Dünyanın "1" numarası olabiliriz (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Dünyanın "1" numarası olabiliriz (İlker Yıldız)

10-07-18 10:24
17 yaş altı (U17) Basketbol Dünya Kupası’nda oynadığımız ilk maç olan Porto Riko maçının sonunda “Bir maç üzerinden basketbolumuzun sorunları” başlıklı bir yazı yazmıştım. U17 Basketbol Dünya Kupası sona erdi; gençlerimiz büyük bir başarıya imza atarak dünya beşincisi olurken, turnuvada grubumuzdaki ilk maçımızda karşılaştığımız Porto Riko (yaklaşık 3,5 milyon nüfusa sahip) ise bronz madalya almayı başardı. Porto Riko’lu oyuncular fiziksel yetersizliklerine rağmen, fundamental üstünlükleriyle hem turnuvada beklemedik şekilde başarı göstererek üçüncü oldular, hem de ileride A takım seviyesine birçok oyuncu çıkaracaklarını gösterdiler.

Bu yazımda U17 Milli Takımımızın; ne turnuva değerlendirmesini, ne maçlarımızı, ne de oyuncularımızın performansını değerlendirmeyeceğim. Daha da önemli olduğunu düşündüğüm, basketbolumuzun dünyada en iyi olup istikrarlı bir şekilde zirvede kalması için “Ne yapmalı?” sorusuna cevap aramaya çalışacağım. Dün gece saat 02.30’da FİBA Youtube kanalından ABD-Fransa U17 Basketbol Dünya Kupası final maçını izledim. Maçı izlerken de bu yazımı kaleme alma adına sürekli notlar tuttum. U17 Erkekler Dünya Basketbol Şampiyonası düzenlendiğinden itibaren, 5 şampiyonluğu da Amerika elde etti. Adeta A Milli Takımlarında olduğu gibi. Pekâlâ, basketbol mantalitesi açısından bizim farkımız ve eksikliklerimiz neler? Bunu anlamanın en iyi yolu yine bir mukayese yapmak ve kendi basketbolumuzdaki eksiklikleri görmeye çalışmaktır.

Kanaatim şudur ki, bizler doğruları yapma adına basketbolda bir uzlaşı sağlarsak (TBF, Kulüp yöneticileri, antrenörler, basın, aileler, oyuncular ve diğer emeği geçenler), inanın; Avrupa, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonluklarının gelmemesi için hiçbir bir sebep yok. Ama zor olan, herkesin egosunu bir yana bırakması; basketboldaki doğruları ortaya koyup, hep birlikte uygulamaya geçirmek adına bütünleşmeyi sağlamasıdır. Umarım bütünleşmeyi sağlar ve A Milli Basketbol Takımımızın dünyanın bir numarası olmasını sağlarız. Şimdiden bu sözlerimi ütopya olarak görenler vardır. Hatta tebessüm edenlerde… Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı, bir şiirinde ne güzel söylemiş; ''İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar''. Benim basketboldaki en büyük hayalimde, A Milli Basketbol Takımımızın “dünya basketbolunun 1 numarası” olmasıdır. Hayal etmeden, hiçbir şeyi başaramayacağımızı unutmamalıyız.

Gelelim, U17 Dünya Basketbol Şampiyonası finalini izlerken edindiğim izlenimlere. ABD U17 takımı finalde Fransa U17 takımını 43 sayı farkla yenerken (95-52), ABD takımından kendimize çıkaracağımız dersleri ve bu şekilde basketbolumuzu ilerletme adına önemli notları maddeler halinde sıralamaya çalıştım. Aşağıda sıralı olan maddeleri kendi altyapı basketbol anlayışımıza adapte ettiğimizde ve pratiğe aktardığımız da, A Milli Basketbol Takımlarımız adına istikrarlı başarılar yakalayacağımızı düşünüyorum.

1) Amerikalı oyuncular sürekli hızlı oynuyorlar ve her zaman tempoyu ayarlayan takım olmayı tercih ediyorlar. Finaldeki rakipleri Fransa da atletik siyahî oyunculardan kurulu bir kadroya sahipti ama maçın başından sonuna kadar üstünlük Amerikalı oyunculardaydı. Demek ki ABD’li oyuncuları farklı kılan sadece atletizm özellikleri değil, bunun yanında fundamental üstünlükleri de belirleyici en önemli faktör olduğunu bir kez daha görüyoruz. Basketbolun ilk şartı fiziksel ve atletik özelliklerse; bu özellikleri anlamlı kılan olmazsa olmaz ise fundamental’dir. Avrupa basketbolunun en büyük eksikliği, oyuncuların atletizm eksikliğinden daha çok fundamental eksikliğidir. Daha sonra da oyuncuların becerileri yani basketbol zekâları gelmektedir (geçmişteki Avrupa basketbolundaki örneklere baktığımızda, günümüz Avrupa basketbolunda hem yetenekleri hem de aklıyla oynayan oyuncu sayısının gün geçtikçe azaldığını görüyoruz. Aklını da katarak oynayan oyuncu sayısındaki eksikliğin en önemli sebepleri olarak; çocukların tabiat içerisinde oyun oynayarak motor gelişimlerini gerçekleştirememeleri, tek boyutlu temas kurulan bilgisayar-TV-akıllı telefon-internet vs bağımlılıkları, basketbolu tutku olarak yapmak yerine bir an önce para kazanmayı amaçlama şeklinde özetleyebiliriz.)

2) ABD takım olarak, alan savunması yapmak yerine çoğunlukla adam adama oynamayı tercih ediyor. Amerikalı oyuncular küçük yaşlardan itibaren adam-adama oynamaya alıştırıldıkları için, doğal olarak da bu özelliklerini kullanarak rahatlıkla adam eksiltebiliyorlar. Hemen her oyuncu muhakkak çembere bakıyor ve her zaman ilk tercih olarak topla birlikte potaya doğru hareketleniyorlar. Çünkü bire-birde adam geçeceklerini biliyorlar ve bunu çembere doğru dikine hareketle avantaja çeviriyorlar. Diğer oyuncularda pozisyonu takip edip, muhtemel girmeyen atışları tamamlamak için hücum ribaundu kovalıyorlar.

3) Maç esnasında Amerika takımı oyuncuları çok az sayıda perdeleme ve handoff (elden ele verilen pas) kullanıyorlar. Oysa gerek finaldeki rakipleri Fransa ve gerekse biz adeta baş döndürücü şekilde perdeleme ve handoff kullanıyoruz. Neden altyapı Milli Takımlarımızda bu kadar perdeleme ve handoff pas kullanılır, çünkü oyuncuların adam eksiltemezse imdada bu yardımlar yetişirde ondan.

4) Her oyuncunun şut tehdidi var ve bu şut tehdidi her pozisyondaki oyuncu için geçerli. Bu şutların çoğunluğu da durağan haldeyken gelen pası çembere atma şeklinde değil, her biri kendi şutunu yaratabilecek şekilde gerçekleşiyor.

5) Savunmada her oyuncunun ellerinden daha çok, ayakları çalışıyor. Top neredeyse o yöne doğru takım olarak kaymalar gerçekleşiyor, sonrasında da rakip oyuncuyu adeta örümcek ağına düşmüş şekilde çaresiz bırakıyorlar. Rakip oyuncu kötü şut tercihine ya da kötü pas tercihine itilip, kapılan toplarla en iyi yaptıkları hızlı hücumu gerçekleştiriyorlar.

6) Amerika takımında maç esnasında topu alan oyuncu inisiyatif kullanmaktan çekinmiyor. Top kimdeyse, bir oyun kurucu gibi oyunu okuyor ve sorumluluk alıyor. Bu şekilde altyapıdan itibaren her oyuncu sahayı daha geniş açıyla görüp, oyunu okumaları sağlanıyor.

7) Oyuncuların her halinden sahada oynadıkları basketboldan keyif aldıkları görünüyor. Antrenör ve setler arasına sıkışıp kalmayıp, yeteneklerini takım disiplinine ve düzenine sağdık kalma koşuluyla rahatlıkla sergileyebilme imkânlarına sahipler.

8) Takım olarak, oyuncuların saha paylaşımının (spacing) çok başarılı şekilde yapıldığını görebiliyorsunuz. Bu kadar tempolu basketbolda, bu kadar başarılı saha paylaşımının olması, oyuncuların basketbol beceri ve zekâlarının da ön planda olduğunun göstergesidir.

9) Bütün oyuncular çok yönlü; kim PG, kim SG, kim SF, kim PF ve kim C olduğunu anlayamıyorsunuz. Her oyuncunun en alt yaş kategorisinden itibaren birden fazla pozisyonda oynayabilme özelliklerine sahip şekilde yetiştirildiği çok açık.

10) Antrenörlerinin çoğu adeta bir fundamental uzmanı. U17 takımlarının antrenörü Don Showalter’de hem çok tecrübeli biri, hem de oyuncular ile çok iyi iletişim kurabiliyor. Egosunu öne koyarak, oyuncu üzerinde baskıcı bir otorite kurma çabası içerisinde değil. Turnuva boyunca, 12 kişilik kadroda yer alan oyuncuların hepsinin süre ve sorumluluklarını çok iyi ayarladığını görüyoruz. Kadrodaki her oyuncusuna 10 dakika üzerinde süre ve daha da önemlisi sorumluluklar verdi.

Türkiye Basketbol Federasyonu yetkililerinin şu ana kadar yapmış olduklarını çok takdir ediyorum. TBF yetkililerinin üzerinde ciddi bir sorumluluk var ve bunu ellerinden geldiği kadar hakkıyla yapmaya gayret ediyorlar. Ben ve benim gibi yazarlarda Türk basketbolumuz adına yapılması gerekenleri, dilimiz döndüğünce aktarmaya çalışıyoruz. Türk basketbolunun eksikliklerini ve basketbolda dünyanın zirvesinde olan Amerika ile mukayeseyi çok daha iyi yapacaklar muhakkak vardır. Benim çabam, Türk basketboluna çıta atlatacak ve istikrarlı başarıları getirecek düşüncelerin, bir havuzda toplanmasını sağlamak ve kendi basketbol görüşümüzü ortaya koymaya katkıda bulunmaktır.

Bizler, basketbol adına düşüncelerimizi bir araya getirip, basketbol felsefemizi oluşturmak zorundayız. Çıkarımız sadece Türk basketbolu olacak şekilde odaklanırsak, çok rahatlıkla söyleyebilirim ki kısa süre içerisinde basketbolda dünyanın yeni bir numarası biz oluruz. Yeter ki isteyelim ve düşünce ufkumuzu genişletip, pratiğe yansımayı başaralım.

Her şey Türk basketbolu için. 

Yorumlar Okunma: 5550