I. Doncic Sasa'dan All Star Luka'ya (Gençalp Kozan) - BasketFaul.com

I. Doncic Sasa'dan All Star Luka'ya (Gençalp Kozan)

16-01-19 13:51
Sosyal medya trendlerine bir yenisi daha eklendi ve #10yearschallenge akımı raflardaki yerini tüm cazibesiyle aldı. Bu sayede hepimiz büyük bir hevesle on sene önceki halimizi paylaşırken bir yandan da geçmişimizle yüzleşmenin hafifliğini yaşıyoruz. Belki bu süre zarfında çoğunuzun hayatında radikal değişiklikler olmadı, belki sadece yaş aldığınızı düşünüyorsunuz fakat evimize sessizce giren öyle biri var ki 10 yıl önce yaşının da etkisiyle ismini dahi duymamışken şu an basketbol sohbetlerimizi onu anmadan tamamlayamıyoruz.

Doğru tahmin! Luka Doncic'ten bahsediyorum. Avrupa'nın en yetenekli çocuğu unvanını isminin başına ekleyerek okyanus ötesine uğurladığımız Luka, isminden orada da söz ettirmesi beklenen ancak NBA ile Avrupa arasında artan fiziksel farklılıklar nedeniyle içten içe kuşkulandığımız bir figürdü. Figür diyorum çünkü onu desteklerken aklımızda sadece Luka'nın başarılı olması değil, Avrupa basketbolunun aslında sanıldığı kadar "demode" olmadığını NBA'e ahalisine kanıtlama isteği de vardı. Elbette Luka'nın mutluluğunu her şeyden üstün tutan birileri yok değil. Başta ailesi olmak üzere tüm Sloven halkı onun attığı her son saniye üçlüğünde birbirine daha sıkı kenetleniyor.
 
Luka'nın baba Sasa Doncic için de büyük gurur kaynağı olduğu aşikar, aynı zamanda Sloven Ligi ekiplerinden Ilirija Ljubljana’nın koçluğunu yapan "I. Doncic" ile II. Doncic Luka'nın basketbola olan armağanlarını konuşmakla kalmadık, bir babanın hislerine kulak verdik...

Sizi ülkeniz ve oğlunuz adına büyük mutluluk yaşadığınız İstanbul akşamlarına götürerek başlamak istiyorum koç. Avrupa şampiyonu olurken elediğiniz takımlar arasında da İspanya, Sırbistan gibi geniş oyuncu havuzuna sahip ülkeler vardı. Slovenya onları alt etmeyi nasıl başardı?

O kadro Koç Kokoskov ve Goran'ın liderliğinde birbirine o kadar sıkı sıkıya bağlanmıştı ki oradan tek bir parçayı çıkardığınızda bazı sıkıntılar yaşanabilirdi. Doktorundan koça kadar birbiri için ölmeye hazır bir ekipti İstanbul'daki. Şampiyonlukta oluşan bu pozitif havanın payını yadsıyamayız.

Ben de bundan bahsedecektim ama siz daha hızlı davrandınız. Goran Dragic'in rolü için hangi sıfatları kullanmak daha uygun olur?

Goran'ı çok uzun zamandır tanıyorum. Evet, harika bir oyuncu! Hepimiz bunun farkındaydık ama o turnuvada gerçekten mükemmel oynadı. Hatta kariyer maçlarını çıkardı diyebilirim. Oynayış şekli, kriz anlarındaki reaksiyonu, liderliği... Bu alanların hepsinde fark yarattı. Fakat bence hepsinden önemlisi skor üretirken öğretmeyi ihmal etmemesi oldu. Goran, bir kaptan olarak takım arkadaşlarının en büyük destekçisiydi. 

Igor Kokoskov aynı şekilde... Takımdaki herkes onların yarattığı güçlü kimyanın içinde seviye atladı. "Avrupa Şampiyonu Slovenya"dan bahsederken ilk önce Goran Dragic ve Igor Kokoskov isimlerini anmalısınız, bence ikisi de birer kitap yazmalı. Bu başarının altında yatanları bir an önce açıklamaları gerekiyor. Luka'ya gelecek olursak Avrupa Şampiyonası onun kariyerinde önemli bir sıçramaydı. Takıma kattıklarının yanında kendi özgüveni açısından önemli bir eşikten geçti. Nitekim Real Madrid'le oynadığı sezona da bunu fazlasıyla yansıttı.

Açıkçası bu konuda sizin hislerinizi de merak ediyorum. Geçmişte kaptanlığını yaptığınız, sizin yardımınıza ihtiyaç duyan genç bir çocuk, Goran Dragic, oğlunuza destek çıkıyor ve birlikte ülke tarihinin ilk Avrupa şampiyonluğunu kazandırıyorlar. Ne kadar mutlu oldunuz?

Öncelikle şunu belirtmem lazım: bu iletişimin kurulması biraz da karşınızdaki genç çocuğun tavırlarına bağlı. Oyuncu; bir sporcu olarak mesleğine, yeteneklerine saygı duyarken bir yandan da çevresindeki insanlara düzgün davranmalı. Goran da tam olarak böyleydi. Antrenman sonrasında kalması için kimsenin tembih etmesine gerek kalmıyordu, hep hazırdı ve şans eline geçtiğinde onu sıkıca tutup bırakmama niyetindeydi. Tavırları keza... Ayak işleri konusunda takımın en küçüğüne sıkça başvurulur. Bizim takımda o kişi Goran'dı ve biz ondan su istediğimizde bile söylendiğini hatırlamıyorum. Böyle birine nasıl yardımcı olmazsınız ki? 

Anlattığın durumda beni asıl mutlu eden şey ise geçmişte yaşadıklarımızın on beş yıl sonrasında bile varlığını hâlâ koruyabilmesi oldu. Yani 16 yaşındayken takımdaki herkesten bir şeyler kapmaya çalışan Goran, bu kez başta Luka olmak üzere tüm takımın ağabeyi olmuştu. Bu bir miras, hayatın içinde de böyle. Tıpkı dede-baba-oğul arasındaki ilişki gibi...

Sanıyorum artık Luka Doncic'i konuşmanın vakti geldi. Biliyorum, bu çok klasik ama her seferinde bizi tekrar şaşırtıyor koç. Avrupa'da yaptıkları anılarımızdaki tazeliğini korusa da gider gitmez NBA'deki atletik seviyeye adapte olması, dünyanın en zorlu liginde bir takımı sırtlaması inanması çok güç bir durum. Ve 19 yaşında... Siz hayret etmiyor musunuz?

Hayır (Gülüyoruz). Luka Madrid'e gittikten sonra buradaki gazeteciler ondan ne beklediğimi sorduklarında çocuğunu dünyanın en iyisi sanan hastalıklı bir düşünce içinde olmadığımı fakat potansiyelini gerçeğe dönüştürürse NBA'de iz bırakabileceğini söylemiştim. Bu bir babadan ziyade bir basketbol antrenörünün gözlemleriydi. Fikrimin arkasındayım, potansiyel kısmı hâlâ çok önemli. Bu sebeple konuşmak için erken ama başlangıç şekli orada tarih yazmaya hazır olduğunu gösteriyor. Luka NBA'de muhtemelen iyi bir yerlere gelecek. Bekleyip göreceğiz!
 

Luka'yı izlerken belki de ilk fark edilen şey zaman ve mekan kavramının olmaması, maçların büyüklüğü n'olursa olsun oyununda bir şaşma yok. Euroleague Final Four'u ya da Portland deplasmanında el yakan bir son top...

Alametifarikası tam da burada işte. Şu an sahada hissettikleriyle kreşte topu sepetten geçirirken yaşadığı mutluluk arasında bir fark yok. Özellikle Avrupa'da yaptıklarıyla Luka basketbola romantizmi yeniden getirdi bence. Topu bacağının arasında geçirmesi, beklenmedik bir anda attığı 'fake' günümüzün robotlaşmış oyununu daha şiirsel hâle getiriyor. Tüm bunlar olurken hepsinin kaynağı elbette ki duyduğu haz. O top sürerken gülen birisi, bence top da Luka'nın parmakları arasında olmaktan keyif alıyordur. 
 

Draft döneminde, Sportraits.org için yazdığınız blogda oğlunuzla ilgili duygularınızı açıklıyordunuz ve orada "Sen benim yaptığım hataları yapmadın." gibi bir cümle dikkatimi çekmişti. Hatadan kastınız tam olarak neydi?

Ben de Luka gibi çok genç yaşta, basketbolla ilgili sebeplerle evden ayrılmıştım. Fakat o yıllarda kulüpte bizi denetleyen birisi yoktu, açıkçası benim de kontrol mekanizmam pek gelişmiş sayılmazdı. 15 yaşındaydım ve herkes gibi benim de kanım kaynıyordu, hatta kendimi dünyanın en zeki adamı sanıyordum. Özellikle ergenlik çağındayken birinin size eğlenmek için ileride çok zamanınız olacağını hatırlatması gerekiyor. Real Madrid'den teklif geldiğinde Luka'nın gidişini onaylamamın sebeplerinden biri de buydu. 15-18 aralığı bir çocuğun yeni yeni sosyalleştiği yaşlar ve bu yılların aynı zamanda sporcu gelişimi için de büyük önemi var. Luka'nın Real'de sağlanan düzenli hayatın içinde okul ve antrenmanlara gidebilmesini istiyordum.

Bu ve benzeri konularda kendisine öğüt verdiğiniz oluyor mu?

İhtiyacı yok ki! Luka benden daha aklı başında bir çocuk ve 13 yaşından beri yalnız yaşıyor. Neyin ona iyi geleceğinin fazlasıyla farkında.

Birçok aile için çocuğun evden ilk ayrılışı, sevinçle üzüntünün birbirine geçtiği bir süreç. Luka'nın Real Madrid'e uğurlandığı günlerden aklınızda kalanlar neler?

Şu an işler yolunda gitse de böyle bir karara varmak o dönem için gerçekten çok zordu. Oğlumdan ayrılmaktan hiç hoşnut değildim ama bu onun hayatı için gerekliydi. Luka ayrıldıktan sonraki ilk üç yıl Slovenya'da benimle ilgili neler söylemediler ki? Basketboldan zerre kadar anlamadığımdan çok kötü bir baba olarak oğlumu milyonlar kazanmak için sattığıma kadar bir sürü kötü söz... Real A takımına çıktığında ise insanlar birdenbire değişti,  "Luka" ve "en iyi" sözcüklerinin bir arada kullanıldığı cümleler öncekilerin yerini almaya başladı.

Bakın şunu söylemem gerekiyor: Bir baba olarak benim görevim imkanlar dahilindeki en iyi seçeneği çocuğum için sağlayabilmek. Eğer bu fırsatı değerlendirmeseydik ömrüm boyunca pişmanlık yaşayabilirdim fakat başarısız olup geri dönseydi asla kötü hissetmezdim. Gereken yeteneklere sahip olan kişi Luka'ydı ve biz ona bu şansı tanımak zorundaydık. Bu yüzden Luka'nın Real'e gidişine iyi ki müsaade etmişim. 

Oğlunuz oraya gittikten sonra Real Madrid Koçu Pablo Laso'yla konuşuyor muydunuz? Sonuçta siz de antrenör olduğunuz için çok anormal karşılanacak bir durum değil bu.

Koç Laso'nun Luka'yla ilgili düşüncelerini merak edip fikrini aldığım oluyordu ama kesinlikle daha fazlasını konuşmadım. Bu arada kendisine minnet duyduğumu da eklemem gerekiyor, çok küçük yaşta oğluma şans tanıdı ve onun hayatında her zaman önemli bir yer teşkil edecek. 

Baba unvanınız üzerine bu kadar konuşmuşken bu güzel sohbeti yine bu duygusal konuyla tamamlamak istiyorum koç. Az önce bahsettiğim blogda "İyi bir baba nasıl olur?" sorusuna yanıt aramış, Luka için "İyi evlat senin gibi olur." demiştiniz. Peki sizce Luka nasıl bir baba olur?

İyi bir baba olmaması için herhangi bir sebep göremiyorum çünkü sağlıklı düşünebilen tüm insanlar çocuklarını her şeylerini feda edebilecek kadar çok sever. Anne ya da babaysan evladın için sınırlarının en üst noktasına çoktan ulaşmışsın demektir. Eminim Luka da böyle olacak.

BABALAR HİSSEDER... 

Yorumlar Okunma: 3806