maltepe escort

alanya escort

kartal escort

 Doğu-Okyanus Ötesi: Funda Nakkaşoğlu (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

Doğu-Okyanus Ötesi: Funda Nakkaşoğlu (Gençalp Kozan)

02-07-18 14:40

‘‘Yanlış Batılılaşma’’ tabiriyle lise yıllarınızda defalarca karşılaşmışsınızdır, Tanzimat Dönemi’nde gelen yenileşme hareketini yanlış anlayıp günlük hayatına züppeleşme olarak yansıtanlar için kullanılır. Günümüzde de özellikle Avrupa’ya giden Türk ailelerinde bu ve benzeri eğilimleri görmek mümkün. Ancak bugünkü konumuz hem düşünsel, hem de coğrafik anlamda anlattıklarımın tam tersi yönde hareket eden Funda Nakkaşoğlu. 23 yaşındaki Funda; okyanusun neredeyse en doğusunda, Avustralya’da büyümüş bir Türk kızı. Scottie W(V)ilbekin’in de parladığı, NCAA ekibi Florida Gators’ta forma giyiyor. Farkı, okyanus ötesinin onu ‘‘yanlış’’ olarak tabir edilen tarafa değil; Doğu-Batı, daha doğrusu ‘‘Doğu-Okyanusya’’ sentezine sevk etmiş olması. Övgülerime yüzü kızararak yanıt verse de Funda’yla uzun uzadıya ekonomi, politika konuşurken özgüvenini fark etmeniz mümkün.

A Milli Takım’ımızın çiçeği burnunda oyun kurucusunu elbette leylekler dünyaya getirmedi. Funda, Menekşe-Can Nakkaşoğlu çiftinin kızı. Babası Can abiyle röportaj öncesi tanışma fırsatı buldum, ‘‘Aman fazla reklam yapmayalım.’’ diyerek beni sıkı sıkı tembihledi. Ben de Funda’daki mütevazı tavırların kaynağına böylece ulaşmış oldum. Söyleşimiz bitince hep birlikte metroya bindik, normalde eve dönerken kendi kendime röportajın kritiğini yapıp ‘‘Acaba hakkını verebildim mi?’’ minvalindeki sorularıma yanıt ararım fakat bu sefer tatlı sert baba-kız şakalaşmalarıyla karşı karşıyaydım. Yüzümüzden gülücüğün eksik olmadığı kısa yolculuğun ardından onları özledikleri tereyağlı iskenderle buluşmaya uğurlarken ben de kulaklığımı takıp evin yolunu tuttum.

Baban ilk antrenörünmüş, evde nasıl bir atmosfer olduğunu merak ediyorum. Muhtemelen eline ilk aldığın şey basketbol topuydu…

Tam olarak dediğin gibi! Evimizin duvarında bir resim vardı. Çok küçüğüm, üzerimde basketbolcuların giydiği bir şort ve tişört var, elimde de bir basketbol topu... Aslında bu fotoğraf çocukluğumun da özeti gibi, yani babam bir şeyleri tutabilecek kadar büyüdüğümde elime bir basketbol topu vermiş desem yanlış olmaz (Gülüyor). Bunun dışında babamla sürekli NBA, Euroleague ve Avustralya'daki lig maçlarını izlerdik. Onun sayesinde bir nevi basketbolun içine doğdum. Bunun dışında spor hayatımda hep oldu, birçok farklı branşla uğraştım. Hatta annem de eskiden voleybol oynamış fakat babamın basketbola duyduğu büyük sevgi baskın gelmiş olacak ki ben de basketbolcu olmaya karar verdim.

 

 

Kafanda her zaman basketbolcu olmak mı vardı, başka bir ihtimali aklından hiç geçirmedin mi?

Şimdi düşünüyorum da biraz öyle olmuş sanki... O klasik "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusu geldiğinde "Basketbol oynamak istiyorum." diye cevap veriyordum. Ama öyle kesin bir zaman dilimi söyleyemem, basketbol benim için bir oyundu ve ben bu oyunu hayatımın geri kalanında da oynamaya devam etmek istiyordum sadece. 

Doğup büyüdüğün Melbourne dünyanın spor başkentlerinden birisi. Profesyonel sporcu olmasan da sporun bir şekilde içinde olurdun sanırım.

Büyük ihtimalle! Avustralya'da spor eğitim hayatınızın bir parçası. Ben de jimnastik, atletizm, yüzme, voleybol gibi birçok alanla ilgilendim. Şimdi sayınca fark ettim de neredeyse hepsiyle haşır neşir olmuşum (Gülüyor). Ama basketbol hepsinin üzerindeydi, ilgimi her zaman oraya kanalize ettim. Ama bir dönem okulda jimnastik ile basketbol arasında bir tercih yapmamı ve boyumdan dolayı jimnastiği tercih etmemin benim için daha iyi olacağını söylemişlerdi çünkü o dönem iyice kısaydım, sonradan boy attım. Açıkçası bu ikilem çok da umurumda olmadı ve keyif aldığım şeyi yapmaya devam ettim. 

Araştırırken geçmişte 200 ve 400 metre koştuğunu gördüm, derecelerin iyi miydi? 

Aslında sprint için çok uygun değildim, dayanıklılık yönüm ağır basıyordu ve 800, 1500 metrede daha başarılıydım. Onun sebebi de basketboldaki kondisyonum. Yani atletizm ile sadece okul yarışlarında uğraştım, profesyonel olacak kadar iyi derecelerim yoktu.

Bir yandan da takımını hızlı oynatmayı seven bir guardsın bunun sebebi atletik özelliklerin olmadığına göre nasıl açıklamak daha doğru olur?

Bu noktada sahada bazı hareketleri doğru ve çabuk yapmanız büyük önem arz ediyor, bunu da basketbol IQ'su ile birleştirdiğinizde daha ekonomik oynayıp takımınıza hızlı bir oyuncu ile aynı ayarda katkı verebiliyorsunuz. Ben de bu yüzden NCAA'deki en atletik konferans olan SEC (Southeastern Conference)'de atletizm konusunda sırıtmamak adına çabuk oynamaya gayret ediyorum.

Bahsettiğin hareketlerden birisi de sahanın bir ucundan diğer ucuna attığın uzun paslar. Bunu çok sık deniyorsun ve yaparken çok fazla top kaybı yaptığını görmüyoruz. Çok fazla fundamental antrenmanı yapmış olman sayesinde mi böyle?

Alt yaş kategorilerinde çok fazla dripling antrenmanı yaptım ve bu da zamanla top hakimiyetimin güçlenmesini sağladı. Çalışmalar esnasında da koçlarım görüş açımı genişletmek için her zaman başımı dik tutmamı söylerlerdi. Bunun dışında sahayı bir bütün olarak ele almayı seviyorum, bu oyun tarzı hoşuma gidiyor. Atletik oyuncularla oynadığım için de şanslıyım, yarı sahaya çabucak ulaştıkları için uzun paslar maç içinde benim için birinci opsiyon haline geliyor.

Milli takımda ise durum daha farklı, Koç Ekrem Memnun genellikle düşük tempoyu tercih ediyor. Bu konuda anlaşabiliyor musunuz?

Bu sene oyun ritmiyle ilgili bir değişiklik olduğunu söyleyebilirim. Koç ilk önce geçiş hücumunda şansımızı denememizi söylüyor, eğer oradan bir şey çıkmazsa sete oturuyoruz. Tabii bu seviyelerde savunmalar da çok hızlı yerleştiği için transition esnasında her şeyi kusursuza yakın yapmalısınız.

Milli takıma seçilme hikâyen biraz ilginç, Ekrem Memnun seni televizyonda görüyor. Ayrıntıları senden alalım (Gülüyoruz).

O dönem Avustralya Ligi'ndeki takımımın genç, gelişmesi beklenen oyuncusuydum. Takımda birkaç kişi sakatlanınca bazı maçlarda koç bana süre vermişti. Meğerse Ekrem Hoca da o sıralar Galatasaray için bizim ligden oyuncu bakıyormuş. İzlediği maçlardan birinde ismimi görünce Türk olduğumu tahmin etmiş ve etrafındakilere sormuş. Onlar da "Avustralya Ligi'nde oynayan Türk oyuncu yok." diyince Ekrem Hoca soyadımın etkisiyle Yunan'ım zannetmiş. Tabii sonrasında internet üzerinden biraz daha araştırma yapınca işin aslını anlamış ve aynı zamanda NCAA'de Utah State adına oynadığımı fark etmiş.

Telefonla ilk konuştuğunuzda koç sana ne söylemişti, hatırlıyor musun?

Yine bir kampa çağırmıştı ama çok istekli olmama rağmen okulla ilgili bazı işlerim olduğu için katılamamıştım. Sonrasında 2016 Rio Olimpiyatları kampı için Slovenya'ya davet edildim ve son 12'ye kalamasam da benim için bir ilki gerçekleştirmiş oldum.

Avustralya'da bazı gazetecilerin "Keşke Funda'yı Türklere kaptırmasaydık." minvalinde yazılarını gördüm. Hangi milli takımda oynayacağınla ilgili ikilemde kaldın mı?

Avustralya'daki federasyondan genç takımlar dahil hiçbir zaman çağrı gelmedi ki. Ben zaten Türk'üm. Annem ve babam da Türk, dolayısıyla aklımdan Avustralya milli takımında oynamak geçmedi. Ama belki de Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan önce Avustralya bana ulaşsaydı durum farklı olurdu, bunu yaşamadan bilmek mümkün değil.

2012 Londra Olimpiyatları öncesi Ankara’da düzenlenen elemelerde tribündeymişsin. Perilerin tarihte bir ilki gerçekleştirip Olimpiyatlara katılacak olması seni çok özendirdi mi, o gün sahada olmayı hayal etmiş miydin?

Tabii ki! Olimpiyatlar bir sporcunun ulaşabileceği en yüksek nokta. Ben de o dönem ve sonrasında maçları hiç kaçırmıyordum ve milli takımla ilgili neredeyse her şeye hakimdim (Gülüyor). Babamla da "Orada oynasam..." şeklinde çok fazla diyalogumuz olmuştur.

Mezun olduğun Florida Üniversitesi de çok fazla olimpik sporcu yetiştirmiş bir okul. 2 olimpiyat altını bulunan DeLisha Milton-Jones gibi bir WNBA yıldızı, yüzmede Michael Phelps’in ardından ABD’den çıkan en önemli yeteneklerden Ryan Lochte, yine yüzmenin yükselen yıldızı Caeleb Dressel sayabileceğim isimlerden bazıları. Okul değiştirirken bu isimler seni etkiledi mi?

Bu kadar fazla sayıda olimpik ve yıldız statüsü kazanmış sporcunun oradan mezun olması okulun spora ne kadar büyük önem verdiğini gösteriyor aslında. Utah'tan Florida Üniversitesine geçerken de okulun bir sporcuya katabileceği değerler benim için ilk kriterdi. Florida'daki bu mantalitenin bir parçası olmak istedim ve pişman da olmadım.

Bu tarz önemli spor figürlerinden iletişime geçtiğin ya da hayranlık duyduğun biri var mı?

Asistan koçlarımızdan Murriel Page WNBA'de oynamış, zaten sürekli beraber olduğumuz için ondan kapabileceğim çok fazla şey var. Onun dışında White Chocolate (Jason Williams) okulu ziyaret ettiğinde çok heyecanlanmıştım. Çocukken çok uzaklardan izlediğiniz birini her gün gidip geldiğiniz okulunuzda görmek insanı mutlu ediyor. Ve aynı zamanda o ve benzeri figürlerin geçmişte geçtiği yolları yürüyor olmak ayrı bir gurur kaynağı.

Florida State’teki antrenörün Cameron Newbauer’in ‘‘Chuck it from the cheap seat (Rahatsan salla gitsin)!’’ şeklinde bir mottosu var. Neyi kastettiğini az çok tahmin ediyorum ama sen açıklığa kavuşturursan daha güzel olur.

Koç sahada üçlük atan oyuncular görmeye bayılıyor. Sözün anlamı da "Eğer şutunuzun gireceğine inanıyorsanız sahanın neresinden attığınızın bir önemi yok, korkmayın!" gibi bir şey. Bana da her zaman "Bu atış için yeterince çalıştıysan benim için girip girmemesi hiç sorun değil." der.

Şut yüzdene baktığımızda da yıllar geçtikçe artan; sırasıyla 31, 33 ve 37'lik bir oran göze çarpıyor. Koçundan gereken krediyi aldığın da aşikar, tek etken bu ve çalışmak mı peki?

Çalışmak bu işin olmazsa olmazı, takım antrenmanları haricinde de çok fazla şut idmanı yapıyorum. Bunun dışında kenara baktığınızda size güvenen bir koçunuzun olması büyük avantaj çünkü bu size özgüven olarak geri dönüyor ve konfor alanının sizin için zaten sağlanmış olduğunu hissedebiliyorsunuz. Bu sayede şuta kalktığınızda da basket olmasından başka bir ihtimali düşünmüyorsunuz. Bir de bu sene daha fazla üçlük deniyorum, maç temposu içinde şut atmaya alışmak da çok önemli.

Türkiye'de beklenen gelişmeyi bir türlü sağlayamayıp yüzdeleri stabil olan çok oyuncu var...

Bence bu oyuncu ve antrenörün iş birliğiyle sağlanabilecek bir şey. Bazen şut tekniğinizdeki çok küçük bir hata veya eksiklik yüzdenizi belirgin şekilde etkileyebiliyor. Florida'daki koçum da bu tarz küçük rötuşları çok önemser. Devamında da iş oyuncuya düşüyor çünkü eski alışkanlıklarınızdan kurtulup hareketi doğru yapabilmek için defalarca tekrar etmelisiniz. Özellikle liglerin tatil olduğu yaz ayları bu tarz hataları düzeltmek için iyi bir fırsat. 

Utah State’ten Florida’ya geldiğinde kural gereği bir sene forma giyemedin. Basketbolu çok özledin mi?

Gerçekten çok zordu, yıllardır yaptığın şeyi tribünden izlemeye çalışıyorsun ve insan maçta sadece koşmayı bile özlüyor (Gülüyor). Bir yandan da dışarıdan bir gözle baktıkça maçı antrenörün gözüyle okumaya başlıyorsun, bu da özellikle oyun kurucular için önemli bir avantaj. Zevk aldığım tarafı da "scout team" denilen, her hafta rakip takım hangisiyse ona göre hazırlanıp maça çıkacak olan takıma idman veren ekibin içinde olmam oldu. Her hafta başka bir oyuncunun taklidini yapıyordum yani.

 

 

Geçen sezon takımının skor lideriydin, yani dönüşün muhteşem oldu desek yanlış olmaz. Oynamadığın, ‘‘redshirt year’’ denen senede kendini nasıl motive ettin?

Bir sene sonra gerçek basketbola döneceğimin farkındaydım ve gelecekte nasıl bir yerde olmak istediğimi biliyordum. Yani kariyerime kolej bittikten sonra da elit bir sporcu olarak devam etmeliydim. Bütün bunları dilerken de sabah her kalkışımda hedeflerimi hatırlayıp çalışmaya devam etmem gerekiyordu. Kendime sürekli bunları hatırlattım.

Sezon içinde 51 kez üst üste faul kaçırmamışsın. 23 yaşında bir oyuncu için iddialı bir istatistik, değil mi?

Aslında bu istatistikten benim de haberim yoktu! Birisi bana "Bunu da sokarsan 50 olacak." demişti ve öyle öğrendim. Ama seri aynı gün bozuldu ve 52'nciyi kaçırdım. Bence söylemeseydi devam ettirebilirdim (Gülüyor).

Yemek yapmayı sevdiğini biliyorum...

Yemeyi de (Gülüyor)...

Maçta uzunlar ribaundu alıp topu sana verdiğinde herkes senden sıfırdan bir şeyler yaratmanı bekliyor, aslında yemek yapmak da biraz böyle. Oyun kuruculukla yemek yapmak arasında ne gibi benzerlikler olabilir?

Düşününce aklıma yemek tarifleri geldi. Basketbolda da setleri oynarken yemek tariflerinde olduğu gibi belli aşamaları takip etmek zorundasınız. Bir yandan da inisiyatif kullanıp yemeğinize yeni bir malzeme ekleme hakkınız var, basketbolda da bire bir oynayarak sahada beklenmedik şeyler ortaya çıkarabilirsiniz. Bunun dışında yaptığım yemekleri sevdiklerimle birlikte yemeyi tercih ederim ve sahada da asist yapmayı seviyorum, bu da benzerliklerden biri olabilir.

Galiba bir süre piyano da çalmışsın. Çok iyi bir eğitim hayatın var, sporcusun ve sadece bunlar bile çok yeterli gözükürken daha farklı alanlara da yöneliyorsun. Avustralya'daki eğitim sisteminin bu duruma bir katkısı oldu mu?

Avustralya'da herkes aynı anda farklı şeylerle uğraşmaktan hoşlanır ki bence de olması gereken bu. İnsan zekasının sadece ders ya da spora odaklanmaktan daha fazlasına elverişli olduğunu düşünüyorum. Büyüdüğüm yerde de insanlar kişisel farkındalığa sahip olup yeteneklerini maksimize etmek için uğraşıyordu. En azından sadece tecrübe etmenin ne gibi bir zararı olabilir ki? Her şey denemekle başlar.

Geçen ay itibariyle ekonomi bölümünden mezun oldun. Sayıları ve matematiği sevdiğini de biliyorum, bu alana olan ilgin maç sonunda istatistikleri analiz etme şekline yansıyor mu? Bilirsin bazı oyuncular istatistiklerini çok merak eder, maç biter bitmez kağıda bakar.

İstatistikler takıma verdiğiniz katkıyı tabii ki bir nebze yansıtır ama maç esnasında bu tarz şeylere odaklanmanın bilinçaltınızda yaratacağı baskıdan dolayı hem kendinize hem de zaman zaman takıma zarar vereceğini düşünüyorum. Maçın içinde attığınız bir fazla adım bile sonucu doğrudan etkileyebiliyorken sizin bireysel istatistiğinizin maçta değerli bir parametre olup olmayacağı şüpheli. Özellikle maçtaki karar anlarında bireysel istatistikleri beynimizden silmek en iyisi.

Şebnem Kimyacıoğlu yazları avukatlık yapıp kışın basketbol oynamaya devam ediyordu. Senin ekonomiyle ilgili benzer bir planın var mı?

Önceliğim basketbol ama ileride iş dünyasından cazip bir fırsat çıkarsa değerlendiririm belki. Yine de dediğim gibi basketbolda gelebildiğim en üst noktaya ulaşmak istiyorum, şu an aklımda bu var.

Biraz klişedir ama her genç oyuncuya mutlaka sorulur: Geliştirmen gereken yönlerin sence ne?

Daha güçlü ve sert olmalıyım. Profesyonel kariyerime sadece bir sene kaldı ve kolejde de son senemi iyi geçirmek istiyorum. Bu yüzden yaz boyunca ağırlık vereceğim noktalardan biri kuvvet çalışmaları olacak.  

Kolejde 4 sene geride kaldı, transferden dolayı ligde oynayamadığın 1 sezonu bu sene tamamlayacaksın. Artık oradaki basketbola tamamen alıştığını söyleyebiliriz. "March Madness"ı yaşamak için artık doğru zaman, değil mi?

Kesinlikle! Önümüzdeki sezona dair en büyük idealim bu. Utah'tan Florida'ya gelme sebeplerimden birisi de NCAA Turnuvası'nda yer alabilmekti zaten. Ayrıca bu sene takımdan ayrılan çok kişi oldu ve kolejdeki 5. yılım olduğu için liderlik konusunda bana da büyük iş düşecek. Takımdaki yeni yapılanma devam ederken böyle bir sorumluluk almak heyecan verici olacak, merakla bekliyorum.

Gelecek yaz ne konuşuyor olacağız seninle ilgili, draftlara katılmayı düşünüyor musun?

Avrupa deneyimini yaşamak istiyorum, özellikle Türk takımlarında. Yıllardır televizyondan takip ettiğim oyuncularla karşılıklı ya da birlikte oynayacak olmak merak uyandırıyor. Ve tabii ki hem yerel ligin kalitesi hem de Euroleague'in WNBA'den sonra en zorlu platform olması bu isteğimi şekillendiren diğer etkenler. 

Yorumlar Okunma: 5048