Fırtınada dümende olmak (Şükrü Yaravlı) - BasketFaul.com

Fırtınada dümende olmak (Şükrü Yaravlı)

11-08-18 23:49
Denizaltı hikayelerini ve filmlerini çekici bulur, sıradan bile olsa birkaç kez seyreder ya da okurum. Alan sınırlı, ortam ise içinde bulunduğunuz araç dışında yaşamanıza imkan vermeyen derin sular. Bir de bu durumda görev icra etmeye çalışan emir komuta zincirli bir yapı.

Genel olarak hikaye ya da senaryo düzen içinde çalışan bu sistemi gözler önüne serer ve kahramanlar tasvir edilir. Bir yandan da yaklaşan ürkütücü olay, savaş ya da felaket her neyse yavaş yavaş akışa dahil edilir.

Ardından karşılaşma, çarpışma ya da patlama anına anlar kala kaptan göz açıp kapatana kadar emirler yağdırır ve olay gerçekleşir.

İşte o noktadan yani patlamaların, saldırıların ya da çarpışmanın bitip stabil ana geçilir geçilmez kaptan ilk olarak hasar tespit raporu ister. Ve daha büyük kayıplar vermeme adına bazı bölümlerden vazgeçer ve kapatır. Kalan ekibini yeniden yapılandırır. Basınç artması ya da su alma gibi ölümcül durum müdahalesi yoksa iletişim ve cephane kurtarma gibi silsile halinde pozisyon alır. Ve o andan itibaren yeniden çalışma başlar, zihinler açılır ve zarara rağmen yola devam edilir.

O an denizaltında tahminimizin çok üzerinde emniyet vanası, su ve hava yalıtımlı kapatılabilir bölümler ve enerji, haberleşme gibi birçok yedek ünitenin olduğunu fark ederiz.

Ve denizaltıların yapılırken adeta normal anlardaki seyahati değil de anormal durumlarda seyre devam edebilmesi düşünülerek inşa edilmiş hissine kapılırız.

Ekonomik fırtınalar, çalkantılı döviz kurları, nakit akışının kesik kesik ve tazyiksiz olduğu dönemlerde “Ya bu şirket de batar mı?” dediğimiz durumlarda ayakta kalan firmalar tıpkı bu denizaltılar gibi çoklu güvenlik tedbirleri üzerine kurulmuşlardır. Kısaca, gayrimenkul yatırımı, farklı yatırım araçlarından sepet oluşturmaları, personel yönetimi ve belli bir öngörüye sahip olup zamanında ve efektif karar verebilecek deneyim, eğitim, bilgi ve iletişim yeteneğine sahip olmalarındandır.

Böyle CEO, CFO ve CTO gibi en tepeden ara yöneticilere ve hatta işinin ehli işçileri pahalı ve gereksiz bulan patronlar bu bilgi ve donamıma haiz değillerse dıştan bir denizaltına benzeseler bile içten bir filikayı geçmeyen şirketlerin sahipleri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Evet! Konunun nereye ulaşmaya çalıştığını fark ettiniz.

Çekilen ve kapanan kulüpler ile uzun vadeli planları olan, şampiyonluk tatmamış bile olsa kalıcı olma adına sağlam temeller atmış kulüpler arasında işte yukarıda yazdığımız birçok emniyet faktörü ve bakış açısı farkı var.

1- Var olan para ile hareket et! Olmayan ya da geleceğini umduğun parayla vaat ederek değil.

* Var olan parayı efektif harcamak uzun vadede seni güvenilir bir kulüp yapar. Cimri olarak adlandırılsan bile kalıcı olmanın yolu buradan başlar. Oyuncusu antrenörü bilir ki günü geldiğinde taahhüt edilen rakam cebindedir.

2- Parayı harcamak gerek! Savurmak değil…

* Gücünüzle ve lojistik olanaklarınızla doğru orantılı olarak gelecek vaat eden genç oyuncuyu bünyenize katmak. Besin zincirinin devamı için başka bir altyapıdan alınıyorsa o kulübe hakkını vererek yetiştiriciyi desteklemek.

* Tecrübeli altyapı antrenörüne doğru ücretlendirme ile sadece oyuncu değil antrenör yetiştirmede de görevlendirmek. Günümüz sıkıntılarından biri de usta çırak ilişkisinin kaybolmaya yüz tutması. Usta çırak ilişkisinin sadece fundamental değil etik konularda ne kadar önemli olduğunu camia olarak yaşamaktayız.

* Kulübün gücü ve vizyonu doğrultusunda pazarlama departmanı oluşturulması. Tek kişi dahi olsa bu görevi üstlenen kulüpte profesyonel biri olmalı. Büyük sponsorlar yerine birçok mini sponsor arayışına girmeli ve gelir getirici metotlar üretmeli. Özellikle şehir ve kasaba takımları için farklı gelir modelleri yaratmak daha ihtimal dahilinde gözükmekte.

* Bir sezonluk yatırımlar ve bir kibrit çakması kadar çabuk sönecek başarı için harcama yapmaktan uzak durmak! Tribünlere bir sezon oynamak yerine seyirciyi salona çekmek, eğlendirmek ve sevdirmek çok daha önemli. Bu kalıcı olmanın yanında kaybetmenin de kazanmak gibi doğal olduğunu anlamalarını ve sonuçtan öte oyundan zevk almalarını, burada meselenin terinin son damlasına kadar mücadele etmenin olduğunu görmelerini sağlamak. Ancak böylece seyircinin maddi ve manevi desteği alıp sürekliliği sağlayabilirsin. Yoksa şampiyonluk vaadiyle yüksek bütçelerle takım kurup hayal kırıklığı, ekonomik yıpranma ve seyircinin küsmesiyle değil. Çünkü hiçbir başarı anında, biranda ve temeli boş bir hamleyle gelmez. Ama mücadeleci bir takım, üstelik kendi şehrin, kasabandan yetişmiş bir iki oyuncunda sahadaysa artık sen zaten gönülden şampiyonsundur ve yeni planlara hazırsındır.

* Yabancı ve yerli oyuncu takibi için bir yardım almanız ya da bünyenizde birini görevlendirmeniz sizin o kişiye ödeyeceğiniz hizmet ücretinden kat be kat fazlasını kulübe geri kazandıracaktır. Oyuncunun gerçek değerini, karakterini ve oluşturmayı düşündüğünüz teknik ve zihinsel iklime uygun olup olmadığını takip ederek almak sezon içi oyuncu değiştirme sayınızı ve takviye almanızı azaltır ve bütçenize katkı verir.

İş kurarken batacağım ya da tarla ekerken ekin böceklenecek demezsin. Ama kazandığın parayı yatırıma ve gelir getirici enstrümanlara bağlar piyasayı hep koklarsın, tarlanı kontrol eder ilaçlar, santim santim gezersin ki korkulu bir rüya yaşamamak için. İşte kulüp kurarken de kapatmamak için yukarıdaki önlemleri almalı işinin temelini yani altyapını kuvvetli tutmalısın. Altyapın senin makul bütçelerle kuvvetine uygun liglerde oynamanı sağlar. Doğru seçilmiş tecrübeli antrenörler yeni oyuncuların yanında bilgisi ve etik değerleri yüksek genç antrenörler kazandırır. Kulüp olarak da firma adın, kasaban ya da şehrin her neyse güvenilir, mücadeleci ve ülke basketboluna katkı sağlayan bir yapı olarak anılırsın ve böylece kilit vurmanı hiçbir paydaşın istemez. Evet! Paydaşlarını çoğalt, reel ol ve basketbolu gerçekten sevdiğin için orada ol. Basketbolu seven yönetimin içinde olduğu kulüp hangi ligde olduğundan öte oyunun tadını çıkarmanın ve gençlerine hizmet vermenin hazzını yaşar.

Kıssadan hisse, uzaktan kumandalı bir denizaltıyı yönetirken dibe oturduğunda kumandayı bir kenara bırakıp “ben artık oynamıyorum” demek, yönetimsel başarısızlığı ve riski denizaltının içinde bulunan koç, oyuncu ve takımın bütün emekçilerine yansıtarak bir başlarına derinlere terk etmekten başka bir şey değildir. 

Yorumlar Okunma: 4497