Türk Basketbolu “Aura”sını Kaybediyor mu? -2- (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Türk Basketbolu “Aura”sını Kaybediyor mu? -2- (İlker Yıldız)

08-05-20 08:44
Türk Basketbolu “Aura”sını Kaybediyor Mu? başlıklı yazımın devamı niteliğinde olan ve şimdi okumakta olduğunuz ikinci yazım ile daha önce yayımlanan birinci yazım arasında neredeyse üç haftalık uzun bir süre geçti. Oysa üç yazı dizisi olarak planladığım “Türk Basketbolu ‘Aura’sını Kaybediyor Mu?” başlıklı yazılarımın hem ikincisi hem de üçüncüsünü, ilk yazımı yazdığımda çok kısa sürede bitireceğimi düşünmüştüm. Hatta ilk yazımı bitirdiğimde diğer yazılarımın da büyük bölümünü tamamlamış ve küçük düzenlemeler yaparak diğer bölümleri de üç-dört gün arayla sizlerle paylaşmayı planlamıştım. İkinci ve üçüncü yazılarımla ilgili biraz daha bilgi toplama adına okumalar yapmaya ve videolar izlemeye başladığımda yazımın tahmin ettiğimden çok daha fazla derinlik kazanması gerektiğini gördüm. Haliyle böyle olunca da birinci yazım ile ikinci yazım arasında uzun bir süre geçmesi gerekti. Basketbolumuzun sorunlarını dile getirme ve çözüme kavuşturma adına çok önemli olduğunu düşündüğüm bu konuyla ilgili uzun zamandan beri çalışmalar yapıyordum. Bu nedenle konuyla ilgili yardımcı olacağını düşündüğüm hemen hemen hiçbir yazı ve videoyu atlamamaya özen gösterdim. Bu süreçte, daha önce altını çizerek okuduğum binlerce yazı arasından bu konuyla ilgili olanlarını başta Sayın Yalçın Granit, rahmetli Cavit Altunay, Sayın Aydın Örs, Sayın Ali Hurşit Baytok, Sayın Cem Akdağ olmak üzere birçok basketbol duayenimize ait hemen hemen 300’e yakın yazıyı (röportajlarda dahil) notlar alarak tekrardan okudum. Bunun yanında Sayın Yalçın Granit’in oğlu Ali Granit’in açmış olduğu youtube sitesindeki basketbol videolarının birçoğunu da izledim. Sayın Ali Granit, youtube sitesinde babası Sayın Yalçın Granit’in basketbol hakkında çeşitli programlarda yaptığı konuşmaları içeren videoları yükleyerek, Türk basketbolunun faydalanacağı önemli bir görevi yerine getirmiş. Sayın Ali Granit’e, Sayın Yalçın Granit’in basketbol dünyasını ve Türk basketbolunun tarihini anlamamızı sağlayan emsalsiz bir eser olan “Adanmak” kitabını okumamıza ve çeşitli programlarda basketbol üzerine konuşmalarını içeren videoları izlememize imkân sağladığı için ülke basketbolumuz adına çok teşekkür ediyorum.

Oyuncu Yetiştirme ve Geliştirme Merkezli Düşünce
Benim için, bu süreçte işin hakkını vermek ve düşüncelerimi temellendirme adına basketbolumuzun feylesofları olarak nitelendirdiğim iki değerli şahsiyetimiz Sayın Yalçın Granit ve rahmetli Cavit Altunay’ın yazılarından ve düşüncelerinden faydalanmak kadar doğru başka bir yol da olamazdı zaten. Çünkü Sayın Yalçın Granit ve rahmetli Cavit Altunay hem ülke basketbolumuzun merkez taşlarıdırlar hem basketbola bakış açıları ülke basketbolumuzun kurtuluşu olan “oyuncu yetiştirme ve geliştirme merkezli”dir hem de basketbolumuzda bizlere yazılı ve görsel olarak en çok malzeme bırakan üstatlarımızdırlar. Ben ülke basketbolumuzun gerçek anlamda büyüyebilmesinin en önemli yolunun, kendi basketbol ekolümüze sahip çıkmakla gerçekleşeceğini düşünüyorum. Sayın Yalçın Granit ve rahmetli Cavit Altunay gibi değerlerimizin basketbol ile ilgili düşüncelerini benimseyen ve bu düşünceleri fiiliyata geçiren anlayışın, bizim ülke basketbol ekolümüz olduğuna inanıyorum. Aslında bu düşünce ekolünden gelen ve bu düşünce ekolünü benimseyen azımsanmayacak sayıda basketbol emekçimiz oldu ve bundan sonra da olacaktır. Bunların başında da hiç kuşkusuz Sayın Aydın Örs gelmektedir. 

Mevcut TBF yönetiminin göreve geldikten itibaren ülke basketbolumuz adına birçok önemli faaliyete imza attığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 26 Ekim 2016 tarihinde Ankara'da yapılan Olağan Genel Kurulu’nda Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı seçilen Sayın Hidayet Türkoğlu ve yönetimi yaklaşık 3,5 yıllık süreçte birbirinden değerli işlere imza attılar. Bunları kısaca; TÜBAD ve Eğitim Kurulu ile daha önceki yönetimlerde olmadığı kadar nitelikli işbirliği, TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı, FIBA Altyapı Gelişim Projesi, 2017-2018 sezonundan itibaren hayata geçirilen Basketbol Erkekler Gençler Ligi (BGL), 12 DABO’nun nitelikli hale getirilmesi, yabancı oyuncu sayısının azaltılması, ülkemizde çalışacak yabancı antrenörlerle ilgili kriterlerin getirilmesi, Altyapı Erkek Milli Takımlarımızın Koordinatörlüğüne Sayın Fikret Doğan ve Altyapı Kadın Milli Takımlarımızın Koordinatörlüğüne de Sayın Zeynep Gül Ene gibi iki önemli değerimizin getirilmesi ve son olarak da TBF Akademinin hayata geçirilmesi olarak sayabiliriz. Ayrıca Türkiye Basketbol Federasyonu’nun kuruluşunun 60. yıl dönümü münasebetiyle basketbola adanmış hayatlar için hazırlanan “Türkiye’nin Basketbol Aşkı Kitabı”nın da ülke basketbolumuzun tarihini gelecek kuşaklara tanıtma ve basketbol kültürümüzü yazılı alanda da nitelikli hale getirme açısından öncü bir adım olarak görebiliriz. Bu saydıklarımızın tamamını, ülke basketbolumuz adına büyük bir vizyona sahip olan bir yönetim tarafından gerçekleşen önemli icraatlar olarak nitelendirebiliriz. 

Bunun yanında EBBL’nin kaldırılması, A Milli Takımlarımızın resmi turnuvalardaki kötü dereceleri ve oynanan basketbolun beklenilen düzeyin çok altında kalması, birçok kulübümüzün ekonomik yönden sıkıntılar yaşaması ve bunların bazılarının ise faaliyetlerine son vermesi, Türk sporcuların yetişmesine katkı veren kulüpleri teşvik projesinin yeterli düzeyde olmaması, oyuncularla birlikte özellikle de altyapılardaki antrenörlerin özlük haklarının henüz istenilen düzeyde olmaması gibi çözüm bekleyen birçok sorunun da olduğunu söylemek gerekiyor.

Muhteşem Üçlü
Mevcut TBF yönetimin şu ana kadar ki icraatları ile ilgili kendi düşüncemi sizlerle paylaşacak olursam, mevcut TBF yönetiminin son 30 yıllık süreçteki en iyi TBF yönetimi olduğunu düşünüyorum. Mevcut federasyonun yaptığı çalışmalar arasında en değerli olanlarının başında hiç kuşkusuz Sayın Aydın Örs önderliğindeki Eğitim Kurulu ve Sayın Çetin Yılmaz önderliğindeki TÜBAD ile verimli işbirliği içerinde olunması gelmekte. Adeta ülke basketbolumuzun zirveye tırmanması adına muhteşem üçlü oluşturulmuş durumda: TBF, Eğitim Kurulu ve TÜBAD. Bu üçlü işbirliği sayesinde; Aydın Örs, Çetin Yılmaz, Murat Özyer, Ekrem Memnun, Alaeddin Yakan, Necati Güler, Hakan Yavuz, Cem Akdağ, Tolga Öngören, Şükrü Yaravlı, Derya Özyer, Ali Hurşit Baytok, Mete Babaoğlu, Muratcan Üner, Semih Eroğlu, Zafer Kalaycıoğlu, Menderes Gümüşdal, Oktay Mahmudi, Ahmet Çakı, Fehmi Sadıkoğlu, gibi basketbolumuzun birçok değeri bir araya getirilerek, basketbolumuzun bu değerlerimizin bilgi ve birikimlerinden yararlanılmasının sağlanmış olunması, ülke basketbolumuz adına kazanımların en büyüğü olsa gerek. İlerleyen süreçlerde Cem Çağal, Türkay Çakıroğlu, Ayhan Kalyoncu gibi değerlerimizin de bu ekibe eklenmesiyle birlikte ülke basketbolumuzun kendi öz değerlerinden azami ölçüde yararlanarak, ilerleyen yıllarda bütün zorlukları aşabilme kabiliyeti kazanan bir basketbol bütünleşmesi sağlanılmış olacaktır. Basketbolumuzda oluşturulacak bu bütünleşme ile bir ülkenin en büyük gücü olan insan kaynaklarından (basketbol değerlerimizden) verimli bir şekilde yararlanılarak, Türk basketbol ekolünün tekrardan diriltilmesi adına bütün sorunlar da asgari düzeye inecektir. 

TBF yetkililerinin, TÜBAD ve Eğitim Kurulu ile birlikte uyumlu bir şekilde çalışıyor olması, ülke basketbolumuzun sorunlarının çözümü adına en önemli adım olarak görülmelidir. Bu işbirliği içerisinde Sayın Aydın Örs’ün yerinin çok önemli olduğu bir gerçek. Ülke basketbolumuz adına Sayın Örs ve ekibi gibi bu ölçüde değerli kişileri bir araya getirmek, bu değerlerimizin basketbola bakış açılarını da benimseyerek hayata geçirmede istekli olmak anlamına da gelmektedir. Bu muhteşem üçlüde yer alanların çoğunluğunun, ülke basketbolumuzun geleceği ile ilgili düşüncelerinin, Sayın Yalçın Granit, rahmetli Cavit Altunay, rahmetli Mehmet Baturalp ve Sayın Ali Hurşit Baytok gibi “oyuncu yetiştirme ve geliştirme merkezli anlayış”a sahip olduklarını düşünüyorum. Bu anlayış aynı zaman da Türk basketbol ekolünü de temsil etmektedir. Asıl muhteşem olan ise bu “muhteşem üçlü”nün, ülke basketbolumuzun tekrardan özüne yani “oyuncu yetiştirme ve geliştirme merkezli anlayış”a dönmesi adına yoğun çaba sarf ediyor olmasıdır.

Yeni Bir Ekol Kumaya Uğraşmaya Gerek Yok, Zaten Bir Ekolümüz Var
Felsefede ekol; “ilmin herhangi bir dalında, resim, edebiyat vb. sanat kollarında bir kimsenin başlattığı ve diğerlerinin devam ettirdiği, belli özellikleriyle kendisine benzer olanlardan ayrılan tarz, usûl, yol, okul, mektep demektir”. Ekol kurmak demek aynı zamanda da bir okulu bir mektebi şart koşar. Doğru olanların diğer kuşaklara öğretilip, uygulanabilmesi adına da bir müfredatın belirlenmesi ve o müfredatında en tecrübeli hocalar/öğretmenler tarafından uygulanması gerekir. Sonrasında da onu tatbik etmek adına asli yoldan çıkmamak ve öncekilerin tecrübesinden yararlanarak, günün koşullarına göre yenilikler katarak devam etmek önemlidir. Ekol kavramının tanımına baktığımızda aslında bizim ekolümüzün olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu ekol hiç kuşkusuz; rahmetli Turgut Atakol’un, rahmetli Armağan Asena’nın, rahmetli Cavit Altunay’ın, rahmeti Mehmet Baturalp’in, Sayın Yalçın Granit’in, Sayın Ali Hurşit Baytok’un ve Sayın Aydın Örs’ün yer aldığı ekoldür. Bizim aslında geçmişten gelen kuvvetli bir ekolümüz vardı, bizler sadece bir ekolümüz olduğunu unuttuk ve uzun bir süre hafıza kaybına uğradık. Günümüzde asıl mesele o ekolün biliniyor olması değil, o ekolü benimseyecek ve hayata geçirecek iradeye sahip olmaktan geçtiğini bilmeliyiz. Mevcut TBF yönetiminin de ekolümüzün tekrardan hayata geçmesini sağlayacak olan iradeye ve sorumluluğa sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü mevcut federasyonda yer alan Sayın Hidayet Türkoğlu, Sayın Ömer Onan, Sayın Hüseyin Beşok, Sayın Kerem Tunçeri, Sayın Haluk Yıldırım ve ismini sayamadığım daha birçok kişi, ekolümüzün uygulandığı son dönemlerde yetişen kimisi “iyi oyuncu” kimisi de “Büyük Oyuncu”ydular. Mevcut TBF yönetimindeki bu kadronun her açıdan çok vefalı çıktığını söyleyebilirz. Basketbol ekolümüzün kurucu değerlerinden olan Sayın Yalçın Granit’e ve onun düşünsel talebesi olan Sayın Aydın Örs’e olabildiğince hürmet göstererek, tekrardan ekolümüzün yeşermesi adına önemli adımlar atıyorlar. Tekrar söylüyorum, mevcut TBF yönetiminin en büyük başarısı, ülke basketbolumuzun “aura”sını arttırarak kendi ekolümüzü inşa etme adına çaba sarf ediyor olmasıdır. TBF, tekrardan ekolümüzü hayata geçirmeyi başardığında ülke basketbol tarihimize altın harflerle yazılacak ve bunu gerçekleştirenler de hep şükranla anılacaklardır. 

Yalçın Granit Gibi Cesurca Konuşmalıyız
Bir basketbolsever ve basketbol yazarı olarak her zaman en büyük idolüm Sayın Yalçın Granit ve Sayın Cavit Altunay olmuştur. Onların ülke basketbolumuza yaptığı katkılar gibi bir katkıyı belki de hiçbir zaman yapamayacağım. Ancak ben de yazılarımla bu basketbol feylesoflarımızın düşüncelerinin ülke basketbolumuz açısından önemini anlatarak ve genç nesillere onları tanıtarak katkı sunabileceğimi düşünüyorum. Bu düşünce de bana hem güç veriyor hem de fazlasıyla mutlu ediyor.

Sayın Yalçın Granit, ülke basketbolumuzun en temel sorunlarını 2008 yılında katıldığı bir spor programında çok net bir şekilde dile getirmişti. Bu programda Sayın Yalçın Granit, Sayın Necat Sayman, rahmetli Mehmet Baturalp, rahmetli İsmet Badem gibi basketbol değerlerimizde yer almıştı. 12 yıl önceki programda olduğu gibi ülke basketbolumuz adına önde gelen değerlerimizin bir araya gelerek, basketbolumuzun gelişimi adına her şeyin açık açık konuşulacağı programlar veya paneller düzenlenmesi gerektiği bugün de aşikâr görünüyor. Sayın Yalçın Granit’in, bu programdaki konuşmasını her basketbolseverin muhakkak izlemesini tavsiye ederim. Sayın Granit konuşmasında, şu an yaşadığımız sorunları 12 yıl öncesinden görebilecek ferasete sahip biri olarak karşımıza çıkıyor. Ülke basketbolumuzun genişlediğini ama büyümediğini, oyuncu yetiştirdiğimizi ama oyuncu geliştiremediğimizi, basketbol kulüplerinin özerkliğinin önemini, seyirciyi salonlara çekmek için “büyük oyuncu”lar yetiştirmemiz gerektiğine kadar birçok konuyu bu programda dile getiriyor. Sayın Granit’in bu ileri görüşlülüğünün temelinde ülkemizde unutulmaya yüz tutmuş olan basketbol ekolümüzün en önemli taşıyıcısı olmasının da büyük etkisi var. Sayın Granit’in tecrübelerinden, geçmiş dönemlerdeki TBF yetkililerinin ve ülke basketbolumuzun yeterince istifade edememiş olmasını büyük bir üzüntüyle karşılamaktan öte elden bir şey gelmiyor. Sayın Granit’in hemen hemen bütün yazılarını keyifle okuyan ve kendimi basketbol adına onun talebesi gören biri olarak şunu söyleyebilirim ki ülkemizde Sayın Granit’in değerini en çok bilen kişi Sayın Necip Kapanlı’dır. Sayın Necip Kapanlı’nın editörü olduğu Türkiye’nin en önemli basketbol sitesinde yazılar yazmaktan da ayrıca gurur duyuyorum.

Basketbolumuzdaki asli sorunumuzun, ülkemizin basketbol feylesofu Sayın Yalçın Granit gibi değerli isimlerin samimiyeti ve “aura”sına sahip olan kişi sayısının azlığından ve asıl sözü bu kişilerin söyle(ye)memesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Maalesef Sayın Yalçın Granit gibi önemli isimlerimizin dile getirdiklerini çok iyi bilip de çeşitli nedenlerle uygulamayan veya kulaklarını tıkayanlar basketbolumuza en büyük zararı verenlerdir. Çünkü bu vurdumduymazlık yüzünden daha da kötüsü gerçekleşerek, sonraki nesil basketbol paydaşları artık Sayın Yalçın Granit ve Sayın Cavit Altunay gibi kendi ekolümüzün en önemli temsilcilerinin ülke basketbolumuz adına ne söylemek istediklerini dahi anlayamayacak duruma gelmişlerdir.

A Milli Takımımızın Başarısı mı, Kulüp Takımlarımızın Başarısı mı?
Geçmişte yaptığımız hataları tekrarlamaz ve kendi değerlerimize sahip çıkarsak ülke basketbolumuzun “aura”sına kısa zamanda yekrardan kavuşacağına inanıyorum. Ancak yapılan yanlışları hala müdafaa eden belli bir kısım var ki, bu tutumları ya iyi niyetli olmalarına rağmen süreci iyi analiz edememelerinden kaynaklanmakta ya da her şeyi bilmelerine rağmen mevcut yerlerini ve imkanlarını kaybetme korkusuyla “küçük olsun, benim olsun” düşüncesiyle yanlışları savunmaya devam etmektedirler. Bu yazılarım yoluyla geçmişte neleri doğru yaptık neleri yanlış yaptık mukayesesini yapmaya çalışarak, ülke basketbolumuzun “aura”sının yitimine sebep olan durumları herkesin çok net bir şekilde görmesini sağlamak isterim. Sonrasında da hep birlikte hatalarımızdan ders alarak, unutulmaya yüz tutmuş olan ekolümüzü el birliğiyle canlandırma yollarını arayacağımızı umuyorum.

Matematikte herkesin bildiği gibi temel bilinmesi gereken kurallardan birisi de işlem önceliğidir. Eğer siz bir işlemde öncelik sırasına uymazsanız, yaptığınız diğer işlemlerin de hiçbir önemi kalmaz. Sonuç tek bir işlem önceliği hatasıyla yanlış çıkacak, bütün çabanız da kaybolup gidecektir. Bir önceki yazımda ifade ettiğim gibi özellikle 2001 yılından itibaren basketbolumuzda yaşanan “aura” kaybının temelinde öncelikler hiyerarşisini yanlış değerlendirmek yatmaktadır. Bizler eğer önceliklerimizi A Milli Takımlarımızın başarısı ve “büyük oyuncu”lar yetiştirmek olarak belirlemek yerine; kimi kulüp takımlarımızın yöneticilerinin şov yapmalarına, kulüp takımlarımızın bol yabancı oyuncuyla gelen başarılarına, bazı menajerlerin yanlış yönlendirmelerine, sponsorların ve yayıncı kuruluşların isteklerine öncelik verirsek, basketbolumuz da bugün olduğu gibi “aura”sını kaybedecektir. 

Kulüp takımlarımızın Avrupa Kupalarındaki başarıları ile A Erkek Basketbol Milli Takımımızın başarılarını sizler için detaylı bir şekilde karşılaştırdım. Süreci 1993 yılından bugüne kadar alarak bir önceki yazımda ifade ettiğim üç dönemin çok daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalıştım. 

 

TÜRK TAKIMLARININ BASKETBOL'DA AVRUPA KUPALARINDA ELDE ETTİĞİ BAŞARILAR
S
AVRUPA KUPALARI
1993
1996
1997
2000
2001
2005
2008
2012
2013
2014
2015
2016
2017
2018
2019
1
FIBA Avrupa Şampiyonlar Kupası 
(1958-2000)
 -
 -
 -
Efes Pilsen
(Yarı Final)
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
FIBA SuproLeague 
(2000-2001)
Efes Pilsen
(Yarı Final)
EuroLeague 
(2000- )
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
Fenerbahçe
(Yarı Final)
Fenerbahçe
(Final)
Fenerbahçe
(Şampiyon)
Fenerbahçe
(Final)
Anadolu Efes
(Final)
Fenerbahçe
(Yarı Final)
2
Saporta Kupası 
(1965-2002)
Efes Pilsen
(Final)
ULEB Kupası 
(2002-2008)
 -
 -
 -
 -
 -
 -
Galatasaray
(Yarı Final)
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
EuroCup 
(2008- )
Bandırma BK
(Yarı Final)
Galatasaray
(Şampiyon)
Darüşşafaka
(Şampiyon)
3
Koraç Kupası 
(1971-2002)
 -
Efes Pilsen
(Şampiyon)
Tofaş
(Final)
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
EuroChallenge 
(2003-2015)
Fenerbahçe
(Yarı Final)
Beşiktaş
(Şampiyon)
Pınar Karşıyaka
(Final)
Gaziantep
(Yarı Final)
Trabzonspor
(Final)
Basketbol Şampiyonlar Ligi 
(2016- )
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
Bandırma BK
(Final)
 -
 -
4
EuroCup Challenge 
(2002-2007)
Bandırma BK
(Yarı Final)
 
A ERKEK BASKETBOL MİLLİ TAKIMIMIZIN RESMİ ŞAMPİYONALARDA ELDE ETTİĞİ DERECELER
S
ŞAMPİYONALAR
1993
1996
1997
2000
2001
2005
2008
2012
2013
2014
2015
2016
2017
2018
2019
1
Avrupa Basketbol Şampiyonası
(1935-)
11.
8.
 -
2.
9.
 -
 -
17.
 -
14.
 -
14.
 -
 -
2
Dünya Basketbol Şampiyonası
(1950)
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
8.
 -
 -
 -
 -
22.
3
Olimpiyat Oyunları
(1936- )
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 -
Elemeleri
Geçemedik
 -
 -
 -

 

Efes Pilsen başta olmak üzere birçok kulübümüz altyapıdan yetiştirdiği yerli oyuncularıyla Avrupa Kupalarında önemli başarılar yakalamaya başladığı 90’lı yılların başında, bu başarılarla eş zamanlı olarak A Erkek Basketbol Milli Takımımızın da uzun yıllar aradan sonra önemli başarılar yakaladığını görüyoruz. O zamanki adı Efes Pilsen olan Anadolu Efes’in çoğu altyapısından yetiştirdiği oyuncularla Saporta Kupası’nda final oynaması ile 12 yıl aradan sonra hem de iki ön eleme turu geçerek Avrupa Şampiyonası Finallerine katılan Nur Germen yönetimindeki A Erkek Basketbol Milli Takımımızın başarısının aynı yıllara denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. 1993 yılında Almanya’nın ev sahipliğinde yapılan Avrupa Şampiyonası Finallerine iki galibiyet ve dört mağlubiyet alarak turnuvayı her ne kadar 11. sırada bitirmiş olsak da, bu sayede 1993 yılından itibaren bugüne kadar olan bütün Avrupa Şampiyonası Finallerine katılma istikrarını yakaladığımızı da görüyoruz. 1993 yılında Saporta Kupası’nda final oynayan kadrodan; Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Ufuk Sarıca, Oktay Öztürk ve Gökhan Güney’in daha sonraki süreçte resmi müsabakalarda A Erkek Basketbol Milli Takımımızın formasını giyme başarısı gösterdiğini de hatırlamamız gerekiyor. Hem kulüp hem de milli takım başarılarının birlikte gerçekleşmesi, ülke basketbolumuzun şimdilerde özlediği bir durum haline gelmesi ise ne kadar acı bir durum!

Efes Pilsen, 1996 yılında Koraç Kupası’nda şampiyon olurken, kadrosunda yer alan sekiz oyuncu kendi altyapısından yetişen oyunculardı. Şampiyon kadroda yer alan altı oyuncu; Ufuk Sarıca, Mirsad Türkcan, Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Murat Evliyaoğlu ve Hüseyin Beşok, hemen hemen aynı yıllarda A Erkek Basketbol Milli Takımımızın oynadığı resmi turnuvalarda forma giyme başarısı da gösterdiler. Ülke basketbolumuzdaki hemen hemen bütün basketbol otoriteleri, kulüp takımlarımızın bugüne kadar Avrupa Kupaları’nda elde ettiği en anlamlı başarının Efes Pilsen’in 1993 Saporta Kupası ikinciliği ile 1996 Koraç Kupası Şampiyonluğu olduğunu söyleyeceklerdir. Bunun başlıca nedeni sadece Avrupa Kupaları’nda elde edilen ilk önemli başarılar olması değil, bunun daha da ötesinde Türk basketbolunun yetiştirdiği gençlerin ağırlıkta olduğu bir kadroyla bunun başarılması ve aynı gençlerin benzer başarıyı ay-yıldız forma altında da göstermesidir. Biraz önce de ifade ettiğim gibi 12 yıl aradan sonra Avrupa Şampiyonası Finallerine katılma başarısı göstermemiz ve bunu sürekli hale getirmemiz ile Efes Pilsen’in Avrupa Kupalarındaki başarısı birbiriyle doğru orantılı gelişmişti. Her Türk genci eline aldığı basketbol topuyla sokağa çıktığında ben de Ufuk, Mirsad, Volkan, Hüseyin gibi olacağım hayaliyle yaşar ve basketbola daha çok bağlanırdı. Bu duyguyu çok iyi biliyorum, çünkü ben de o gençlerden biriydim. 1993 ve 1996’da Efes Pilsen’in Avrupa Kupaları’nda elde ettiği ve adeta basketbolumuzun zirve yaptığı başarılar, ülke basketbolumuza ilham verecek türde başarılardı. Bir ülke basketbolunun başarısını gösteren en önemli kriterler hiç kuşkusuz A Milli Takımlarının uluslararası turnuvalardaki başarıları ve yetiştirdiği büyük oyuncuların sayısıdır. Şimdiler de birçok iyi oyuncumuz olmasına rağmen 15-20 yıl öncesinde olduğu kadar büyük oyuncumuzun olmaması, basketbolumuzun “aura”sının kaybolmasından başka ne anlama gelebilir ki? Basketbolumuz “aura”sına tekrardan kavuşmak istiyorsa, Sayın Yalçın Granit’in yıllarca bıkmadan usanmadan söylediği gibi; İspanya ve ABD başta olmak üzere birçok ülkede olan “Oyuncu Geliştirme Merkezleri”ne bizim de sahip olmamız gerekiyor, bunu TBF’den acilen bekliyoruz. 

Sayın Aydın Örs’ün 1993 ve 1996 yıllarındaki Avrupa Kupaları’ndaki başarılarında birçok Türk genci figüran olmayıp, bu başarılarda önemli pay sahibiydiler. Daha da ötesi bu oyuncuların çoğu A Milli Takım seviyesine de çıkma başarısı göstermişlerdi. Bu başarıda Sayın Aydın Örs’ün altyapıya seçtiği doğru oyuncularla birlikte “Oyuncu Geliştirme Merkezleri”nde uygulanan çalışmaların benzeri çalışmaların yapılması birinci derece etkendi. Sayın Aydın Örs’ün, A takım çalışmalarında bile öncelikle fundamental ve oyuncuların bireysel eksiklikleri üzerine antrenmanlar yaptırdığını, daha sonrasında takım çalışması yaptırdığını bilmeyenimiz yoktur. Şimdilerde çoğu A takım koçları yardımcı antrenörlere board sildirirken, Sayın Aydın Örs ise yardımcı antrenörlerinin takımdaki oyuncuların bireysel gelişimleriyle ilgilenmelerini istiyor ve böylece hem onların hem de oyuncuların gelişimlerini önceliyordu. Ergin Ataman, Oktay Mahmudi, Hakan Demir gibi üst seviye coachlar şans eseri değil ancak böyle bir çalışmayla yetişebilir, bunun sanırım daha başka izahı da olamaz. Aydın Örs tek başına bir ekoldür ama onun öncüleri de rahmetli Armağan Asena, rahmetli Cavit Altunay, rahmetli Mehmet Baturalp ve Sayın Yalçın Granit’tir. 

Yukarıdaki tabloya baktığımızda özellikle 1993-1996 yıllarında Avrupa Kupaları’nda yakaladığımız başarılar ile A Erkek Basketbol Milli Takımımızın elde ettiği başarıların birbiriyle doğru orantılı olduğunu görüyoruz. Oysa özellikle 2010 yılından itibaren kulüplerimizin Avrupa Kupaları’nda kazandığı başarılar ile A Erkek Basketbol Milli Takımımızın elde ettiği neticelerin birbiriyle ters orantılı olduğunu görüyoruz. Aradaki farkın en başında ilkinin yerli oyuncularla birlikte olması, ikincisinin ise bol yabancı oyunculu kadrolarla olmasıydı. Pekâlâ doğrusu ne olmalı sorusuna verilecek cevap ise tabii ki birincisidir. Siz eğer ne olursa olsun kulüplerimiz yurtdışında başarılı olsun ve ligimizin seviyesi Avrupa’da ilk üç lig arasında olsun diye uğraşır, bu sayede de geçici olarak lige ve kulüplere sponsorlar, TV gelirleri bulurum derseniz dolayısıyla da Türk basketbolunun altına dinamit koymuş olursunuz. Kısa vadeli ve popülist yaklaşımların sonucunda da maalesef son yıllarda birçok kulübümüz kapılarına kilit vurmak zorunda kaldı! Ülke basketbolumuzun gerçek anlamda kalitesini sağlayacak olan, liglerin seyirci sayısını arttıracak olan, kulüplere kalıcı sponsorlar ve reklam gelirleri sağlayacak olan en temel iki unsur; “Yerli Büyük Oyuncular” yetiştirmek ve A Milli Takımlarımızın başarılarıdır. 

Oysa son 10 yıllık süreçte ise çok daha belirgin hale geldiği gibi kulüp takımlarımızın birçoğu altyapılarını göstermelik kurarken (pilot takım uygulamalarından vazgeçen köklü kulüplerimizin olduğunu özellikle hatırlamamız gerekir), lig ve Avrupa Kupaları’nda kurumsal kimlikten uzak bir şekilde kısa zamanda başarı elde etmek adına basketbolumuzdaki “aura”yı yıkarcasına yüksek bütçelerle bol yabancılı kadrolar kurdular. Bu takımlarımızın birçoğu, reklam amaçlı hedefler doğrultusunda kurdukları bol yabancı oyunculu kadrolarıyla özellikle de Avrupa Kupaları’nda önemli başarılar elde ettiler. Ama bu kulüplerimizin çoğu çok geçmeden ya kapanmak zorunda kaldılar ya da ekonomik anlamda altından kalkılması güç çok büyük borçlara girdiler. Olan da onlarca yıl ülke basketbolumuz adına oluşan kültüre ve bu kültürün sonucunda oluşan ülke basketbolumuzun “aura”sına oldu. En üzücü olansa, ülke basketbolumuzun “aura”sının yitimi gerçekleşirken, bu kaybın önüne geçme adına birkaç cılız sesten başka hiçbir sesin çıkmıyor olmasıydı. Basketbolumuz adeta uçuruma doğru giderken, bunun geç farkına varan bizler ise maalesef o dönemlerde hep birlikte “Türkiye Basketbol Süper Ligi, Avrupa’nın en önemli üç ligidir” şeklindeki retoriklere alkış tuttuk. Şimdi uçurumun tam ucundayız ve küçük bir rüzgarla bile adeta hepimiz uçuruma düşeceğiz. Koronoviriüs (Kovid-19) salgınını hayırlısı ile atlatır atlatmaz, ülke basketbolumuz adına radikal kararları hayata geçirmeli ve bir daha ülke basketbolumuzu kimliğinden uzaklaştıracak, kişi veya kulüplerin keyfi uygulamalarına fırsat veremeyecek şekilde ülke basketbolumuzu eski “aura”sına kavuşturmalıyız. Aksi halde ülke basketbol tarihimiz yıllar sonra bile basketbolumuzu bu durumlara düşürenleri ve elinde imkan varken bu durumu düzeltmeyenleri affetmeyecektir. 

“12 Dev Adam” Sloganı!
Tarihte de hep şunu derler çöküş her zaman yükselişin en zirve noktasıdır diye. Şimdi de Koronavirüs salgının ülkemizde “pik yapmasını” (en üst seviyeye ulaşmak anlamına gelir. Bir diğer anlamı ise zirveye ulaşmaktır) bekliyor ki yavaş yavaş düşüşe geçmeye başlasın. Sportif alanda yakaladığınız başarının beraberinde birçok olumlu getirisi olduğu gibi ileriye dönük iyi bir planlama yapılmadığında da uzun vadede olumsuz anlamda götürüleri de çok olacaktır. İlk başlarda kazan-kazan anlayışı gibi görülen reklamlar, sponsorluk anlaşmaları, abartılı övgüler ve tanıtımlar gibi… Bu durumu Jean Baudrillard’ın gerçekle sahtesi arasındaki farkı yok etmeye ve olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeye çalışılan simülasyon kavramı ile açıklayabiliriz. Evet daha olgunlaşmamış olan bir şeyi olmuş gibi göstermeye çalıştık. Bunun en açık göstergesi ise Athena Grubunun seslendirdiği “12 Dev Adam” şarkısı ve yapılan kliplerdi. Ancak asıl tehlike de bundan sonra başladı; ürün ile ürünün satış değeri arasında bir dengenin olmaması ve daha da kötüsü o ürünü ortaya çıkartanların bir anda yok sayılmasıydı. Pekâlâ ülke basketbolumuzu bin bir emekle ve gözyaşı ile 1993-2001 arasındaki döneme getiren neydi: Bu, ülkemizde ilk basketbolun başladığı günden bugüne kadar emeği geçen herkesin katkısıyla oluşan basketbolumuzun ruhu yani “aura”sıydı. Rene Guenon’un “niceliğin nitelik üzerinde egemenlik kurması” olarak da adlandırdığı modern döneme, basketbolumuzun da başarılı bir şekilde ayak uydurduğunu üzülerek görüyoruz. Bizler ne vakit o ışıltılı ama aslında bizleri kör eden sürece (2001’den sonrası) dışardan bakabilme imkanına kavuştuk, işte o an gerçekleri geç de olsa görmeye başladık. 

2001 yılında “Athena Grubu” tarafından seslendirilen “12 Dev Adam” şarkısını, bu şarkıya çekilen ilk klibi ve sonrasındaki diğer klipleri okumaya çalıştığımızda bu okumaların bizlere ülke basketbolumuzun yaşadığı süreçle ilgili de ipuçları verebileceğini göreceğiz. Dileyenler tekrardan “12 Dev Adam” şarkısına çekilen ilk klibi tekrar izleyebilirler. İlk klipte şunu görüyoruz, klip tek mekânda ve tarihi “Haydarpaşa Garı”nda geçiyor. Mekânın önemi İstanbul başta olmak üzere ülkemizin hemen hemen demiryolu taşımacılığının sembol yeri olması ve İstanbul’a yolu düşen herkesin neredeyse en az bir kez uğradığı bir yer olması. Klibin hemen girişinde muhtemeldir ki basketbolumuzun geleceği olarak görülen çocuklarımızı simgeleyen, garın merdivenlerinde basketbol topu sektiren bir çocuk var ve bir anda karşısında Milli Takım oyuncularını görünce sevinçten şaşkına dönüyor. Daha sonra ülke basketbolumuzun ancak halkımızın her kesimi ile bütünleşerek yayılabileceğini göstermek istercesine karpuz satan bir manav çıkıyor. Burada “topu görsen karpuz diye karakola götürürsün” sözünü, basketbolu ülkenin her yerine yayarak kısa zaman sonra hiç kimse basketbol topuna yabancı kalmayacak şeklinde bir anlam da çıkarmamız istenmiş olabilir. Klipte daha sonra sırasıyla; basketbol milli takım oyuncularının garda tren bekleyen yolcular ve gar çalışanları ile birlikte topla paslaşmalar yapması, yaşlısından gencine kadar herkesi basketbolun içine çekme adına el ele topa yön vermeleri, Hidayet’in bir hanımefendiden blok yemesi, yaşlı bir teyzemizin topla şov yaptıktan sonra klibin en başındaki çocuğa pası vermesi, İbrahim Kutluay’ın klibin en başında merdivenlerde hüzünle top sektiren çocuğu kaldırarak asılı olan çöp kutusuna smaç yapmasını sağlaması, oyuncu ve teknik heyetin hep birlikte trenle yolculuğa başlıyor (zorlu turnuva yolculuğunun başlamaya yakın olduğunu simgeliyor) olmaları ve halkla birlikte bütünleşerek onların uğurlamaları ile yola çıkıyor olmaları… Toplamda 1 dakika 15 saniye süren bu ilk “12 Dev Adam” klibinde ülkemizde basketbolun cazip hale getirilmesi adına her şey çok yerinde ve güzel bir şekilde işlenmişti. En önemlisi de bu klibde basketbol topu dışında öne çıkan hiçbir figür yok: Ne oyuncular ne teknik heyet ne de bir başkası. Sadece başrolde bir tek basketbol topu ve basketbol sevgisi var. Basketbolcular ve teknik heyet ise bu ülkenin neferi gibiydiler. Ancak her güzel şeyde olduğu gibi “12 Dev Adam” sloganı da zamanla, Jean Baudrillard’ın ifade ettiği gibi “gerçeklikten bağımsız üretilen hiper-gerçek” konumuna geldi. Reklam sektörünün en önemli simalarından birisi olan Serdar Erener, “12 Dev Adam” sloganını ortaya çıkartırken, yıllar sonra gelinen noktada “12 Dev Adam” sloganının zamanla “A Erkek Basketbol Milli Takımı”nın isminin önüne geçeceğini ve milli ruhu zedeleyeceğini hiç düşünmemiştir. Sürecin çok fazla ticarileşmesi ve bunun da suyunun çıkartılmasıyla birlikte, ilk klibte halkla iç içe olan ruh yerine adeta oyuncuların “Dev Adam” olarak görülüp ulaşılamaz olduklarını, basketbolun adeta ilahları olduklarını ve benmerkezci bir ruh haline bürünmelerine yol açmıştır. Diğer “12 Dev Adam” kliplerine baktığınızda ise ilk klipteki mütevazi oyuncuların yerini, başrolde oynayan oyuncular almış durumda. Smaç vuran da şutu atan da tutan da hep oyuncular. Oyuncuların yanında artık herkes ikinci-üçüncü roldeler. Onların karşısında her şey daha da küçülmüş, onlar ise devleştikçe devleşmişler!

Sonrasında da malum 2002 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda civcivler gibi saçlarını sarıya boyamış oyunculardan kurulu ve beklentilerin çok uzağında kalan bir milli takım izledik. 2003 yılında ise elemeleri geçen ama İsveç’te yapılan finallerde bizleri bir kez daha hayal kırıklığına uğratan bir milli takım vardı. Turnuva sonrasında ise Sayın Aydın Örs’ün “2004 Atina Olimpiyatları'na katılma vizesi alabilmek için yola çıkan ve 2003 Avrupa Şampiyonası'nda bu hedefi yakalayamayan (A) Milli Takımımızın teknik sorumlusu olarak, gereğini yerine getirmiş olduğuma inanıyorum'' şeklindeki açıklamasıyla görevinden ayrılması…  

Artık, “12 Dev Adam”, “Potanın Perileri”, “12 Cesur Yürek”, “Filenin Sultanları”, “Filenin Efeleri” gibi adlandırmalar ile kafaları karıştırmak ve muhtemel oyuncu egolarını kışkırtmak yerine, “MİLLİ TAKIM” vurgusunu daha bir ön plana çıkarmaya çalışmalıyız. Bu sayede her branştan oyuncularımızın daha bir MİLLİ formanın ağırlığıyla hareket etmelerini sağlayarak, reklamlarda değil de sahalarda büyük işlere imza atmalarına yardımcı olmalıyız. Yıllardan beri bu düşüncemi dillendirmek istiyordum, nasip bu yazımaymış.

2001 Kadrosunda Yer Alan Oyuncularımızın Bireysel Kariyerleri Zirve Yaptı, Ya A Milli Takım…
Sayın Aydın Örs’ün 2003 yılında ayrılmasından sonra A Erkek Basketbol Milli Takımımızın başına Sayın Bogdan Tanjevic getirildi. Bana göre Sayın Bogdan Tanjevic’in, A Erkek Basketbol Milli Takımımızın başantrenörlüğünü yaptığı süre, ülke basketbolumuz adına “aura” kaybının en fazla yaşandığı dönemdi. Sayın Bogdan Tanjeviç, ülke basketbolumuza başta 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ikincilik ve 2013 Akdeniz Oyunları’nda Şampiyonluk (bu turnuvaya çoğu ülke neredeyse C Milli Takımı ile katılırken, biz ise belki de ev sahibi olmamızdan ötürü 4-5 A Milli Takım oyuncusuyla turnuvada yer aldık) olmak üzere önemli başarılar yaşatmakla birlikte, basketbolumuzun kalıcı anlamda dikey sıçrayışında hiçbir katkısı olmadığını düşünenlerdenim. Tam tersi elindeki mevcut kadronun egolardan arındırılması gerekirken, bir de Bogdan Tanjevic’in kendi egoları ve “büyük oyuncu”ları tırpanlayan anlayışıyla yıllarca zaman kaybettik. 2002 ve 2003 yıllarında yaşadığımız hayal kırıklıkları, Bogdan Tanjevic yönetiminde; 2005, 2007, 2009 ve 2013 Avrupa Şampiyonaları’nda artarak devam etti. 2006 Dünya Şampiyonası’nda hem alınan derece (dünya altıncılığı) hem de ortaya konan mücadele iyi olmasına rağmen, yaklaşık 10 yıllık Bogdan Tanjevic döneminin beklenen başarıların çok ama çok uzağında kaldığını rahatlıkla söyleyebilirim. 2001 yılındaki kadroda yer alan oyuncularla ve o kadroya süreç ilerledikçe yapılacak takviyelerle ülke basketbolumuzun en az 10 yıl dünya basketboluna damga vurması beklenirken, maalesef bu hayalimizin yakınından bile geçemedik.

2001 kadromuzdaki oyuncularımızın kariyerlerine baktığımızda Orhun Ene, Harun Erdenay, Haluk Yıldırım ve Ömer Onan haricinde diğer oyuncularımızın Avrupa’da veya NBA’de uzun yıllar üst seviyede basketbol oynadıklarını görüyoruz. Bu oyuncularımızda rahatlıkla ülke dışında üst düzey basketbol oynayabilirlerdi ama muhtemeldir ki kendileri yurtdışında basketbol oynamayı tercih etmediler. Yoksa günümüzde bile Orhun Ene, Harun Erdenay, Haluk Yıldırım ve Ömer Onan çapında üst düzey yerli oyuncu bulmakta çok zorlanıyoruz. Hidayet Türkoğlu, yaklaşık 15 yıl NBA’de oynarken normal sezon ve play-off’larda toplamda 1000’den fazla maça çıkarak NBA’de en fazla maç oynayan Türk oyuncu olmaya devam ediyor. Bunun yanında NBA’de 2001 yılında yılın çaylak beşine ve 2008 yılında da en çok gelişme gösteren oyuncu seçildi. Mehmet Okur da uzun yıllar NBA’de ülkemizi başarıyla temsil etmekle birlikte; 2004’de Detroit Pistons ile NBA şampiyonluğu yaşarken, 2007’de ise NBA All-Star’ına seçilme başarısı gösterdi. Mirsad Türkcan, NBA’e giden ilk Türk basketbolcumuz olurken, bunun yanında EuroLeague’de normal sezon MVP ödülü, iki kez en iyi ribaundcısı ve 1000 ribaund'a ulaşan ilk oyuncu oldu. Ayrıca İtalya ve Rusya liglerinde oynadığı sezonlarda da en iyi ribaundcı seçildi. İbrahim Kutluay, 2001 yılında Yunanistan Kupası’nın MVP’si (AEK) seçilirken, 2002 yılında da Panathinaikos ile Euroleague Şampiyonluğu yaşadı. Hüseyin Beşok, 2002 ve 2003 yılında İsrail’de kupa ve lig şampiyonluğu yaşarken, 2006 yılında da Fransa ProA Ligi’nde şampiyonluk sevinci yaşadı. Kerem Tunçeri, 2006-2007 yıllarında Real Madrid ile hem EuroCup Şampiyonluğu hem de Liga ACB Şampiyonluğu yaşadı. Kaya Peker de 2006-2007 sezonunda İspanya’nın güçlü takımlarından TAU Ceramica’da başarıyla forma giydi. Asım Pars da Rusya ligi takımlarından Dinamo Moskova ve Lokomotiv Kuban’da forma giyme başarısı gösterdi. 

Son Dünya Kupası’ndaki milli takım kadromuzda ise sadece üç NBA oyuncusu ve kendi takımlarında başrol oyuncusu bile olamayan birçok oyuncu vardı. Hele son 2021 Avrupa Şampiyonası Elemeleri maçlarındaki kadromuzda ise bir-iki oyuncu hariç diğer oyuncularımızın hiçbirinin kendi kulüp takımlarında bile sorumluluk almadıklarını üzülerek görüyoruz. 2001 kadrosunun ise son 20 yılın en iyi kadrosu olmasına (belki de ülke basketbol tarihimizin en iyi kadrosu) ve bu kadrodaki oyuncuların bireysel basketbol kariyerlerinin çok üst düzeyde olmasına rağmen, A Milli Takım düzeyinde benzer başarıları yakalayamamamız ise çok acı verici bir durum olsa gerek. Beklediğimiz başarıların çok uzağında kalmamızın birinci sebebi hiç kuşkusuz “aura”mızı kaybetmemizden kaynaklıdır. Bu nedenle de oyuncularımızın egolarını aşamadık, milli takımımızın başına yabancı coach getirdik, hemen her turnuvaya birkaç büyük oyuncumuzu al(a)madık ve popüler kültürü aşamayıp kendi basketbol kültürümüzü tam anlamıyla oyuncularımıza aşılayamadık. Eminim ki şimdilerde 2001 kadrosundaki oyuncularımızda benim gibi bu duruma üzülüyorlardır. 

Aşağıdaki tabloda yer alan idari, teknik ve oyuncu kadrosunu 2001 yılından sonraki hemen hemen hiçbir turnuvada verimli bir şekilde kullanamamak ve aradan geçen 19 yıla rağmen böyle bir kadro oluşumunu yakalayamamış olmak, ülke basketbolumuz adına üzüntü verici bir durum olsa gerek. 

En Büyük “Aura” Kaybımızın Nedenlerinden Biri de Yatay Perspektif…
Basketbolumuzun “aura” kaybının başlangıcı olarak, 2001 yılında evimizde düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası Finalleri’nde gümüş madalya aldıktan sonraki süreci iyi yönetemememiz olarak görüyorum. Basketbolumuza işletmeci mantığıyla bakmamız, tipik modernleşme bakış açısıyla geçmişin tecrübesinden kopup NBA’in imaj özentiliğine kapılmamız ve niceliğe önem vererek (şu kadar sponsorluk anlaşması, şu kadar lisanslı basketbolcu, şu kadar kulüp, şu kadar spor okulu gibi) niteliğimizi dolayısıyla da basketboldaki ruhumuzu kaybetmemizdir. Cemil Meriç’in de ifade ettiği gibi; “belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık: Ruhumuzu”.

Sayın Yalçın Granit, ülke basketbolumuzun genişlediğini ama büyümediğini söyler. Genişlemek ile büyümek arasındaki farkı, dikey hareket ile yatay hareket arasındaki farka da benzetebiliriz. 2001 yılından sonra basketbolun ülke çapında yaygınlığını arttırmak adına birçok organizasyonlar düzenlendi, 12 DABO faaliyetleri yatay bakış açısıyla ülke çapında yaygınlaştırıldı (mevcut 12 DABO çalışmaları ise son iki yıldır doğru şekilde dikey perspektife sahip olarak faaliyet gösteriyor), TV’de basketbol adına yayımlanan programların sayısı arttı, lisanslı sporcu/antrenör/hakem sayısı arttı, kısacası ülkemizde basketbol nicelik olarak arttı. Bu faaliyetler basketbolumuz adına yapılan “Yatay Perspektif” içeren çalışmalardır. Uzun süre basketbolumuza “Yatay Perspektif”le bakmaya ve bu bakış açısıyla işler yapmaya o kadar odaklandık ki, basketbolumuza “Dikey Perspektif”ten bakmayı yani “Büyük Oyuncu” yetiştirmeyi ihmal ettik. Basketbola bakış açımızdaki hatadan dolayı, önü bir türlü alınamayacak şekilde A Erkek Basketbol Milli Takımımız da dibe doğru inmeye başladı (Son Avrupa Şampiyonası’nda on dördüncü ve Son Dünya Kupası’nda yirmi ikinci olduk). Oysa ne kadar gariptir ki basketbolumuzdaki yatay yayılmayı sağlayıcı birinci unsur, dikey perspektifti. Yani “büyük oyuncu”larımızı yetiştiriyor olmamız ve A Erkek Basketbol Milli Takımımızın bizlere yaşattığı Avrupa ikinciliğiyle, ülke çapında ilgi görerek basketbolumuz yatay yayılımı da kendiliğinden sağlamıştı. Zamanla yatay hareket, dikey hareketin önüne geçti ve nicelik niteliğe egemen oldu. Artık ülke basketbolu olarak iyi oyuncuları ne büyük oyuncular yapabiliyoruz ne de A Milli Takımlar düzeyinde başarılar yakalayabiliyoruz. Hiç kuşkusuz “aura”mızı tekrardan kazanmamızı sağlayacak olan unsurlardan biri de basketbolumuzun “Dikey Perspektif” anlayışına kavuşmasından geçmektedir.

Koronovirüs salgını sürecinin bitiminden sonra hemen her kulüp ekonomik sıkıntılardan dolayı zorunlu olarak kendi altyapısına yatırım yapmak zorunda kalacaktır. Asıl mesele altyapılara zorunluluklardan dolayı değil, bir basketbol kültürü oluşturmak adına kendimizi zorunlu hissettiğimiz için bilinçli bir şekilde eğilmemiz gerektiğidir. Bu süreçten sonra sadece basketbolda değil bütün spor branşlarında elimize "öze dönüş" anlamında önemli bir fırsat geçme ihtimali yüksek. Umarım basketbol camiası olarak bu "öze dönüş" anlayışını kalıcı hale dönüştürmeyi başarırız. Burada TBF yetkililerine, kulüp yöneticilerine, antrenörlere, spor yazarlarına, menajerlere ve bütün paydaşlara çok önemli görevler düşüyor. En önemlisi de "öze dönüş" anlayışını uygulamada kararlı ve cesur olmamız gerektiğidir. Can-ı gönülden güvendiğim mevcut TBF’nin, ülkemizde “oyuncu yetiştirme ve gelişimini sağlama” anlayışını kalıcı hale getirmek adına “Oyuncu Geliştirme Merkezleri” kurması artık bir zorunluluk halini almıştır. Gençlik ve Spor Bakanlığımızın ülke sporumuzun gelişimi adına açmış olduğu tesislerin nitelik yönünden nerdeyse dünyada bile örnekleri yokken, “Oyuncu Geliştirme Merkezleri”nin önemi anlatıldığı taktirde bu tesisler konusunda da yardımcı olunacağına eminim. Ayrıca bu konuda Altyapı Erkek Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Fikret Doğan’a ve Altyapı Kadın Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Zeynep Gül Ene’ye ve ekiplerine önemli görevler düşüyor. Ben hem Sayın Fikret Doğan’ın hem de Sayın Zeynep Gül Ene’nin ülke basketbolumuz adına büyük şans olduklarını düşünüyorum. Umarım bu proje hayata geçirilir ve ülke basketbolumuz adına nice “BÜYÜK OYUNCULAR” yetiştiririz. Ülke basketbolumuz adına uygulanması gerektiğine inandığım ve her daim söylediğim çözüm; YERLİ ve MİLLİ anlayışı benimsemek ve bu ülkenin çocuklarına güvenmek olmalıdır.

Bu yazı dizisinin üçüncü ve son yazısı hemen hemen bitmiş durumda, son yazımın yayımlanmasını ikinci yazımda olduğu gibi üç hafta beklemeyeceğinizi söylemek isterim. Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla... 

 

2001 FIBA AVRUPA ŞAMPİYONASI’NDA İKİNCİ OLAN MİLLİ TAKIMIMIZIN
İDARİ VE TEKNİK EKİBİ
ADI SOYADI
DOĞUM
TARİHİ
KARİYERİNDEKİ ÖNEMLİ BAŞARILAR
Doğan Hakyemez
07.10.1950
11.07.2018
2001-2007 A Erkek Basketbol Milli Takım Genel Direktörü
Barbaros Akkaş
26.11.1976
2000-2016 TBF Sportif Direktörü
Aydın Örs
Başantrenör
 
23.07.1946
2001 FIBA Avrupa Basketbol Şampiyonası İkinciliği
1996 Koraç Kupası Şampiyonluğu (Efes Pilsen)
1993 Saporta Kupası İkinciliği (Efes Pilsen)
1992, 1993, 1994, 1996, 1997, 2007 Türkiye Basketbol Ligi Şampiyonluğu (6 kez)
1994, 1996, 1997, 1998 Türkiye Kupası (4 kez)
1992, 1993, 1996, 1998 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kupası (4 kez)
Çetin Yılmaz
Yardımcı Antrenör
13.07.1956
1991, 1995, 1998 Türkiye Ligi Şampiyonluğu (3 kez)
1990, 1991, 1993 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kupası (3 kez)
1985 Türkiye Ligi Üçüncülüğü (Çukurova Sanayi)
1986 Türkiye Ligi İkinciliği (Çukurova Sanayi)
Tolga Öngören
Yardımcı Antrenör
18.08.1963
2000 Türkiye Ligi Şampiyonluğu (1 kez)
Murat Özyer
Yardımcı Antrenör
31.03.1966
2006 Türkiye Ligi Şampiyonluğu (1 kez)

 

2001 FIBA AVRUPA ŞAMPİYONASI’NDA İKİNCİ OLAN MİLLİ TAKIMIMIZIN
OYUNCU KADROSU
ADI SOYADI
DOĞUM
TARİHİ
2001 AVRUPA ŞAMPİYONASI
İSTATİSTİKLERİ
OYNADIĞI TAKIMLAR
VE ELDE ETTİĞİ ÖNEMLİ BAŞARILAR
MAÇ
SÜRE
SAYI
RİBAUNT
ASİST
Orhun Ene
01.02.1967
3 maç
20:00 dk
1,3
1,3
2,3
1978-1981 Ortaköyspor
1981-1989 Eczacıbaşı
1989-1992 Paşabahçe
1992-1993 Fenerbahçe
1994-1997 Ülkerspor
1997-2001 Galatasaray
2001-2003 İTÜ
Hakkı Harun Erdenay
27.05.1968
5 maç
17:50 dk
7,8 
0,6
1,4
1985-1990, 1992-1993, 2003-2005 ve 2006-2008 İTÜ
1990-1992 Paşabahçe
1993-1994 Fenerbahçe
1994-2003 Ülkerspor
2005-2006 Mersin BBSK
1988-1989 Türkiye Basketbol Ligi Sayı Krallığı
2004-2005 TBL Sayı Krallığı
Haluk Yıldırım
25.06.1972
6 maç
08:10 dk
0,5
1,0
0,2
1990-1993 TED Ankara Kolejliler
1993-2004 Ülkerspor
2004-2005 ve 2008-2010 Beşiktaş
2005-2008 Türk Telekom
2010-2012 Galatasaray Medical Park
İbrahim Kutluay
07.01.1974
6 maç
37:20 dk
21,7
2,2
1,2
1993-1999 ve 2006-2007 Fenerbahçe (Fenerbahçe Ülker)
1999-2000 Efes Pilsen
2000-2001 AEK (Yunanistan)
2001-2003 ve 2005 Panathinaikos (Yunanistan)
2003-2004 ve 2005-2006 Ülkerspor
2004-2005 Seattle SuperSonics (NBA)
2007-2008 PAOK (Yunanistan)
2008-2009 İTÜ
2001 Yunanistan Kupası MVP’si (AEK)
2002 Euroleague Şampiyonluğu (Panathinaikos)
Hüseyin Beşok
02.08.1975
6 maç
25:10 dk
 10,7
9,2
1,2
1992-1994 Pınar Karşıyaka
1994-2001 Efes Pilsen
2001-2003 Maccabi Tel Aviv (İsrail)
2003-2004 Sunce Šibenik (Hırvatistan)
2004-2005 ASVEL (Fransa)
2005-2006 UNICS Kazan (Rusya)
2005-2006 Le Mans (Fransa)
2006-2007 Prokom Trefl Sopot (Polonya)
2007-2009 Galatasaray Café Crown
2009-2010 Türk Telekom
2010-2011 Aliağa Petkim
2011 Beşiktaş Cola Turka
2011-2013 Hacettepe Üniversitesi
2014 Türk Telekom
1996 Koraç Kupası Şampiyonluğu
2000 Euroleague Dörtlü Final
2001 Suproleague Dörtlü Final
2002 ve 2003 İsrail Kupa ve Lig Şampiyonluğu
2002 Euroleague Yarı finali
2003 Ardiyatik Ligi Finali
2006 Fransa ProA Ligi Şampiyonluğu (Fransa)
Asım Pars
01.04.1976
6 maç
07:10 dk
1,5
1,2
0,0
1993-1994 Galatasaray
1995-1996 Tuborg
1996-1998 ve 2001-2002 Ülkerspor
1998-2000 Tofaş SAS (Tofaş)
2000-2001 Fenerbahçe
2002-2003 Efes Pilsen
2003-2004 Dinamo Moskova (Rusya)
2003-2006 Tuborg Pilsener
2006-2007 Lokomotiv Kuban (Rusya)
2007-2008 Pınar Karşıyaka
2008-2009 Türk Telekom
2009-2012 Mersin BŞB.
2012-2013 Erdemirspor
Mirsad Türkcan
07.06.1976
6 maç
29:20 dk
 10,7
8,3
2,0
1993-2001 Efes Pilsen
1999-2000 New York Knicks (NBA)
1999-2000 Milwaukee Bucks (NBA)
2000-2001 Paris Basket Racing (Fransa)
2001-2002 ve 2003-2004 CSKA Moskova (Rusya)
2002-2003 Montepaschi Siena (İtalya)
2004-2005 Dinamo Moskova (Rusya)
2005-2006 Ülkerspor
2006-2012 Fenerbahçe
1994 En İyi Genç Basketbolcu
1997 Avrupa Basketbol Şampiyonası En İyi Ribaundcı
2001 EuroLeague Normal Sezon MVP Ödülü
2001, 2003 EuroLeague En İyi Ribaundcı
2002-2003 İtalya Ligi En İyi Ribaundcı
2004-2005 Rus Ligi En İyi Ribaundcı
Euroleague'de 1000 ribaund'a ulaşan ilk oyuncu oldu.
Ömer Onan
04.02.1978
4 maç
03:15 dk
0,0
0,0
0,0
1995-2005 Efes Pilsen
2003-2005 ve 2006-2014 Fenerbahçe (Fenerbahçe Ülker)
2005-2006 Ülkerspor
1996 Koraç Kupası
2000 ve 2001 Euroleague Final Four (2)
Hidayet Türkoğlu
19.03.1979
6 maç
36:00 dk
 15,5
5,8
3,5
1996-2000 Efes Pilsen
2000-2003 Sacramento Kings (NBA)
2003-2004 San Antonio Spurs (NBA)
2004-2009 ve 2010-2014 Orlando Magic (NBA)
2009-2010 Toronto Raptors (NBA)
2010 Phoenix Suns (NBA)
2014-2015 Los Angeles Clipper (NBA)
997 NBA Maçı
2001 NBA Yılın Çaylak Beşi
2008 NBA En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu
2000 EuroLeague Üçüncülük
Kerem Tunçeri
14.04.1979
6 maç
20:20 dk
1,7
1,3
1,2
1997-1999 Galatasaray
1999-2004 ve 2009-2013 Efes Pilsen (Anadolu Efes)
2004-2005 Ülkerspor
2005-2006 ve 2014-2015 Beşiktaş
2006-2008 Real Madrid (İspanya)
2008-2009 Triumph Lyubertsy (Rusya)
2013-2014 Türk Telekom
2015-2016 Acıbadem Üniversitesi
2006-2007 EuroCup Şampiyonluğu (Real Madrid)
2006-2007 Liga ACB Şampiyonluğu (Real Madrid)
Mehmet Okur
26.05.1979
5 maç
19:50 dk
9,0
3,8
0,4
1997-1998 Oyak Renault
1998-2000 Tofaş
2000-2002 Efes Pilsen
2002-2004 Detroit Pistons (NBA)
2004-2011 Utah Jazz (NBA)
2011 Türk Telekom
2011-2012 New Jersey Nets (NBA)
2004 Detroit Pistons ile NBA Şampiyonluğu
2007 NBA All-Star
Kaya Peker
03.08.1980
1 maç
11:00 dk
0,0
2,0
0,0
1996-2000 Pınar Karşıyaka
2000-2006 ve 2008-2010 Efes Pilsen
2006-2007 TAU Ceramica (İspanya)
2007-2008 Beşiktaş Cola Turka
2010-2013 Fenerbahçe Ülker
2013-2015 Trabzonspor
2015-2017 Tofaş
2018-2019 Türk Telekom

 

Yorumlar Okunma: 2900