonu doldurmaları da Türk basketbolunun gelişimi açısından ayrı bir önem taşıyacak çünkü ne kadar çok taraftar gelirse oyuncular o kadar alışkın olmadıkları bir atmosferde oynamış olacaklar. Sizin Fenerbahçe taraftarlarına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Fenerbahçe taraftarının şöyle bir özelliği var: Eğer kulüp aracılığıyla bilgilendirmeyi iyi şekilde yapıyorsak taraftarımız maçlara bir şekilde geliyor ve desteğini esirgemiyor. Mesela Uşak’ta oynadığımız maça 1000 Fenerbahçeli gelmişti. O maçta o kadar şaşırdım ve mutlu oldum ki… Dörtlü Finallerde de iyi organize olursak güzel bir destek alacağımızı düşünüyorum. Umarım diğer takımların taraftarları da gelir ve Sinan Erdem’de güzel bir atmosfer oluşturabiliriz.

Şu ana kadar her zaman maç kazanmayı değil, oyuncu yetiştirmeyi önemsediğinizi vurguladınız. Fenerbahçe Doğuş’un Final Four’daki parolası ne olacak?

Sene boyunca oyuncuları hiçbir zaman gelişimini olumsuz etkileyecek şekilde kullanmadık. Mesela A takımlarda oyuncuların dezavantajlı özellikleri saklanıp yapabildiği şeyleri sergilesin diye uğraşılır. Örneğin oyuncunun sol dribblingi zayıfsa sağa tarafa gideceği bir set oluşturursunuz. Altyapıda ise bunu kesinlikle kabul etmiyorum, tüm sezon boyunca oyuncularımızın konsantrasyonunu ilk olarak yapamadıklarına yönlendirmeye çalıştım. Tabii finalde de bunu yapalım demiyorum ama yine de oyunculara zarar vereceğini düşündüğüm bir şekilde asla oynamam. Şüphesiz kazanmak için ama bir yandan da her zamanki mantalitemizle sahada olacağız. Çocuklar finalde olmayı çok istiyor, elimizden geleni yapacağız.
 

Yorumlar Okunma: 5681