maltepe escort

alanya escort

kartal escort

 Colom: Bahçeşehir en güçlü kulüplerden biri olacak (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

Colom: Bahçeşehir en güçlü kulüplerden biri olacak (Gençalp Kozan)

01-11-18 09:39
BSL'de 4 maçı geride bıraktıktan sonra transferlerle ilgili olarak bütün kulüpler yorumlarını yapıyor. Yenilerin içinde dudak bükülenler, hatta gönderilenler var... Bir de "İyi ki almışız" yorumu yapılanlar... Bunların başında gelenlerden biri de Quino Colom.

Bahçeşehir Koleji ilk dört maçın üçünü kazanırken bunda takımın lideri Quino Colom'un katkısı gerçekten çok büyük oldu. 26 sayı ile gün itibariyle ligin sayı lideri olan Colom, 5.5 asist, 18 üçlük isabetiyle bu alanlarda da takımında öne çıkan isim.

Colom'un Bahçeşehir Koleji'ne vereceklerinin ötesinde çok önemli bir katkısı da genç Türk oyun kuruculara olabilir. Colom siyahiler gibi çok hızlı değil, çok atletik değil ama basketbol aklıyla büyük bir oyun kurucu ve skorer. Benzer fiziksel özellikleri taşıyan gençler için bundan güzel model olabilir mi?

İspanyol oyuncuyla Andorra'daki günlerinden, Bahçeşehir Koleji'ne, Kazan'dan karşımızda formasını giyeceği İspanya Milli Takımı'na kadar aklımıza gelen çok şeyi konuştuk...

Buyrunuz...

Andorra’da doğup büyüyen çok fazla sporcuyla karşılaşmadığımız için seni bulmuşken sormak istiyorum: Andorra’da çocuk olmak nasıl bir şeydir?

Önce bunun nasıl gerçekleştiğiyle başlayayım. Babam Andorra'da basketbol oynuyordu, o dönem başka bir iş daha bulunca orada kaldık. Soruna gelirsek bence bir yaşam alanı için kesinlikle doğru seçim, sakin ve huzurlu… Oradayken iyi bir eğitim aldığımı da düşünüyorum. Andorra'dan bahsedince aklıma hep güzel anılar geliyor.

Orada her şey turizm üzerinden ilerliyor, değil mi?

Çok fazla kayak merkezi var, bu anlamda İspanya ve çevresindeki en uygun bölgelerden birisi. Hatta 14 yaşından önce ben de sık sık kayardım, çok zevkliydi. Aslında bakarsan şu anda da yapmak isterim ama bir sporcu için belli riskler barındırdığından dolayı pek mümkün görünmüyor.

Galiba Andorra milli takımının çoğu dışarıda garsonluk vb. işlerle uğraşıyor. Türkiye ve Andorra futbol takımları birkaç yıl önce karşılaştığında bunun çok konuşulduğunu hatırlıyorum. ‘’Basketboldan para kazanmak’’ senin için ne kadar zor oldu?

Bir konuda profesyonelleşmek, gösterdiğin çabaya da bağlı olarak, her zaman zordur. Zaten Andorra'daki çoğu insan da sporu hobi olarak yapıyor, tek fark hobisi futbol ya da basketbol olan insanların milli takımda da forma giyebilmesi. Dediğin gibi çoğu sporcunun asıl işi başka alanlarda. Kendime gelirsek; basketbol dışında bir işle hiç uğraşmadım ama küçük bir yerde yaşamanın fark edilme bakımından bazı dezavantajları olmuyor değil. Sonuçta insanların sizi izleyip oyununuza aşina olma ihtimali Barcelona ya da Madrid'de yaşayan birine göre daha düşük.

Kardeşin Guillem Colom da Morabanc Andorra’da forma giyiyor. Bire birlerdeki ilk rakibin kardeşin olsa gerek…

"Küçükken rekabet etmediğiniz bir konu var mıydı?" diye sorsan daha güzel olurdu aslında (Gülüyor). Basketbol kısmındaysa yaş oldukça etkili bir faktör tabii. Guillem'den 3 yaş büyük olduğum için fizikî olarak daha güçlüydüm, bu yüzden çok sık bire bir oynamazdık. 3'e 3 ya da 5'e 5 şeklinde maç yapıp aynı takımda olmak hoşumuza gidiyordu, aramızda konuşmayı seviyorduk çünkü. Şu anda da geçmişten farksızız, iletişimimiz hâlâ çok iyi. Hem kardeşimle hem de annemlerle her gün konuşurum.

Geçen sezon senin de bulunduğun Unics Kazan’ın Morabanc Andorra ile aynı gruba düşmesi tatlı bir tesadüf oldu. Eurocup’ta kardeşinle iki kez karşı karşıya geldiniz. Nasıl bir deneyimdi?

Kariyerimdeki en tuhaf hislerden biriydi. Kardeşim için çok sevinçliydim çünkü kariyerinin tamamını İspanya'da geçirmişti ve o gün ilk Avrupa maçına çıkacaktı. Üstelik ikimiz de ilk 5’teydik ve birbirimizle eşleştik. Bir yandan maçı kazanmak istiyordum ancak kardeşim kötü oynasa üzülecektim. Öyle garip bir durumdu yani. Farklı ve ikilemlerle dolu...

İkinci maçta Guillem sizi zorlamıştı sanırım.

Evet evet, onlar grupta 10 maç oynadılar ve Guillem en iyi performansını bize karşı sergiledi. O gün onunla bir kez daha gurur duydum.

Evde nasıl bir atmosfer var peki? Babanızı da dahil edersek bir eski, iki faal basketbolcu ve anneniz…

Babamın da etkisiyle basketbolun içine doğduk sanki. Hoş, şimdi de çok farklı sayılmaz. Ailecek bir araya geldiğimizde mutlaka izlenecek bir maç buluruz. Olmadı, televizyonu kapatıp basketbol konuşuruz. Bu oyun, ailedeki herkes için öncelikle bir eğlence ama aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan en önemli şeylerden birisi. Yani hayatımızın takriben %80'i, belki daha da fazlası...

''Türkiye'ye şansım tutuyor''
 
2008’deki bir turnuvayı hatırlatarak devam etmek istiyorum: Riga’daki U-20 Avrupa Şampiyonası. Kadroda ilginç oyuncular var: Ricky Rubio’nun abisi Marc Rubio, Gran Canaria’dan Cedevita’ya geçen Pablo Aguilar, Barcelona’dan Victor Claver… O günlerden biraz bahsedebilir misin?

Aslında altyapı turnuvaları her zaman eğlenceli geçer çünkü takımda profesyonellikten ziyade arkadaşlık ön planda olur. Mesela Riga'daki oda arkadaşım Javier Vega'yla hâlâ çok yakınız. Şimdi o da ACB takımlarından Burgos'ta oynuyor. Victor (Claver) ve takımdan birçok arkadaşımla da aynı şekilde iletişimi koparmadık. Ayrıca bu turnuvada saha içinde de her şey güzel gitmişti. İlk büyük turnuvalarımdan biriydi ve bronz madalya kazanmıştık.

Üçüncülük maçında bizi yenmiştiniz…

Hatta aynısı U-18'de de olmuştu! Size karşı şansım tutuyor galiba (Gülüyor). Umarım bu ayın sonunda oynayacağımız maçlarda da Türkiye'yi yenebiliriz.

Sen söyleyince aklıma geldi, ayın sonunda İstanbul’dan direkt Ankara’ya mı geçeceksin?

Takım İspanya'da toplanıyor ve ilk antrenmanları orada yapıyoruz. O yüzden önce İspanya'ya dönmek zorundayım. Daha sonra takımla birlikte Ankara'ya geçeceğiz.

Turnuvaya yeniden dönecek olursak o Türk milli takımından iki oyuncu göze çarpıyor: Doğuş Balbay ve Barış Hersek. Seni Doğuş savunmuştur diye tahmin ediyorum.

Aynen öyle! Eşleştiğimizi hatırlıyorum. Doğuş, Avrupa'da o yaş grubunun en fizikli oyuncularından biriydi ve Türk milli takımının en iyilerindendi. Barış Hersek de özellikle hücum tarafında kritik katkılar veriyordu.

Son 3 sezonu kapsayan Unics Kazan yıllarından konuşalım biraz. Oyuncular, deplasman yolculukları çok zor olduğu için Rus takımlarını o kadar iyi anmaz ama sen Kazan’ı çok sevdiğinden her fırsatta bahsediyorsun.

Bunu yalanlayabilirim aslında (Gülüyor). Kazan'ı gerçekten seviyordum ama deplasman yolculuklarını değil. Havaalanında tahmin edemeyeceğin kadar uzun süreler beklediğimiz oluyordu. Soğuk havadan bahsetmiyorum bile. Yine de şehre çok rahat alıştım, huzurlu ve hoş bir yerdi.

Bu şartları tecrübe ettikten sonra haftada 1 maç yapıp deplasmanların büyük kısmını İstanbul’da geçirmek seni çok rahatlatmıştır herhalde…

Burada geçirdiğim ilk ay bir kere bile seyahat etmedim, inanılmaz bir deneyimdi (Gülüyor). Hatta eşim de evde şaşkınlıkla beni izliyordu. Bahçeşehir Koleji benim için bu anlamda da güzel bir fırsat oldu, kızım sadece 7 aylık ve onu büyürken daha fazla görme fırsatım var. Çok sayıda maça çıkmayı tabii ki isterim ama şu anki tabloda aileme vakit ayırıp vücuduma daha iyi bakabiliyorum.

Küçük Colom’u hatırlıyorum sanki, Sinan Erdem’de geçen ay oynanan Galatasaray-Andorra maçında kucağındaydı.

Evet evet, ona oyalansın diye telefondan birkaç video açmıştım.
 
''Milli takım kendimi İspanya'ya göstermek için bir fırsattı''
 
2 yıl önce Kazan’da geçirdiğin EuroLeague sezonundan bir istatistik paylaşacağım. İlk 11 maç %16 ile üçlük kullanmışsın (11/37), 12. hafta oynadığınız Baskonia maçında ise 5/8 atıp sezonu %43’lük bir oranla tamamlıyorsun. Baskonia maçında ya da öncesinde tam olarak ne oldu? O maç senin için sadece psikolojik bir kırılma mıydı?

O zaman Baskonia'nın başında daha önce birlikte çalıştığım Sito Alonso vardı ve doğal olarak beni iyi tanıdığını düşünüyordu. O dönem şut ritmim iyice düştüğü için ikili oyunları alttan geçerek savundular. Hikayenin sonu da dediğin gibi güzel oldu. Ancak o yıl takımda daha genel problemlerimiz vardı, üstüne sakatlıklar ve seyahat problemleri de eklenince EuroLeague bizim için iyice zorlaştı. Kendi açımdansa Avrupa'nın en iyi guardlarına karşı beklentilerin üzerine çıktığım bir sezon oldu, bu bağlamda Kazan'ı hep güzel hatırlayacağım.

Unics Kazan’ın uzun rotasyonunda geçen sene Stephane Lasme öne çıkıyordu. Bu sene Marcus Slaughter ile birliktesin, gençlik yıllarında da Claver’i görüyoruz. Bu üç oyuncunun ortak özelliği atletik ve iyi pick&roll savunmacıları olmaları. Arkanda bu tip oyuncuların olduğunu bilmek sahada daha rahat olmanı sağlıyor mu?

Bir yandan oyun kurucular olarak kendimizi her şarta hazırlamamız lazım ama genel olarak Avrupa'daki tüm koçlar, topu dağıtan ve ikili oyunları iyi değerlendiren guardların etrafında atletik, iyi şut atan oyuncular görmek istiyor. Bizim açımızdan da içeri hızlı devrilen, nerede ne zaman duracağını bilen pivotlar hareket alanı kazandırması bakımından önemli. Saydığın isimler de aynı bu şekilde sahadaki işimi kolaylaştıran basketbolcular. Savunma tarafında da atletik özelliklerini yansıtıp çok defa açıklarımı kapattıkları olmuştur.
 

Bugün buluşmamıza da vesile olan İspanya A milli takımına geçelim istersen. Olaya bir İspanyol’un gözünden bakmaya çalışıyorum da ‘‘yurt dışında oynayan yetenekli bir oyun kurucu’’ iken bir anda ülkede en çok konuşulan basketbolculardan biri haline geliyorsun. Marca, AS gibi gazeteler sürekli senin haberlerini yapıyor. Nasıl hissettirdi bu ani değişim?

Benim kariyerim diğer oyunculardan biraz farklı seyretti galiba. İspanya Ligi'ndeki ilk birkaç sene her şey gayet iyi gidiyordu, sonrasında Bilbao'da da performansımı arttırdım ama hâlâ tam olarak kendimi bulmuş değildim. Oyunumu bir üst seviyeye taşıdığımda ise Rusya'da, Unics Kazan'daydım. Bu yüzden İspanya'daki insanlar istatistiklere baksa da maçları bire bir izlemedikleri için benim performansımın farkında değillerdi. "Rusya Ligi zaten zayıf, o sayede böyle oynuyor." gibi tezler üreten bir grup da vardı. Ama aslında Rusya'dayken oyun karakterimde bazı değişiklikler geçirip daha sert oynamaya başlamıştım.

Milli takım, son 3-4 senede kaydettiğim gelişimi ve neler yapabileceğimi İspanya'ya göstermek için bir fırsattı. Ben de eskiye göre daha iyi bir oyuncu olduğumun bilincindeydim ve ne mutlu ki bunu milli takıma da yansıtmış oldum. Şu an önemli roller almak için daha hazır, daha özgüvenliyim.

Oynadığın takımlara ayrı ayrı bakınca ortaya çok kültürlü bir tablo çıkıyor. İspanya’nın dağınık demografik yapısı içinde neredeyse her bölgede forma giymişsin. Andorra zaten Katalan etkisinin görüldüğü bir yer, onun dışında Madrid’e yakın olan Fuenlabrada ve Bask bölgesinden Bilbao’da oynadığın dönemler var. Sonrasında Rusya ve şimdi Türkiye. Değişimlere bu kadar kolay adapte olmak karakterinin bir parçası mı?

Yeni bir yere giderken ön yargılarınızı kenara bırakıp iyi niyetli olmalısınız. Sonuçta siz pozitif olursanız hayatınızdaki her şey size daha güzel gelmeye başlar. Ben de hayatımda bunu uygulamaya çalışıyorum. Ayrıca evde bizi sürekli gözlemleyen bir bebeğimiz var ve onun da hayatı bu şekilde anlayarak büyümesini istiyorum.

Bu konuya nasıl baktığını az çok tahmin edebiliyorum ama yine de sormak istiyorum. Katalanlar ve İspanyollar arasında bildiğin üzere iyice tırmanan bir gerilim var. Sen iki bölgede de yaşamış biri olarak herhangi bir sorun yaşadın mı?

Açıkçası olumsuz bir şeyle hiç karşılaşmadım. Ülkede bunu gündeme getiren çok fazla insan var ama gerçekten şu veya bu tarafta değilim. Kendimi Madrid'de de Barcelona'da da yabancı gibi hissetmiyorum. Her bölge benim için ülkemizin bir parçası.

Bahçeşehir Koleji maçlarında da seni memleketinden çok uzakta hissettirmiyorlar aslında. Molalarda sık sık ‘‘El Matador’’ çalıyor, duyunca kalp ritminde bir değişiklik yaşanıyor mu (Gülüyoruz)?

Bu durumdan çok memnunum! Tam olarak bizim oraların müziği değil ama yine de bir İspanyol ezgisi duymak çok güzel. Kulüpte beni düşünüp böyle nazik bir jestte bulunan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

''Bahçeşehir'in temelleri sağlam''
 
Tribünlerinizde de ilgi çekici bir taraftar profili var diyebiliriz, çocuk yaştaki öğrenciler çoğunluğu oluşturuyor. Onların önünde oynamanın bir farkı var mı?

Bir eğitim kurumunu temsil edip genç insanlarla bir arada olmak her şeyden önce güzel bir his bana göre. Bu bize ayrı bir sorumluluk da yüklüyor, Bahçeşehir Koleji öğrencileri ve diğer gençlere takım oyununun en doğru halini gösterip bunu centilmenlik çerçevesinde yapmak zorunda olduğumuzun farkına varıyoruz. Maçlara böyle bir ortamda çıktığım için gerçekten şanslı hissediyorum.

Sizin takımı hariç tutarak soruyorum: İspanya ile Türkiye’deki basketbol seyircilerini kıyaslarsan nasıl bir sonuç çıkabilir?

Açıkçası bu sezon kendi salonumuz dışındaki taraftarları gözlemleme şansım pek olmadı ama Türkiye'yi Unics Kazan ile geldiğimiz deplasmanlardan dolayı iyi hatırlıyorum. EuroLeague'de ciddi baskı kurabilen tribünler vardı. İspanya'da da benzer atmosferler gördüm ama Bilbao'nun hepsinden farklı olduğunu söylemem lazım. Orada geçirdiğim tek sezonda taraftarlarla güzel bir bağ kurduk, benim için dünyadaki en iyi taraftar grubu Bilbaolular!

Bahçeşehir’e dönecek olursak sezon başında kulübün basketbola dair projesinin seni etkilediğini söylemiştin. An itibarıyla 2 aydan fazla bir zamanı burada geçirdin, bu sürede neler gözlemledin?

Teklif geldikten sonra kararımı hemen vermiştim, bu sadece alacağım maaşla ilgili bir şey değildi. Size gösterilen ilgiyi ve bunun gerçekliğini hissetmeniz de bu tip süreçlerde çok etkili oluyor. Nitekim geldiğim ilk andan beri Bahçeşehir'in ilgi ve sevgisini hissettim. Şu an sahada da işler yolunda gidiyor, umarım böyle devam eder.

Kararında Türkiye’deki mevcut koşullara rağmen Bahçeşehir’in sunduğu güvenilir ekonomik yapı da etkili olmuştur sanırım…

Bana göre Bahçeşehir Koleji projesini uzun yıllar devam ettirebilmesi bakımından temelleri sağlam bir kulüp. Bence yakın zamanda Türkiye'nin en güçlü basketbol kulüplerinden biri hâline gelecek.
 
Geleceğe dair bir soruyla nokta koymak istiyorum. Takımlarda oyuncular da birbirlerinden çok fazla şey öğrenirler. Geçmişte bunun bir örneği olarak, Deron Williams’ın Beşiktaş forması altında Kartal Özmızrak’la çok yakından ilgilendiğini duymuştuk. Ayrıca senin de teknik özelliklerin itibarıyla Türk oyun kurucular için doğru rol model olduğunu söyleyebiliriz. Takımınızda genç takımdan gelen ve bu şekilde destek olduğun herhangi biri var mı?

Bahsettiğin iyi oldu, bu benim büyük önem atfettiğim bir konu. Sezon başında Ata Kahraman vardı ama onun da ayrılmasıyla takımdaki en genç oyuncu 25-26 yaşlarında olduğu için şu an takıma böyle bir katkı veremiyorum. İleride bu mümkün olursa genç oyun kurucumuza kendi doğrularımı anlatıp onun karakterine nelerin daha iyi gelebileceğini göstermeye çalışırım. Sonuçta profesyonelliğe geçişte koçu nasıl dinlemeniz gerektiğinden sahadaki bazı aksiyonlara kadar bir sürü noktada gelişmeniz lazım. Geçmişte bana da yol gösteren birçok insan oldu, onlara hâlâ minnet borçluyum. İleride birisi çıkıp Quino Colom'u da bu şekilde hatırlarsa ne âlâ... 

 

Yorumlar Okunma: 3483