Sayın Ataman Ne Söylemek İstiyor? (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Sayın Ataman Ne Söylemek İstiyor? (İlker Yıldız)

04-01-19 13:15

Yaklaşık 1,5 ay önce bu sayfada “Kimseyi Türk olduğu için oynatmayın ama...” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazımın ana konusu Anadolu Efes Başantrenörü Sayın Ergin Ataman’ın yerli oyuncularımızla ilgili yapmış olduğu eleştirele cevap mahiyetindeydi. Sayın Ergin Ataman her fırsatta takımındaki yerli oyuncularına karşı eleştirel söz ve imalarda bulunmaya devam ediyor. Bir başantrenör olarak takımını eleştirmekte özgür ama bu eleştiriler nedense süre ve sorumluluk vermediği, ikinci hatta üçüncü derece rol oyunculara çevirdiği A Milli Takım geniş kadrosunda yer alan oyunculara yapıldığında ister istemez ülke basketbolumuzda birçok altyapı antrenörünün, kondisyonerinin, malzemecisinden ve A takım antrenörüne kadar bu yerli oyuncuların gelişmesini sağlayan emek kısmının unutulmaması gerektiğini ve bu emek kısmının unutulmasının yeni yetenekli yerli basketbolcularımızın yetişmesinin daha da zorlaşacağını düşünerek ben de Türk basketbolumuz adına savunmaya geçme hakkımı kullanıyorum. 


Sayın Ataman’ın dünkü açıklamaları ile birlikte artık Türk basketbolumuzun köklü kulüplerinden Anadolu Efes kulübü genel direktörü Sayın Alper Yılmaz’dan da bir açıklama gelmesini beklemiyorum dersem yalan olur. Sayın Ergin Ataman’ın yerli oyuncuları eleştirmesi sonrasında Anadolu Efes kulübü yöneticilerinin sessiz kalması, Sayın Ataman’ın açıklamalarından daha da üzücü olduğunu düşünüyorum. Çünkü yetiştirdiği üst düzey oyuncularla Türk basketbolunun uzun yıllar lokomotifliğini yapmış bir basketbol kulübünün, A takım başantrenörünün bu şekilde yerli oyuncuları hedef gösteren açıklamalarına müsaade edilmemesi gerekiyordu diye düşünüyorum. Ama maalesef Sayın Ataman’dan her fırsatta sorumluluk ve süre vermediği yerli oyuncularına peş peşe eleştiriler gelmeye devam ediyor. Dün oynanan ve kazanılan Bayern Münih maçı (Euroleague 16. hafta) sonrasında “Yabancı kısıtlaması yüzünden sorun yaşıyoruz” şeklinde talihsiz bir açıklama daha geldi. Sayın Ataman’ın iddiası “Türkiye Ligi'nde yabancı sınırında dolayı oyuncularımız ritm kazanamıyor. Bu Euroleague'de oynayan Türk takımları için bir dezavantaj” şeklindeydi. Bu üzücü açıklamaya anlam veremiyorum, kadronuzda dört A Milli oyuncunuz var ve onlardan yararlanamıyorsunuz (Yiğitcan Saybir, Onuralp Bitim, Mustafa Kurtuldum ve Ömercan İlyasoğlu gibi A Milli Takımımıza aday genç oyuncularımızı saymıyorum bile) sonra da yabancı oyuncu sınırlamasından (Anadolu Efes, Euroleague takımları arasında yabancı oyuncularına en çok süre veren takımların başında geliyor: %93,01) şikayetçi oluyorsunuz, anlamak mümkün değil. Anadolu Efes’te 16. haftası geride kalan Euroleague normal sezonunda yerli oyuncular toplamda sadece 223:25 dakika süre alırken, dünkü Alman rakibi FC Bayern Münih’te sadece bir tek Alman oyuncu bile Anadolu Efes’teki yerli oyuncuların toplamından daha fazla süre almış durumda. Yine Euroleague takımlarının birçoğunda yerli oyuncuların bir teki bile, Anadolu Efes’teki yerli oyunculardan daha fazla süre almış olduğunu üzülerek görüyoruz. 

Aslında haftalardır Sayın Ataman’ın yerli oyuncular ile ilgili eleştirilerinin tesadüf olmadığını gördük. Yerli oyunculara haksız eleştirilerinin temelinde aslında yabancı oyuncu sayısının serbest olması isteği yattığını da dünkü açıklamasıyla birlikte öğrenmiş olduk. Kısacası Sayın Ataman’ın haftalardır söylemek isteyip de bir türlü direkt olarak söyleyemediği sözlerin altında yatan gerçek dün itibariyle açığa kavuştu. 

Değerli Anadolu Efes yöneticilerinin de bu konuyu gündeme getirip, yabancı oyuncu sayısının azaltılmasıyla ilgili düşüncelerini Sayın Ergin Ataman’ın düşünceleriyle örtüşüp örtüşmediğini Sayın Alper Yılmaz’ın açıklığa kavuşturması gerektiğini düşünüyorum. Niyet okuma doğru bir şey değil ama aksi olmuş olsaydı Sayın Ataman bu meseleyi sürekli olarak gündeme getirme zahmetinde herhalde bulunamazdı. Asıl anlamadığım ise Sayın Başkan Tuncay Özilhan’ın, Anadolu Efes yöneticilerinin ve kulüp genel direktörü Sayın Alper Yılmaz’ın nasıl oluyor da eski Efes misyonundan bu kadar uzaklaştırıcı demeçlere müsaade ettiğidir! Açıkçası söylemem gerekirse bunu aklım ve havsalam bir türlü almıyor, alamazda… Çünkü Anadolu Efes’i Anadolu Efes yapan birinci ve vazgeçilmez unsur, ülke basketbolumuza adeta bir basketbol fabrikası gibi oyuncu yetiştirerek katkıda bulunma misyonuydu. Ama ne oldu, neler oldu? Anlayamadığımız şekilde son 8-10 yıldır Efes anlayışı ve misyonu, eski Efes anlayışı ve misyonundan çok ama çok uzaklaştı. 

 
Eskiden altyapıdan oyuncu yetiştirerek A takıma oyuncu veren antrenörler kulüp tarafından ödüllendirilirken (maddi ve manevi), şimdilerde ise altyapıda oyuncu yetiştirmekten çok sadece kupa kazanan antrenörlerin ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu hatalı ödüllendirme anlayışını, Anadolu Efes gibi basketbol kültürüne sahip bir kulüpte gerçekleştirilmesi de bir o kadar üzücü değil mi? Çünkü altyapıda kupa almak marifet değil, marifet A takıma oyuncu yetiştirmektir. Buna bir örnek olarak BGL final-four’unda MVP olan ve aslında A takım kadrosunda bulunup çoğu BGL maçında olmayan Yiğitcan Saybir’in, bir altyapı organizasyonunda kupa kazanmak adına finallerde oynatılması oldu. Yiğitcan Saybir, BGL’de sadece 13 maçta forma giyerken, eski Anadolu Efes kulüp kültüründe çok rastlamadığımız şekilde özellikle altyapı organizasyonunda kupa kazanmak amaçlı finallere yakın oynatıldığını herkes biliyor. Oysa eski anlayış olmuş olsaydı Anadolu Efes kulüp kültüründe bu tür uygulamalara pek müsaade edilmezdi. Çünkü altyapıda amacın kupa kazanmak değil, A takıma oyuncu kazandırmak olduğunu her akl-ı selim bilir. Ancak demek ki o günlerin anlayışından bugünlere doğru bir gelişim olmak yerine, tam tersi gerileme olmuş. Asıl üzücü olan da aslında bu durumdur. Ergin Ataman’ın sözleri aslında “denizde ne varsa sahile de o vurur” cümlesinin bir yansımasıdır.

 
Ergin Ataman’da şunu bilmeli ki, söz ile eylem arasında bir uyum gerçekleşmiyorsa o zaman bir daha da kimse sizin sözünüze itibar etmez. Bu da sizin güvenilirliğinizi ve Türk basketboluna olan katkınızın derecesini düşürür. Sayın Ergin Ataman, eski Efes anlayışı sayesinde başantrenörlüğe kadar yükselme imkânı bulmuştu. Çünkü eski Efes anlayışında altyapıdan A takıma oyuncu yetiştirme anlayışının tezahürü olan antrenör yetiştirme anlayışı, sonrasında birçok değerli (Ergin Ataman, Oktay Mahmuti, Hakan Demir gibi) antrenörümüzün yetişmesine de imkan vermişti. Dikkat ederseniz bu yetiştirici kulüp anlayışının azalmasıyla birlikte, peşi sıra hem yetişen oyuncu sayısı hem antrenör sayısı hem de kulüp başarısında ciddi ölçüde düşüşler oldu. Meğer pilot takım uygulamasının ortadan kalkması da bu kulüp felsefesindeki değişimin bir yansımasıymış. Acaba logo değişimi de aynı anlayışın farklı bir dışa vurumu mudur? Biz değişiyoruz demekle olunmuyor, geçmişin birikiminden yararlanmadan yapılan her değişim yanında birçok defoyu da beraberinde getirir. Anadolu Efes’te kolay elde edilmeyen bir kültürel birikim söz konusuydu ama maalesef o birikim son yıllarda göz ardı edildi. İşte sonucunda da son birkaç ayda Sayın Ergin Ataman’ın sözleriyle her şey sahile vurmaya başladı. Sayın Ataman’ın mevcut anlayışı, kabuğunu beğenmeyen civciv hikâyesine dönmüş durumda. Sayın Ataman ilk eline geçen fırsatta yerli oyuncuları eleştiriyor (oysa antrenörlüğe başlaması yerli oyuncu yetiştirme anlayışı sayesindeydi) sonra yabancı güzellemesi yapıyor ve buna karşın kulüpten hiçbir açıklama yapılmıyor! Acaba eski Efes kültürü buna müsaade eder miydi? Bu soruyu Sayın Ergin Ataman’a sormak çok isterim…

 
Yerli oyuncular istenilen performansı ortaya koyamamış olabilir… Sayın Ataman’ı şu zamana kadarki performanslarıyla hayal kırıklığına uğratmış olabilirler… Ama Sayın Ataman’ın yerli oyunculara bu kadar tepki vermesini de anlamak mümkün değil. Çünkü;

1) Yerli oyuncular zaten TBSL’de ana rotasyonda kullanılmıyorlar ve onlara önemli bir rolde verilmiyor (yerli oyuncular olmasa da olur anlayışı var)

2) Yerli oyunculara zaten EL’de hemen hemen hiç süre verilmiyor 

3) Bu sezon başında transfer edilen yerli oyuncular aynı zamanda A Milli Takım oyuncularıydı. Bu oyuncular, geçen sezon oynadıkları kulüplerinden aldıkları ücretin 3-4 katı daha fazla ücret verilerek transfer edildiler. Bu transferlere eğer Sayı Ataman olur verdiyse, o kadar yüksek maliyetli oyunculardan verim alamıyorsa, bu oyunculardan önce Sayın Ataman’ın eleştirilmesi gerekmiyor mu?

4) Kendi düşüncesine göre akım içi dengeleri kurarak (Sayın Ataman bildim bileli dar rotasyonla oynamayı tercih eder) yabancı oyuncuları hoşnut edeyim derken, yerli oyuncular nezdinde Türk basketboluna büyük zararlar verdiğinizin farkında mısınız?

5) Sayın Aydın Örs’ün birkaç gün önce “kurtuluş iyi ve büyük yerli oyuncu yetiştirmekte” başlıklı açıklamasının hemen sonrasında, talebesi olan Sayın Ergin Ataman’ın 180 derece farklı bir açıklamada bulunması çok manidar değil mi?

6) Yerli oyuncuları her eleştirinizde, bu oyuncuların yetişmesinde onlarca yıl harcanan emeği de yok saymıyor musunuz? Yerli oyuncularımızın performansını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama bu eleştirilerinizin aynı zamanda ülkemiz basketbolunun en büyük emekçileri olan (en az ücretle ve en çok zahmeti vererek çalışan) altyapı antrenörlerinin emeğine karşı bir haksızlık olmuyor mu?

7) Yerli oyuncunun aynı zamanda bu ülke basketbolunun üretimi ve geleceği olduğunu herkesten iyi sizin bilmeniz gerekiyor. Dolayısıyla yabancı oyuncu serbestliğini savunarak, ülkemiz basketbolunun dışarıya daha çok bağımlı hale gelmesini de savunduğunuz anlamı akla gelmiyor mu?

Özetle şunu söyleyebilirim ki, dil zihnimizde en ücra yerlerde saklı olan düşüncelerin çıkış kapısıdır. O yüzden söylenilen her sözün derinliklerine kadar kazı çalışmasının yapılması gerekmektedir. Bu kazı çalışması neticesinde benim gördüğüm, ülke basketbolumuza 40 yılı aşkın (kuruluşu 1976) süredir önemli katkılarda bulunan ve yıllarca basketbolumuzun lokomotifliğini yapmış olan bir kulübün, büyük bir düşünsel kabuk değişikliğine gittiğidir. Ben eski Efes’i isteyenlerdenim, ya siz? 
 

Yorumlar Okunma: 8809