Parkelerin eskimeyen yüzü: Erkan Veyseloğlu (Oğulcan Berk) - BasketFaul.com

Parkelerin eskimeyen yüzü: Erkan Veyseloğlu (Oğulcan Berk)

05-07-19 17:39
Röportaj: Oğulcan BERK
2000 yılında Süper ligde oynamaya başlayan ve 19. Süper Lig sezonu için Darüşşafaka Tekfen ile 2 yıllık anlaşma yapan Erkan Veyseloğlu ile imzanın hemen ardından sıcağı sıcağına röportaj gerçekleştirdik.

Saha içindeki duruşuyla övgüleri her zaman hak eden Erkan Veyseloğlu, saha dışındaki samimiyetiyle 1.5 saatte her konuda sohbet etmemize neden oldu.

Geçmiş tecrübeleriyle birlikte Türk basketbolunun geleceğiyle ilgili de düşüncelerinden bahsederken Türk oyuncular olarak şapkalarını önlerine koyup özeleştiri yapmaları gerektiğini söyledi.

Sahada %100'ünü vereceğinden emin olduğunuz oyunculardan olan Erkan, Darüşşafaka Tekfen ile imzasının nedenleri ve hedefleriyle ilgili de düşüncelerini paylaştı.
 
*Geçen sezon formasını giydiğin Beşiktaş’ın son maçı Tofaş ile 26 Mayıs tarihindeydi. Sonrasında nasıl geçirdin bu dönemi?
 
Benim sezon sonuyla birlikte yaptığım bir program var. Sezon bittikten sonra 1 hafta dinlenip, 3 hafta antrenman yapıyorum. Süreç böyle ilerliyor hep. Çünkü çok uzun bir aramız var ve o arada da 12 senedir aynı kondisyonerle çalışıyorum. Aktif dinlenme gibi diyebiliriz. Haftanın 3 günü atletizm, 2 günü halter yapıp hafta sonunu kendime ayırıyorum. Vücut çok nankör olduğu için kopmamaya çalışıyorum.
 
 
İNANMASALAR DA 36 YAŞINDAYIM
*36 yaşında iddialı bir takımda 2 yıllık kontrat yaptın. Normalde bu yaştaki oyuncular ya alt sıra takımlarla imzalar ya da alt lige gitmeyi tercih eder. Sen kendine iyi bakıyorsun ve önemli süreler alıyorsun.
 
Kendimi her sene ispat etme çabam, hedefler koyup hep oynama isteğim var. Az oynadığım dönemde acaba başka bir yerde daha fazla süre alabilir miyim diye düşündüğüm zamanlar oldu. Obradovic ve Ivanovic ile birlikte Ufuk abinin de söylediği gibi yaşa ve pasaporta bakmıyorlar. Çok uzun seneler oynayanları örnek aldım, kariyerimi gittiği yere kadar götürmek istiyorum. Profesyonelce yaşayarak vücuduma dikkat etmeye çalışıyorum. Kendime bu kadar yatırım yaparken süreyi yaş olarak uzatmak isterim. En iyi yaptığım ve bildiğim iş bu. Bunu olabildiğince uzun yapmak istiyorum. İnsanlar da bunu görüyor demek ki. Katı kurallar ve disiplinli hayatın sonucunda karşılığını alıyorum diye düşünüyorum. Selçuk Abi benimle konuştuğunda yaşım ve performansımın birbirini tutmadığını söylemişti. İnsanlar sahada 36 yaşında olduğuma inanmııyorlar.
 
5 NUMARA BİLE OYNADIM
*NBA’de artan ve Avrupa basketbolunda da gözüken birkaç farklı pozisyonda oynayan oyunculara aranıyor. Draymond Green mesela NBA’de direkt olarak aklıma gelen oyunculardan. Sen de Türkiye Lig’nde bunun önemli örneklerindensin. Top da getirirsin, 2-3-4 de oynayıp ve hatta zamanında 5 bile oynarsın eşleşmeye göre...
 
Ufuk abi Eurobasket’te Sırbistan’a karşı beni bir ara 5 numara oynatmıştı. Fiziksel olarak orta segmentte olmam farkli pozisyonlar oynamama yardımcı oluyor. Neticede 2 veya 3 oynadığınızda guard ve topla ilişkiniz iyi oluyor. Boyunuz da uzun olunca 4 numaraya yakın olunuyor. 3 numaralar fiziksel olarak tüm pozisyonlara devşirilebilme şansına sahip. Birçok pozisyonda oynatılıyorum ve oynadıkça da alışarak avantajını-dezavantajını görüyorum. Günümüzde 4 numaraların tamamı şutörlerden oluşuyor neredeyse. 5 numaralar da aynı şekilde kaymış durumda. 3 numara olmanın avantajı olarak görüyorum bunu.
 
YARATICI OYUNCU DEĞİLİM
*Takıma göre değişir elbette ama sen kendini en çok hangi pozisyonda rahat görüyorsun?
 
Açık konuşmak gerekirse ben hiçbir zaman yaratıcı bir oyuncu değilim. Tamamlayıcı görevinde oldum. O yüzden 3 numara benim oynadığım stil açısında en uygunu. Arada 4 numarada da kullanılabilirim gibi geliyor.
 
*FIBA-Euroleague kavgası için ne düşünüyorsun? Milli takımlara yansıması oldu. Euroleague oynayan takımların oyuncularının oynayamadığı oldu.
 
Bence ikisinin de ortak bir noktaya varması gerekiyor çünkü basketbola zarar veriyor. Basketbol ikiye bölünmek üzere. Milli takımları da geri plana atıyor FIBA. Avrupa’nın en iyi ligi tartışmasız Euroleague. Sen Euroleague’le çatıştığın zaman milli takımlara da zarar veriyorsun.
 
Futboldaki gibi sezon içine yayılmış bir milli takım takvimi doğru değil çünkü futbol finansal olarak çok daha farklı. Özel uçaklarla uçuluyor. Messi eleme maçı için özel uçakla Arjantin’e gidebiliyor. Bizde Augusto Lima vardı 2 sene önce. Brezilya milli takımına davet edildi ama nasıl gitsin? 14-15 saat normal uçuş yapacak. Brady Heslip Kanada’ya gitti. Basketbolu ortak bir noktada buluşturmaları gerekiyor. FIBA'nın maçları yaz dönemine koyması gerekiyor yeniden. 
 
*Oyuncuların milli takıma sezon içinde gidip gelmesi, kulüp takımını etkiliyor mu?
 
Bence etkilemiyor çünkü ligin belli bir form düzeyi oluyor zaten. Takımdan 2 oyuncu çıkardığın zaman pek etkilemez. Ama oyuncuyu etkileyebilir çünkü yolculuklar derken yoruluyorlar. Sakatlık yaşanabiliyor. Mesela Semih sakatlanmıştı milli takımda ve bu bizi 2 ay olumsuz etkilemişti. Euroleague ve yerel liglerin takvimiyle uyumlu olması lazım. Mesela bizde milli takım arasında Avrupa maçı da olmayınca ligde iki kez yükleme antrenmanı yapma şansı bulduk. Bunun faydasını sezon sonunda görmüşüzdür. Başka takımlar da tatil yaptı o dönemde maçı olmayınca.
 
YOGA YAPIYORUM
*Sezon içinde çok yoğun bir programınız oluyor. Sezon içinde nasıl geçiyor günlerin? Antrenman, maç, aile derken nasıl geçiyor?
 
Sezon içinde çok fazla ekstra bir şey yapma imkânımız olmuyor. Kondisyonerimle fiziksel olarak kendimi eksik hissettiğimde uzun boşluklar olursa onunla çalışıyorum. Vakit buldukça da yogaya gidiyorum. Sezon sonlarında da antrenmandan sonra yogaya gidiyorum.
 
*Nasıl bir katkısı oluyor?
 
Esneklik anlamında katkısı oluyor. Mental olarak da bazı insanlara iyi geliyor. Farklı bir ortama sokuyor ve dingin bir şekilde çıkılabiliyor sonrasında. Benim en çok yapmak istediğim vücudumu dinleyip, sakatlıklardan uzaklaşmak ve kaslarımı uzatmak. 
 
*Erkan Veyseloğlu dediğimiz zaman akla gelen şeylerden biri de dış etkenlere takılmadan işini sahada yapan ve takım arkadaşlarının da birlik olmasını sağlayan profesyonel olması. Bunu bizlere söyleten tam olarak ne? Ne yapıyorsun o süreçte?
 
Çok fazla bir şey yapmadan kendim gibi davranıyorum. Ben insanları yaşına ve pozisyonuna göre ayırmadan bir değer olarak görüyorum. Gördüğüm yanlışları düzgün dille anlatmaya çalışıyorum. Gençlere eksikleri varsa onları anlatıyorum. Belki de bu yüzden insanlar rahat davranıyor bana karşı. Baskın bir karakter veya otoriter biri değilim. Bunu suistimal etmeden saygı göstererek uyum gösterdi insanlar ve pozitif ortam sağladık. Farklı davranmadım. Neysem oyum.
 
BESLENME KONUSU ÖNEMLİ
*Beslenme konusunda ne düşünüyorsun. Artık daha bilinçli basketbolcular bu anlamda da. Sen beslenme konusunda nasıl bir yolda ilerliyorsun. Çünkü bazen oyuncular sezon başı antrenmanlara geldiği zaman kilo almış gelebiliyor ve o kiloları verdirene kadar antrenör asıl istediği şeyleri yaptıramayabiliyor kendisine.
 
Ben açıkçası çok fazla dikkat ediyorum. Bunu çevremden de duyuyorum. Özellikle eşim "yeter artık" diyebiliyor. Genç basketbolcuların ilk yapmak istedikleri hep güzel bir araba almaktır. Onlara hep bu örneği veriyorum; O arabayı gösterişli bir benzinciye mi götürür yoksa en kaliteli benzin sattığı bilinen başka bir benzinciyi mi kullanır?. Senin yakıtın yediğin şeyler ve sen kendi yakıtını kaliteli almazsan bu senin sahadaki performansını etkileyebiliyor. Bilgiye ulaşım bu kadar kolayken bilmemek çok büyük hata. Kötü beslenmenin size verdiği zarar çok fazla. Yani bu kalitesiz yakıt almak gibi bir şey ve bu performansınızı bir süre sonra düşürüyor. İdman öncesi, sonrası ve maç önü, sonrası gibi farklı planlarım var. Sabah kahvaltılarım bellidir değişmez. Beslenme çok önemli, kondisyonerim de bu konuda çok bilgili. Bilgiye ulaşmak o kadar kolay ki instagram’da healty food yazsak çok fazla şey çıkıyor. 
 
5 YABANCILI SİSTEM İYİ OLDU
*Yabancı oyuncu sayısı çok fazla konuşuldu. Sen ne düşünüyorsun? Kadroda veya sahadaki yabancı sayısı yerli oyuncularımızı etkiliyor mu?
 
Bence 5 yabancı en doğrusu. Yiğiter Uluğ’un bu konuyla ilgili çok güzel bir örneği vardı. 70’li 80’li yıllarda beyaz eşya kalitesi çok düşükmüş yerli ürünlerden dolayı. İthal ürünler gelince Türk markaları değerini kaybetmemek için kendi ürün kalitesini artırmış. Bu örnek çok hoşuma gitmişti. Futbolda İngiltere Premier Lig’in kaliteli olmasının nedeni de farkı. Kaliteli oyuncuyu alıyorlar. Bizdeki sıkıntı "yabancı olsun, oynatalım" gibi olunca yanlış oluyor. İyi yerli oynayabilmeli. Geçen sezon en fazla oynayan Türk oyuncu benim. 5-6 yabancı oyuncunun arasında ben o rekabete Ivanovic ile birlikte girdim. Başka koçları da anlıyorum düşme korkusundan dolayı. Selçuk abi geçen sene Mert Akay’ı oynatabiliyordu Euroleague’de. Aynı şekilde Orhun abi Muhsin ve Yiğit’i. Banvit çok daha güzel bir örnek ve onun sonucunda Tolga Geçim transfer yaptı. Bence bir dengeye oturdu ama 5 yabancılı sistemde Türk oyunculara inanıp sahaya atabildiği ortamın oluşması lazım. 9 yabancılı Fenerbahçe serbest olursa düşük bütçeli takımlara karşı makas çok açılır. 9 yabancısı olan Fenerbahçe var. Yabancı sayısı serbest olursa diğer takımların büyük bütçeli takımlara karşı rekabeti kalmaz ve makas çok açılır. 9 yabancılı bir Fenerbahçe'ye karşı oynamak diğer takımlar açısından sıkıntılı olur. 5 yabancılı sistem ligin kalitesini artırdı ve doğru model.
 
ÖZELEŞTİRİ YAPMAMIZ LAZIM: ALDIĞIMIZ PARAYI HAK EDİYOR MUYUZ?
*Son final serisine baktığımız zaman Melih ne zaman katkı verse Fenerbahçe kazanmaya daha çok yaklaştı. Son maçta Buğrahan ve Sertaç’ın katkıları Anadolu Efes lehine maçın sonlanmasında etkili oldu, 
 
Sertaç son maç inanılmaz oynadı. Buğrahan çok net bir oyun oynadı. Oyuncular kendini o rekabette gördüğü zaman Türk oyuncu işin içinde olduğundan daha farklı yaklaşıyor. Bunun dengesi yavaş yavaş oturuyor. Türk oyuncular olarak bazı yanlışlarımız var. Şapkamızı önümüze koyup özeleştiri yapmamız lazım oyuncular olarak. Aldığımız süre ve parayı hak ediyor muyuz diye. Hak ediyorsak bunun üzerine devam edeceğiz hoca oynatmasa bile. Sen girdiğin zaman iyisini yapıyorsan ve oynatmıyorsa o zaman haklısın ama kafa olarak düşmeden devam etmemiz gerek. Bizim oyuncular olarak yapmamız gereken verilen sürede optimum katkı sağlamak. Sonrasındaki analiz edilecek konu koçların görüp görmediği. 
 
*Geçtiğimiz senelerde yine tartışılmaya başlayan konular yerli oyuncuların çok fazla çalışmadığı. Sen de çok fazla genç oyuncuyla aynı kadroda yer aldın. Milli takım kadrosu açıklandı mesela ve acaba kadroda olmayan gençler bir sonraki kadroda yer almak için azimle çalışmalara başlamak istediler mi? Genç oyuncular tembel mi? Çalışmıyorlar mı? Yeteri kadar çalışıyorlar mı?
 
Çalışan da var çalışmayan da var. Olumlu yönde bir gidiş var ama bu süreçte kötü örnekler var. Basketbola kendini tam olarak adamamış insanlar var. Neticede büyük bir rekabet var. Her zaman onu düşünüp, söylüyorum. Çalışırsan da çalışmazsan da kendine. Yetenekten ziyade her yönüyle iyi oyuncular aranıyor ve farkı da yaratan bu. Menajerler de baskılarıyla antrenman yapmalarını sağlıyorlar. Ama tabii ki hala eski kafada olan oyuncular var.
 
RAKAMLAR DÜŞÜYOR
*Avrupa’ya oyuncu gönderememe nedenimiz yetenekli sporculara sahip olmamamız değil. Fazlasıyla yetenekli sporcuya sahibiz ama neden oyuncularımız Avrupa’da oynayamıyor?
 
Çünkü Türkiye’deki Pazar diğer ülkelere göre iyi. Neden Sırbistan’daki insanlar ülkesinde kalmadan diğer ülkelere gidiyor? Çünkü o zaman daha fazla kazanıyor. Pazar neredeyse oraya gitmek istiyorlar. Türkiye’deki rakamlar artık düşmeye başladı. İki takım dışında çok para harcayabilecek takım kalmadı. İnsanların önüne hedef koyabileceğin takımlar Anadolu Efes ve Fenerbahçe Beko. Hem Euroleague seviyesinde olup ama Türkiye’de oynayabileceği bir takım olmayan oyuncular yurt dışına gitmek istiyor. Gitmeme nedeni pazardan kaynaklı. Menajerlerle ilgili de olabilir. Oraya göndermeye kanalize etmiyorlar. 
 
BASKETBOLDAN ÇOK PARAYI DÜŞÜNÜYORLAR
*Efes altyapısında oynadın. Mevcut zamanda çok hızlı para kazanılmaya başlanıyor. Senin gerçekten para kazanmaya başladığın dönem tam olarak ne zaman?
 
Fenerbahçe dahil çok üst seviye para kazanmadım. Genç yaşımın son senesi para kazanmaya başladım. 96 model Tempra’ya biniyordum o dönem. Ben Fenerbahçe’de oynarken 6 yaşında bir araba almaya yetecek maddi kazanıma sahiptim. Şimdiki çocukların erken kazanmaya başlaması takımların iyi oyuncuları kaçırmak istememelerinden. Bizim zamanımızdaki bütçeler çok düşüktü. Federasyonu’nun yapması gereken bence genç yaş kontratlarını belirlemesi. Maksimum ve minimum kontrat bedelleri belirlenebilir. Ayrıca oynayan oyuncuya verilecek bonus sistemiyle kazanacakları para artabilir. Gördüğüm kadarıyla "diğer oyuncular şu kadar para alıp, şu arabaya biniyor" deniyor. İnsanlar basketboldan çok parayı düşünür olmuş. Bu işi sevmekle beraber belli bir kariyer ve maddiyat için yapıyorlar. Belli bir sisteme oturtabilirsek oyuncuların kafası daha çok sahaya girmek için çalışır. Diğer yaşıtlarıyla birlikte eşit şartlarda yarışmaları sağlanarak ve kimseyi mağdur etmeden...
 
*Beşiktaş’ta geçmişte Serhat Çetin’in yaşadığı olay, geçen sezon Orbay Kaya’nın yaşadıklarını düşündükten sonra bir kez daha Oyuncular Birliği konusu ortaya çıktı. Neden kurulamadı şu ana kadar? TÜBAD’ın geçtiğimiz yıl yeni yapılanmayla birlikte antrenör konusunda TBF'de sözü geçti. Oyuncular neden böyle bir araya gelip bu tarz bir adım atamıyor?
 
Bununla ilgili çalışma var. Sinan Güler bu konuyla ilgili çok ilgileniyor. Basketbol Federasyonu toplantılarına da katılıyor. Mehmet Yağmur bununla ilgili bilgi vermişti daha önce sitenize. Ben vakit bulamadığım için gidemedim ancak konuşuyoruz ve bizi bilgilendiriyor. Olumlu bir gidişat var hiç olmadığı kadar. Yakında durum netleşir.
 
*Oyuncular Birliği kurulduktan sonra beklentiler neler olacak? Sadece paraların düzenli ödenmesi mi olacak yoksa FIBA-ULEB çözümünde masaya mı oturulacak? Çünkü bu konuda Datome’nin yaptığı açıklamalar var yorgunlukla ilgili. Bizde bu Birlik kurulursa neler yapılması planlanıyor?
 
Odak noktası birlik olmak. Önce kendimizi bir çatı altında toplamak önemli. Sonrasında gelişen olaylara göre pozisyon alınıp düşüncelerimiz söylenir. Aslında temsil edilmek önemli bizim için. Basketbolcu, antrenör, Federasyon derken oyuncular bu sporu yönetiyor bakılırsa. Ama biz bir şeylere karar veremiyoruz. Federasyonu’nun yeni yönetimi bununla ilgili çok yanımızda. Özellikle teşekkür ediyorum onlara. Önceden bu kadar işin içinde olmayınca belki bilmiyorduk ama bu yönetimle daha farklı ilerliyor. Temsil edilen bir Oyuncular Birliği olununca derdimizi ulaştırabileceğiz. Oyuncular Birliği Başkanı bununla ilgili toplantıda düşüncemizi belirtebilecek. Potalarda standardın olmaması, top, parke derken bunlarla ilgili düşüncelerimizi söyleyebileceğiz. Birçok gündem var aslında. Başka yerlerde antrenman yaptırmak gibi. Bu konuda tepki gösterip, sesimi çıkartabileceğimiz bir adım ortaya çıkacak.
 
*9 yaşında bir kızın var. Sporla ilgileniyor mu?
 
Yeni nesil aslında çok şıpsevdi. Çok çabuk dikkatleri dağılıyor ve sıkılıyorlar. Yol gösteriyoruz ancak neyi seçeceğini bilemiyor. Sanatsal yönü daha ağır basıyor. İnsanlar dans yönünün iyi olduğunu söylüyor. Bu sene okulda basketbol derslerine başladı. Sporla alakadar etmek istiyorum çünkü belli bir disiplin sağlıyor. Ben bunu kendimde yaşadım. Günümüzün en önemli sıkıntılarından dikkat dağınıklığı, algının çabuk dağılması.. Bir şekilde bunu dengelemek istiyoruz ama şu ana kadar yaptığımız çalışmalar sonuç vermedi.
 
*Deplasmanlara giderken ne yapıyorsun? Film, dizi izlemek veya kitap okumak
 
Klişe şeyler tabii ama belli başlı şeyler var. Ruh halime göre değişiyor. Bazen çok sevdiğim bir dizinin bölümlerini izliyorum, bazen oyun oynamak, kitap okumak. Çok kaptırmamaya çalışıyorum. Evde kendimi oyuna kaptırdığım zamanlar hanım kızıyor. Oyun oynamayı seviyorum. Ruh halime bağlı tamamen. Çeşitlilik sağlamaya çalışarak bakış açımı değiştirmek istiyorum. Bazen deplasmanda Uzunlar-Kısalar olarak PSP oynuyorduk sekiz kişi. Her şeyden birer parça almaya çalışıyorum.
 
*Beşiktaş’ta Ufuk Sarıca ile çalıştın ve son olarak Dusko Ivanovic. Dusko’nun diğer antrenörlerden farkı neydi yaşanan zorluk içinde?
 
Dusko’ya insanlar çok saygı duyuyor. Ufuk hocadan sonra bocalayacağı düşünüldü ancak Dusko hamlesi Beşiktaşlıları beklentiye soktu. Çok iyi bir kariyere sahip, bilgili bir insan. Oyunculuğundan beri saha içinde oynattığı bir oyun var. Bunu gösteriyor ve aynısını uygulamanızı istiyor. Agresifliği 40 dakika uygulayıp sonuna kadar %100’ünü vermeni isteyen bir yapıya sahip. Baktığınız zaman bütün zorluklara rağmen koçun bizi bir arada tutma nedeni de sahaya çıktığında %100’ünü istemesi. Sahaya çıktığında o sorunları unutturuyordu. “%100’ünle gelmiyorsan idman yapma. Paranı almadın, mutsuzsan idman yapmayabilirsin. Sahaya çıkıyorsan tüm performansını vermelisin” diyerek bize bunu aşıladı ve sezonu aksiliklere rağmen 6. bitirmemizde etkiliydi.
 
SENİN PATRONUN ANTRENÖR...
*%100’le oynamak dedin. Bir de yedekte başlayıp kenardan %100’le sahaya gelmek var. Geçen sezon ortalaman 26 dakikaydı ancak ondan önce Ufuk hocayla sürelerin daha azdı. Sen nasıl sahaya tam performansla girdin?
 
Efes altyapısı ve Fikret abinin de etkisi var bunda ama disiplin önemli. Karşımda bir işveren var ve bana görev verecek insan o. Ben bunun muhakemesini saha içinde yapmamayı kafama kazıdım. O benim iş verenim, 30 saniye verebilir ama onu sahaya girdiğimde düşünmemeyi kendime görev edindim. Genç oyunculara da söylüyorum. Haksızlık oluyor ancak hayatın neresinde adalet var ki? Hiçbir zaman hak eden hak ettiğini alıyor mu ki? Bu maddi veya manevi olur ancak sorgulamayı saha içinde yapmamayı anlatmaya çalışıyorum. Kararı ben veremem, antrenör verir. Beğenmiyorsan başka takıma gidebilirsin diyorum ama patron orada. Git konuş derdini anlat, iletişim kur. Neden oynamıyorum de. Kendine buna göre yön çizebilirsin. Saha verilen görev oynatmak. Kontratında 30 dakika oynama maddesi yoksa bunun kararını sen veremezsin.
 
BEŞİKTAŞ DEPLASMANLARDA DAHA BÜYÜK KALABALIKLARA OYNADI
*Türk Basketbolu sıkıntılar yaşıyor. Sponsor sıkıntıları, ödeme sorunları derken takımlar kapandı. Bu süreçte Efes’in, Beko’nun, Tekfen’in, Doğa Sigorta’nın, Sompo Japan’in, Pınar Grubu’nun katkıları var ancak diğer takımlar sponsorsuz sorun yaşıyor. Ne düşünüyorsun, nereye gidiyor Türk Basketbolu?
 
Bence ülkenin spor kültürünü geliştirmemiz gerekiyor. Beşiktaş örneği verecek olursam biz deplasmanda daha fazla taraftara oynuyoruz. 3000 kişilik salonumuz var ancak boş kaldı. Deplasmanda daha fazla taraftarımız oluyor. Yönetimsel tarafta da sıkıntılar halının altına süpürüldü. Sistemsel anlamda da aksaklıklar vardı. 
 
Genel olarak zor durumdayız. Bir şeyi değiştirmek Türkiye’de çok kolay değil. Sadece basketbol değil, karşıdaki binalara baksak bile çarpıklık görürüz. Denetim mekanizması eksikliği var. Bir yerden sonra insanlar kabul edip, oluruna bırakıyor. Bu zamanla büyüdü ve çığa dönüştü. 
 
TBF'de yeni yönetim önlemler almaya başladı. Belli kriterlerin gelmesi lazım. Sadece mali olarak değil, sporu en güzel yapan şeylerden biri seyirci. Strasbourg deplasmanına gittiğimizde her maçın dolu olduğu söylendi. Bizim Avrupa’daki galibiyet sayımız deplasmanda daha fazla. Seyirciye o kadar özlem duyuyoruz ki onları gördüğümüzde daha farklı oynuyoruz. Basketfaul tıklanma oranlarında ilk 1000’e giren tek site. Bu bile ilginin alakanın ne kadar az olduğunu gösteriyor. 
 
Tuborg kapandığında çok büyük sıkıntılar yaşandı. Ülker kapandığında spor darbe yedi. Bu noktada kriterlerle oyuncu mağduriyeti ve kulüp kapanma işini kaldırabilirsek yukarı çıkartabiliriz. Yetenekli bir toplumuz. Genç olarak birçok yetenekli isim var. Onları değerlendirip bu süreçten çıkabiliriz. Her şerden bir hayır çıkartabileceğimiz ortamdayız. Kulüplerin “2 ay gerideyiz diğerlerinden iyiyiz” dediği mantaliten çıkıp, parasını gününde almanın iyi bir kriter olduğu ortama geçmemiz lazım. 
 
*Gençler Ligi’yle ilgi düşüncen nedir? Genç yetenekler dedin ve iki senedir Final 4 organizasyonuyla da önemli bir noktaya geldi. 
 
Bir sıkışmışlık vardı. Genç yaşı bittikten sonra bir boşlukları vardı. Basketbol Federasyonu bu konuda iyi hamle yaptı. İlk sene tribünler doluydu ancak ikinci sene biraz daha ilgi azdı. İnsanların ilgisi çabuk dağılıyor. Sürekliliği sağlamamız gerek ve bu ligin devam etmesi mutlaka önemli.
 
İLK 4'Ü ZORLAYACAĞIZ
*Darüşşafaka Tekfen’e transfer oldun. Geçen sezon Euroleague ve Lig’in ardından bu sezon Eurocup var. Hedeflerin ne?
 
Ben her zaman hedefleri ve çıtanın olduğu takımlarda oynamak istiyorum. Buraya imza atmamın nedenlerinden biri de bu. Beşiktaş’tan ayrılma nedenlerimden biri sadece maddi anlamda değil. Organizasyonu ve belli bir hedefi olduğu için burayı tercih ettim. Yeni bir yapılanma olacak. Doğuş, Berk, Emircan gibi geçen seneden oyuncular olacak. Bunların yanına iyi bir çatı kurulursa ligin kalitesi de soru işaretiyken sürpriz yapabiliriz. Aradan sıyrılıp, iki Euroleague takımının ardından bir yerlere gelinebilir ama henüz konuşmak için erken. Şunun sözünü verebilirim; geçen sene ligde yaşanan sıkıntıların aynısı yaşanmayacak. İlk 4’ü zorlayan, ilk 6’da olacak ve yukarıları zorlayacak bir takım olacağımızı düşünüyorum.
 
*2 yıllık kontratın ardından yeni bir kontrat istiyor musun kariyerin için?
 
İstiyorum. Vücudum dur diyene kadar oynamak istiyorum.
 
*Basketbol sonrası planın nedir?
 
Sporun içinde idari bölümde yer alma arzusu var. Sportif direktörlük, idari menajerlik gibi bir görevde yer almak isterim. Ömrümün üçte ikisini bu işe harcamış biri olarak buradan çıkıp restaurant işletmek ihanet olur. Burada beni bir yere layık gören insanların da olması lazım elbette ama isteğim, arzum sporun içinde kalmak.
 
*Oynadığın oyuncular içinden Türk ve Yabancı kadrosu yapmanı istesem...
 
YERLİ 5
Barış Ermiş (Katlarıma çok asist yaptı. Asist kralı oldu uzun süre zaten)
Sinan Güler
Serkan Erdoğan
Cevher Özer
Ermal Kurtoğlu
 
YABANCI 5
Bobby Dixon
Khalid El Amin
Sammy Mejia
Chuck Davis
Ratko Varda
 
*O dönemki performansıyla şu anki dönemde üst düzey basketbol oynardı diyebileceğin kim var?
 
Gördüğüm en iyi winnerlardan birisi Khalid El Amin’di. Şu an Bobby’nin yaşattığı neyse o dönem El Amin de öyleydi. O dönem o bütçelerle finale çıkartmak kolay değildi. Sağlıklı bir El Amin, Bobby seviyesinde Euroleague’de oynardı.
 
Chuck Davis de aynı şekilde. Galatasaray’a geldiği dönem en kötü haliyle çok iyi şeyler yaptı. Durdurma imkânın yoktu onu. Çok fark ettiren bir oyuncuydu Chuck.
 
Ratko’nun şöyle bir katkısı olurdu; o dönemde 3’lük atabilen oyuncu sayısı çok yoktu. Türkiye’de %40 civarında üçlük atıyordu. 
 
EFES VE FENERBAHÇE YİNE FİNAL FOUR'A KALIR
*Final 4’da iki takımla yer aldık. Gelecek sezon yine hedef orası olur. Diğer yandan Barcelona çok iyi hamleler yaparak bir anda şampiyonluk adayı oldu. Neler düşünüyorsun?
 

Bence Fenerbahçe o seviyenin altına düşmez. Takımdan ziyade taraftarın vereceği reaksiyon tek soru işaretim. Bizim ülkemizde hep bir saman alevi var. Bu sene biraz homurdanma oldu içlerinde. Her sene şampiyonluk gelirse motivasyonunu kaybedebilirsin. Anadolu Efes’in kazandığı bir ivme var ve taraftarı bunun arkasında durmalı. Fenerbahçe’de de aynı şekilde. Her sene iyi olacak diye bir şey yok. Bu istikrarı kulüp, antrenör, oyuncu ve taraftarın işin içinde kalmaları gerekiyor. Herkes aynı şekilde davranırsa Final 4’un en önemli adayı olacaklardır. CSKA yeni bir yapılanmayla soru işareti gibi duruyor. Barcelona iyi bir ekip kurdu ama kazanma kültürü tam oluşmadı ve zaman alacak gibi duruyor. Daha iyi oldular bu sezon ama iyi takım kurmak her zaman başarıyı getirmiyor. O yüzden ben hala Anadolu Efes ve Fenerbahçe’nin ilk 4’e kalacak takımlar arasında olacağını düşünüyorum. 

Yorumlar Okunma: 3409