Ayıptır, yazıktır... (Hayri Pekergin) - BasketFaul.com

Ayıptır, yazıktır... (Hayri Pekergin)

08-07-19 18:47
Kadın Milli Takımı en kötümser tahminlerin ötesinde bir sonuçla turnuvadaki ikinci maçında grup sonunculuğunu garantileyerek elendi.

2018 Dünya Kupasında alınan kötü sonuç ardından Avrupa Şampiyonasındaki “çöküşün” acı, üzücü, kadın basketbolun tüm paydaşlarınca ibret ve ders alınması gereken yönleri var.

Bu konuda oyuncuları ve teknik ekibi ilk derecede sorumlu görmüyorum.

Faturayı öncelikle teknik ekip ve oyunculara değil onlara gerekli atmosferi sağlamayan uygulamalara çıkartmak gerekiyor.

İbret ve ders alması gerekenlerin başında ise Türkiye Basketbol Federasyonu tepe yönetimi geliyor.

Bugün için üzülerek ifade ediyorum.

Ayıptır.

Yazıktır.

******

Hidayet Türkoğlu başkanlığında, CEO Ömer Onan yönetimindeki Türkiye Basketbol Federasyonu 2016’da göreve geldikten bir yıl sonra U18 ve U20 Kız Milli Takımlarımız Avrupa’da küme düştü.

Denebilir ki;

“O zaman göreve geleli bir yıl olmuştu. A Milli Takım ve altyapılarda Erdenay TBF’sinin bıraktığı yetkililer ile devam ettiler.”

Denebilir ki;

“Kadın basketbolunun A Milli Takımda, altyapı milli takımlarında, lig, kulüp ve kadın altyapılarının işleyiş süreçlerinde Demirel ve Erdenay dönemlerinden miras kalan sorunlar vardı.”

Evet vardı. Orasını açalım;

A Milli Takım 2009 -2014 Sürecinde kendini yeteri kadar hızda yenileyememiş, altyapıların geriye gidişi görülememiş, Süper ligde takım sayısı lige zarar verecek şekilde küçük hesaplar ile arttırılmış, kulüplerdeki yöneticilerin çeşitli alanlardaki yetersizliklerinden doğan boşlukları menajerlik firmalarının doldurmasının sonuçları öngörülememişti.

******

Türkoğlu başkanlığında, Onan yönetimindeki TBF açısından geçmişte yapılan eksik hatalı uygulamaları mazeret olarak kabul etmek artık mümkün ve doğru değil.

O zaman sorarlar;

Göreve geldiğinizde kadın basketbolunda önlem alınması gereken olumsuzlukları görmeyecek kadar bilgisiz miydiniz?

Bugünün TBF’si göreve gelmeden kısa süre önce A Kadın Milli Takımının 2017 Avrupa Şampiyonası elemelerinde İsrail’e yenilmesi, evinde Bosna Hersek önünde 3-4 sayı ile zorlanarak kazanması, basketbolu bitmiş Romanya önünde alınan 9-10 sayılık galibiyetler sizin için yeteri kadar alarm niteliği taşımıyor muydu?

O zaman sorarlar;

2018 Kasım ayında A Milli Takımın 2019 Avrupa Şampiyonası elemelerinde düşüşte olduğu bilinen Beyaz Rusya ile oynanan maçta, Kayseri’de önemli sayıda seyircimiz önünde aldığı 56-60 yenilgi size Kadın Milli takımındaki süreçlere daha farklı “bakılması” gerektiğini göstermedi mi?

Bu maçı teknik yönetim değişiminden önceki son maçta alınan bir sonuç diye "es" geçmek mümkün değildi.

Hiç kimse A Milli Takımın 2017 ve 2019 Euro elemelerde aldığı uyarı içeren sonuçları “zaten Euro vizesini almayı garantilemiştik” gerekçeleri ile geçiştirmeye çalışmasın.

Doğru teşhis için elde oldukça fazla veri vardı.

Bu listeye U18 ve U20 Milli Takımlarının 2018 yılında Avrupa’da B liginden A ligine yükselememesi de eklenmeli.

Zira B liginden A ligine geri dönememek aslında A Liginden B ligine düşmekten çok daha büyük bir başarısızlıktı.

Büyük resim ile ilgili “teşhisler” zamanında yapılamayınca “tedavinin” etkinliği söz konusu olmuyor.

******

Bunların sonucunda TBF’nin doğrudan kendi sorumluluk alanı olan konularda ne görüyoruz?

Alınan sonucun “altıncılık ve olimpiyat vizesi” olarak belirlenen resmi hedefin çok altında kaldığını görüyoruz.

A Kadın Milli Takımında, alınan sonuç ve ortaya konan oyundan çok daha üzücü bir durum olan coşku eksikliğini görüyoruz.

Avrupa’da B Klasmanına düşen U20 ve U18 Milli Takımları görüyoruz.

Menajerler arası savaşların getirdiği kutuplaşmanın kulüpler düzeyinden TBF Yönetim Kurulu seviyesine bile “sıçradığını” görüyoruz.

Bu rekabet öyle bir kirlenme yaratıyor ki;

Her grup kendi istediği gibi hareket etmeyen kişi ve kurumları hedef olarak belirleyip manipülasyon, itibarsızlaştırma, dezenformasyon yolu ile alan hakimiyetini arttırmaya çalışıyor.

Basketbol ile nemalı ilişkisi olan herkes hatta nemalı ilişkisi olmayanlar bile taraf olmaya yönlendiriliyor.

*****

Menajerlik kurumları yalnızca bazı üst düzey oyunculardan elde ettikleri komisyonları sıfırlamak gibi kendilerine zarar veren davranışlarda bulunsalar gene “ticari kararlarıdır” der geçeriz.

Ama olay artık basketbolun altından üstüne herkese sıçrayarak zarar verecek boyuta geldi.

Yalnızca gönlünü değil, hayatını basketbola vermiş Necip Kapanlı’nın Basketfaul’ünü, Milli Takımlar dışında kadın basketbol haberlerine yer verilmeyecek” noktasına getiren nedenleri görmek anlamak gerekiyor.

*******

Türkoğlu yönetiminde, Onan idaresindeki TBF’yi Milli Takımlar ve menajerlik sektöründeki olumsuz rekabet konusunda defalarca uyarmıştım.

Bunlardan biri olan 21 Ocak 2019 tarihli “Gündem TBF” isimli yazının bir bölümü aşağıda;

Aşağıdaki satırları okumadan önce ifade etmek gerekiyor;

A Kadın Milli Takımında coach Ceyhun Yıldızoğlu’nun ve/veya ekibinin “ilişkili olduğu” menajerlik şirketinin oyuncuları lehine ayrımcılık yaptığını söylemek doğru olmaz.

Bununla birlikte menajerlik savaşlarının getirdiği kutuplaşma, güvensizlik, komplo teorileri, kendinden olmayanı itibarsızlaştırma, dezenformasyonun en üst noktaya çıktığı ortamda, bir menajerlik şirketi ile ilişkili Coach’un her tasarrufunun (bir gerekçeye dayanıyor olsa da) diğer taraflarca yanlı olarak algılanması ve algılatılması yadsınamaz bir gerçek.

A Kadın Milli Takımının sahada ve kenarda ortaya koyduğu “çok parçalı” “az coşkulu” görüntüde bu durumun rolü ve etkisi büyük.

Bakın aylar önce uyarım nasıl gelmişti?

Şimdi TBF’nin çok dikkat etmesi gereken bir konu var.

Ceyhun Yıldızoğlu şu anda bir menajerlik şirketi ile yakın ilişkili bir kulüpte görev yapıyor.

A Milli Takımda görevine başladıktan sonra bu menajerlik şirketi ile “iş ilişkisi” devam etmemeli.

Aksi halde Ceyhun Yıldızoğlu’nun her seçimi bu menajerlik yapısı ile ilişkilendirilecek ve bu hem teknik adam hem de milli takımlar için bir yıpranma riski oluşturacak.

Elbette “böyle bir olası süreçte” esas zararı kadın basketbolu görecek.

TBF’nin Yıldızoğlu’nun önüne getirmesi gereken sözleşme onu (herhangi bir) kulüpte çalışmak zorunda bırakmamalı.

Herhalde TBF şu anda menajerlik şirketleri arasında süregelen güç ve alan hakimiyeti mücadelesini benim kadar görüyordur.

Aslında gördüklerini de biliyorum.

Anlamadığım kısmı TBF’yi ve milli takımları tamamen menajerlik şirketleri üstü bir yerde konumlandırmak varken, neden bir dengeleme politikası ile kadın basketbolunun A Takım ve altyapılardaki yönetimini adeta “taşeronlaştırarak” menajerlik şirketleri ile yakın ilişkili kişilere ihale ettikleri?

Kadın basketbolunda zaten kulüpler ve coachlar düzeyinde bir süredir menajerlik yapıları arasında bir hakimiyet mücadelesi var.

Bu durumun yarattığı dejenerasyon belki çok fazla yankı bulmuyor.

Bununla birlikte oynayan oyuncular, oynamayan oyuncular bağlamında, takımların coach seçimleri konusunda , oyunculara verilen/verilmeyen ücretleri kapsamında sessizce biriken büyük bir tepki var.

KBSL’nin süper sıfatını adeta kaybettiği, TKBL’de ise işlerin ve iş ilişkilerin adeta çocuk oyuncağına döndüğü bir dönemde daha fazla dejenerasyon riski almak sadece ve sadece basketbola ve TBF’nin kurumsal itibarına zarar verir.

Benden buradan ve şimdiden uyarması.

Evet, Ocak ayında yazdıklarım bunlardı.

Bakın arkadaşlar;

Bugün bu yanlışlarda devam edilirse gelecekte “bazı oyuncularının” “ben Milli Takım’da oynamak istemiyorum” demeye başlayacakları bir dönem kapınıza geliyor.

Yine ve yeniden uyarıyorum.

******

Kadın basketbolunda A Milli Takım ve altyapı milli takımlarında geride kalmamızın başka nedenleri de var.

Burada A Milli Takım dışındakilere yer vererek konuyu dağıtmaya gerek yok.

A Milli Takımdaki “çalışma atmosferini” olumsuz etkileyen yukarıda belirttiğim TBF’nin vahim politika hataları dışında nedenler şunlar;

BİREYSEL GELİŞİM

Milli Takımın omurgasını oluşturan 93-95 jenerasyonu oyuncularımızın bireysel gelişimlerinin 20’li yaşlarının başından itibaren durmasının faturası, sorumluluklarının arttığı bu dönemde ortaya çıkıyor.

Bir iki majör örnek vermek gerekir ise;

Oyun kurucumuz Olcay Çakır Turgut tüm turnuvada P&R oyunların 1-2 kez pull up ile bitirebildi. Sağ eli ile hala sol elinin rahatlık düzeyinde değil.

Cansu Köksal iyi bir forvetin çok yönlülük anlamında mutlak sahip olması gereken penetreler ve pull up konusunda eksik. Pas teknikleri gelişme gerektiren düzeyde.

Tilbe Şenyürek son 3-4 sezonda giderek yalnızca dış şuta bağlı bir power forvet olmaya yönlenirken, potaya yakın atış ve toplu/topsuz atakları çok geri planda.

Savunmada en gayretli isimlerimizden Pelin Bilgiç 14 yaşından bu yana oyun kurucu değil skorer guard / forvet oynatılmasının sonucu olarak saha görüşü ve pas teknikleri alanlarında olabileceği kadar etkili değil.

Bu da futbol tabiri ile “tekmeye kafa uzatan karakterde” bir isim olan Pelin Bilgiç’in emek yoğun bir işçi arı statüsünden daha ileriye gitmesini önlüyor.

Ayşe Cora’nın dribbling, pull up ve şut seçimleri Euroleague ve MT düzeyinde istikrarlı bir performans için gelişme gerektiren konumda.

Bu isimlere bu Milli Takımda yer almayan Merve Aydın (1994) ve Melis Gülcan’ı (1996) hatta 28 yaşındaki Asena Yalçın ve Petrovic/Brooks kalibresindeki yeteneklerinin gerektirdiği seviyeye ulaşmasını yıllardır dilediğimiz 31 yaşındaki Bahar Çağlar’ı da eklemek mümkün.

Bütün bu bireysel gelişim eksikleri, Milli Takımın Euro 2019’da hücumda etkin olmasını sağlayacak kimya oluşunu engelleyen faktörler oldu.

Şunu da belirteyim; Bu eksikleri yıllarca ama yıllarca yazılarla, televizyon programlarıyla, canlı yayınlardaki yorumlar ile işaret ettim.

Oyunculara, ailelerine, daha sonraki dönemde antrenörlerine menajerlerine anlattım.

Ne yazık ki büyük fotoğrafı görmek çoğu için bugün alınan sonuçlardan sonra mümkün oluyor.

1993-95 Doğumlu isimlerimiz Milli Takımı önümüzdeki 5-6 sene taşıyacak.

Bu nedenle kendilerine gerekli rehberlik ve mentorluk sağlanarak yeniden teknik gelişim patikasına gelmeleri hem kendileri hem de basketbolumuz için önem taşıyor.

SAVUNMA

A Kadın Milli Takımının son 10 yılda elde ettiği tüm başarılara baktığımız zaman hücumu savunmadan başlatan bir yapı görüyoruz.

Esmeral Tunçluer, Birsel Vardarlı Demirmen, Nevriye Yılmaz gibi isimlerimizin yaş aldığı son 4-5 yılda Olcay Çakır Turgut, Pelin Bilgiç, Cansu Köksal, Tilbe Şenyürek, Ayşe Cora savunma alanında bugüne göre daha etkili ve verimli olmuştu.

Bugün bu oyuncuların 26-27 yaşına geldikleri noktada hücumun ayrılmaz parçası olan savunmayı yeniden ön plana almaları gerekiyor.

Elbette bu alana Milli Takımın her zaman mücadele ve savunma standartlarını belirlemiş ismi olan Işıl Alben’i de eklemek gerekiyor.

Savunma yalnızca takımdaki en gençlerin odaklanması gereken bir alan olmamalı.

Palau-Xargay-Dominguez-Ouvina-Gil’li İspanya’nın gerçek bir pivotu olmadan elde ettiği şampiyonluk belirttiğim bu konuyu destekleyen çok güzel bir örnek.

Euro 2019’da Pelin Bilgiç ve Tuğçe Canıtez dışında savunmada istikrarlı şekilde etki yaratan isim bulmak zordu.

MİLLİ TAKIMIN YENİLENMESİ / TAKIM İÇİ REKABET

Milli Takımda tüm pozisyonlarda yenilenme ve takım içi rekabet geçmişte ihmal edilmişti.

Bugün de geçmişten daha farklı bir anlayış görülmüyor.

Oyun kurucu pozisyonunda Olcay Çakır – Merve Aydın ikilisi ardından Euroleague ve MT seviyesinde hangi isimlerin geleceğini öngörmek / bilmek gerekiyor.

Bu pozisyonda 1997 doğumlu Sevgi Uzun’a kadar büyük bir boşluk var. Sevgi Uzun’dan sonrası ise açıkça ifade etmek gerekirse şu an itibarı ile görünmüyor.

Aynı şekilde kısa forvet pozisyonunda Cansu Köksal’ı alternatifsiz bırakmak geçmiş 2009-2014 döneminde Şaziye İvegin’in yanına istikrarlı bir alternatif oluşturmama yanlışının bir tekrarı olmamalı.

Aynı şekilde pivot ve power forvet pozisyonlarında elimizdeki insan kaynağını iyi değerlendirerek 2021-2023 dönemlerine hazırlanmak gerekiyor.

DEVŞİRME OYUNCU

Az farklar ile kaybedilen İtalya ve Slovenya maçlarında devşirme oyuncu Kia Stokes’un performansının istenilen düzeyde olmaması alınan sonuçları etkiledi.

Stokes Beşiktaş sezonu ile performanslı şekilde giriş yaptığı ülkemizde önceki sezon BOTAŞ ve bu sezon Fenerbahçe’de forma giymişti.

Bu ismin pozisyonun önemi kapsamında, “devşirilme sürecinde” son iki sezonda yaşadığı fiziksel değişim bunun nedenleri daha iyi irdelenmeliydi.

Stokes’un katkısı bir ölçüde takımdaki yetersiz kimyadan etkilenmiş olsa da konumu ve performansı bundan sonrası için daha yakın bir izleme altında olmayı hak ediyor.

******

Sonuç olarak şunu görmek gerekiyor.

Kadın Milli Takımı, coach ve oyunculara coşkunun daha yüksek olduğu, milli takım içinde güvenin desteklendiği ortam sağlanmış olsaydı bu Avrupa Şampiyonasında bu kadar kötü bir derece almayacaktı.

Zira daha geniş bir rotasyon, daha canlı, coşkulu bir savunma daha iyi paylaşımlar görecektik.

“Bu sonuç iyi oldu. TBF görür önlem alır” diyen bir düşünce var.

Buna katılmak asla mümkün değil.

Bu kaçıncı diye sorarlar.

O filmi 2017’de U20-U18 Milli Takımları küme düşünce gördük.

Önlem alır dediğiniz TBF öyle yanlışlara imza atıp eski verimsizlikleri devam ettirdi ki iki altyapı milli Takımları 2018 yılında B klasmanından A Klasmanına geri dönemedi.

A Kadın Milli Takımının teknik alanlarda son 2-3 yılda verdiği “fetret ve gerileme dönemi” sinyallerini görmeyen bir yönetim var.

Kadın basketbolunda kendi yönetim kuruluna bile sıçrayan menajerlik çekişmelerinin sonuçlarını hesapla(ya)mayan TBF’nin bundan sonra döngüyü olumluya çevireceğini düşünmek başka bir şey değilse aşırı saflık olur.

Çare nedir diyenleriniz mutlaka olacaktır. Basketbolun içinde olanların hepsi zaten gayet iyi biliyor.

Basketbol seven diğer yakın ilgililere bir kez daha hatırlatayım;

Mesele yalnızca işler kötü gidince yazmak çizmek değil.

İşler görece iyi giderken büyük fotoğrafı görerek uyarmak.

Son altı yedi yıldır yazıyorum. Lütfen açın okuyun.

Twitter: @hayripekergin 

Yorumlar Okunma: 9638