Dört Beşten Büyüktür… (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Dört Beşten Büyüktür… (İlker Yıldız)

12-06-20 07:38
Her kriz dönemi aynı zamanda içinde fırsatları da barındırır. Bu fırsatlar, daha önce bir türlü almaya cesaret edemediğiniz kararları almanıza ve ortak iyi konusunda uzlaşı sağlamanıza da yardımcı olabilir. Yeter ki fırsatları avantaja çevirebilelim. Dünyada yaşanan koronavirüs salgını sporda da büyük etkilere yol açtı. Ülke basketbolumuz da bu durumdan fazlasıyla etkilendi ve 2019-2020 sezonunu bütün liglerde beyaz sezon olarak yani şampiyonu ve küme düşeni olmayan bir sezon olarak ilan edildi. TBF yetkililerinin şimdiden bütün liglerin 2020-2021 sezonu planlamasına başladığını görüyoruz. TBF Ligler Direktörlüğü, 27.05.2020 tarihinde video konferans yoluyla BSL kulüplerinin yetkilileri ile yeni sezonla ilgili toplantı gerçekleştirdiler. Gelecek sezonun planlaması adına TBF yetkilileri ile Türkiye Erkekler Basketbol Süper Ligi kulüplerinin yapmış olduğu bu toplantıda konuşulan en önemli konuların başında yabancı oyuncu sayısının belirlenmesi vardı. TBSL kulüplerimizden Darüşşafaka, Telekom ve Teksüt Bandırma 4, Karşıyaka ve TOFAŞ 4+1 ve Bahçeşehir Koleji ise 4+1'in gelecek sezondan itibaren uygulanması ile ilgili görüş bildirirken diğer 10 kulübümüzün temsilcileri ise 5 yabancı oyuncudan yana olduklarını belirtmişler.

Dünyayı etkileyen koronavirüs salgınından dolayı birçok spor branşında uluslararası turnuvalar (Avrupa Basketbol Şampiyonası ve Avrupa Futbol Şampiyonası da dahil) bir yıl sonraya ertelenirken, bu yıl yapılması planlanan Tokyo 2020 olimpiyatlarının ise yapılamama tehlikesi bile gündeme gelmiş durumda. Bu derece sporun her dalını her açıdan etkilen bir kriz dönemini yaşarken, TBSL kulüplerimizin birçoğunun 5 yabancı oyuncu sayısında ısrar etmelerini anlamak ise pek mümkün değil. Önümüzdeki birkaç sezon (ben bu sürecin etkilerinin en az 3-4 sezon süreceğini düşünüyorum) hemen hemen kulüplerimizin tamamına yakını; sponsor, reklam, TV ve seyirci gelirleri gibi birçok açıdan ciddi maddi sıkıntılar yaşamakla da karşı karşıya kalacağı kesin gözüyle bakıldığı bir dönemde bile 10 kulübümüzün 5 yabancı oyuncuda ısrar etmesini anlayamıyorum!

Bu Süreçte Neden Beş Yabancı?

Basketbolda en büyük gider kaleminin yabancı oyuncularla yapılan sözleşmeler olduğunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca kulüplerimizin FIBA’da yer alan 21 ceza dosyası ile ülke basketbolumuzun bu alanda dünyada birinci olduğu da bilinen bir gerçek. Nedense ülkemize gelen yabancı oyuncuların büyük bir çoğunluğunun, yurtdışında herhangi bir ülkede alabileceğinin en az iki-üç katı daha fazla ücretle kulüplerimle sözleşme imzaladıklarını da bilmeyenimiz yoktur. Çok az bir kesim dışında da basketbol camiamızda bu konuda bir çift söz söyleyen de neredeyse yok gibi. Ama her geçen gün kapanan kulüp sayımız artarken, kulüplerimizin birçoğu mali ve yönetimsel kriterlere uymazken ve bununla birlikte de birçok basketbol emekçisi ekonomik anlamda zor durumda kalırken, neden hala beş yabancı oyuncuda ısrar edildiğini bu talepte bulunan 10 kulübümüzün değerli kulüp yetkililerinin izah etmeleri gerekiyor. TBSL'yi yabancı oyuncular için cennete, yerli oyuncular için adeta cehenneme çevirmemize rağmen, değerli kulüp yöneticilerimizin birçoğu hâlâ yabancı oyuncu sayısının 5 olması yönünde ısrar ediyorlar! Maalesef çoğu kulüp yöneticisinin gerçek anlamda uzun vadede hem kendi kulüplerini hem de Türk basketbolunu düşündüklerinden pek de söz edemeyiz. Daha önceki yazılarımda da sıkça ifade ettiğim gibi Teksüt Bandırma BK Başkanı Sayın Özkan Kılıç ve TOFAŞ Basketbol Kulübü yöneticilerinin ülke basketbolumuza vermiş oldukları katkı, diğer kulüplerimizin neredeyse toplamından çok daha fazladır. Demek oluyor ki basketbolumuzda (sporumuzun birçok alanında) ciddi bir kulüp yöneticiliği sorunu var ve TBSL’de gelecek sezon uygulanacak yabancı oyuncu sayısı konusundaki genel kulüp tutumlarından da bunu bir kez daha görebiliyoruz.

Koronavirüs Salgını Basketbol Kulüplerimizi Etkilememiş!

TBSL’de gelecek sezon uygulanması düşünülen yabancı oyuncu sayısı konusunda çoğu kulübümüzün yaklaşımını birçok basketbolsever gibi ben de hayretle izliyorum. Sanki koronavirüs salgını dünyayı etkilemiş de ülkemizdeki basketbol kulüplerini etkilememiş gibi bir tutum sergileniyor, bizler de bunu şaşkınlıkla izliyoruz. Yabancı oyuncu sayısının azaltılması meselesi sadece yerli oyuncuların süre alıp gelişmeleri meselesi değil; daha da kötü olanı basketbolumuzdaki bütün emekçi paydaşlarımızın değersizleştirilmesi meselesidir. Oysa biz basketbolseverler olarak kulüp yöneticilerimizden; öz

kaynaklara dönüşü, idari ve mali kriterlere uymayı, yıllık transfer bütçesinde küçülme ama üretimde büyümeyi sağlamayı, tüketici değil üretici olmayı öncelik haline getirmelerini beklerdik. Sürecin doğurduğu en önemli fırsatlardan birisi de kulüp taraftarlarının da bu süreçte kulüplerinin öz kaynaklara dönüşleri konusundaki tutumlarına destek olacaklarıdır. Geçmişte çoğu yönetici, öz kaynaklara dönüşte taraftarların yarışmacı kulüp baskısından kaynaklı olarak bunu gerçekleştiremediklerinden yakınırdı, şimdi ise bu yakınmaları da söz konusu olmayacak. Kısacası öz kaynaklara dönüşte kulüp yöneticilerinin elinde önemli bir taraftar desteği de var. Bu rüzgârı arkasına alan kulüplerimiz iki-üç yıllık süreçte kulüp içinde olması gerektiği gibi bir idari ve mali istikrar sağlayabilirler. Krizi fırsata çevirme kulüp yöneticilerinin elindeyken, beş yabancı oyuncuda ısrar edilmesi ile aslında taraftar baskısından öz kaynaklara eğilemiyoruz sözü de inandırıcılığını yitirmektedir.

Bu süreçte bile yabancı oyuncu sayısının azaltılması konusunda isteksiz davranan kulüplerimiz, TBF tarafından neredeyse bir yıl önce açıklanmış ve duyurulmuş olan “mali ve yönetimsel kriterlere dair kararlara” uymadıklarında kulüplerine uygulanacak olan yaptırımlarda en büyük sorumlu olarak da kendileri olacaklarını bilmelilerdir. Yabancı oyuncu sayısı konusunda azaltmaya gidilerek, kulüplerimiz hem önemli bir mali yükten kurtulacak hem öz kaynaklara dönmenin yolunu açılacak hem de yönetimsel rahatlama sağlanacaktır. Maalesef mevcut kriz döneminde bile yabancı oyuncu sayısı meselesinde popülerliği önceleyerek, uzun vadede kalıcı olarak kendi kulüplerinin iyiliğini düşünmeyenler; kulüplerinin yaşayacağı daha büyük olumsuzluklarda çoğunlukla olduğu gibi gemiyi ilk terk edenler olacaktır.

Bakalım “Büyük Oyuncular” Yetiştirebiliyor Muyuz?

Basketbol camiası olarak koronovirüs salgınından sonraki üç-dört yıllık kriz sürecini iyi planlayabilirsek, genç oyuncularımızın süre ve sorumluluk almaları adına yabancı oyuncu sayısını asgari düzeye indirebilirsek (4 yabancı ideal), basketbol camiası olarak ülke basketbolumuza “Büyük Oyuncular” yetiştirebilme adına da kendimizi test etme imkânı bulmuş olacağız. Sayın Semih Eroğlu ile yapmış olduğum telefon görüşmesinde bu konuyla ilgili kendisi çok önemli bir noktaya değindi. Sayın Eroğlu bu süreçte genç oyuncularımıza TBSL’de gerek süre olarak gerekse de sorumluluklar olarak yeterli şekilde imkanlar verirsek, aynı zamanda da ülke basketbolu olarak en önemli sorulardan birine de cevap bulmuş olacağımızı ifade etti: “Büyük oyuncular yetiştirmeyi ve geliştirmeyi başarabiliyor muyuz?”.

Ülke basketbolu olarak bu soruyu kendimize sormamız demek, oyuncu yetiştirme ve geliştirmenin önemini öncelik haline getirmemiz anlamına da gelmektedir. Yetenekli oyuncuların azami ölçüde potansiyellerini ortaya çıkartabilme adına; yöneticisinden antrenörüne, spor mühendisinden kondisyonerine, fizyoterapistinden masörüne, seyircisinden oyuncusuna ve basınından diğer bütün basketbol paydaşlarına kadar hepimizin “Büyük Oyuncular” yetiştirmekteki yeterlilik düzeylerimiz de ortaya çıkacaktır. Sadece oyuncuların eksiklikleri üzerinde duran bir bakış açısı çözüm için yeterli olmayacaktır. Çünkü bu topyekûn basketbolun bütün paydaşlarını ilgilendiren bir durum olduğu için multidispliner bakış açısıyla birlikte, herkesin kendine düşen vazifeyi yerine getirmesiyle sağlanabilecektir. Bu süreçte eksik olan kısımların giderilmesi ve bütün paydaşların ortak hedefler adına bütünleşmesiyle; hem A Milli Takımlar düzeyinde istikrarlı başarılar yakalanması hem de birçok “Büyük Oyuncular” yetiştirilmesinin önü açılacaktır. Bu anlayışın sonunda da tıpkı İspanya’da, Amerika’da olduğu gibi “Oyuncu ve Antrenör Geliştirme Merkezleri” kurularak ülke basketbolumuzda önemli bir atılım yapılmış olunacaktır. Bütün bunların gerçekleşmesi için en az 3-4 yıllık bir süreç gerekli ve bu sürecin sonunda da çıkan ürün (oyuncular) neticesine bakarak ancak “Büyük Oyuncular” yetiştirip, yetiştiremeyeceğimizin sonucuna varabileceğiz. Ama muhakkak 3-4 yıllık bu kriz sürecinde bunu test etmemiz gerekiyor. Bu nedenle şu an önümüzde önemli bir imkân duruyor, onu da 5 yabancı oyuncuda ısrar ederek heba etmeyelim. Şahsi kanaatim, basketbol camiası olarak gereksiz anlaşmazlıkları geride bırakırsak rahatlıkla birçok “Büyük oyuncu” yetiştirebileceğimizi düşünüyorum.

Yetiştirici Kulüplerimiz Cezalandırılıyor Mu?

Teksüt Bandırma BK ve Tofaş gibi ülke basketbolumuza son yıllarda önemli oyuncular yetiştiren kulüplerin, TBSL’de hele de bu süreçte yabancı oyuncu sayısının beş olarak kabul edilmesi durumunda adeta ülke basketbolumuza oyuncu kazandırma adına katkılarının göz ardı edildiği ve adeta bu çabalarının cezalandırıldığını söyleyebiliriz. Yabancı oyuncu sayısının gelecek sezonda da beş olması yönünde ısrarcı olan kulüplerimizin birçoğunun, en asli sorumlulukları olan maaş ödemelerini gerçekleştirmede bile sıkıntılar yaşadığını ve özellikle de yapılan ödemelerde yabancı oyunculardan çok yerli oyuncuların mağdur edildiğini görüyoruz. Kulüplerimizin en önemli gider kalemi olan oyuncu sözleşmelerindeki ödemelerde yaşadıkları sorunların başında yerli oyunculardan çok yabancı oyuncuların kontratları gelmektedir. Parasını alamayan yabancı oyuncular neredeyse istedikleri vakit çekip gidebilirlerken, Türk oyuncular ise alamadıkları paraların yanında transfer bile yapamayarak mağdur duruma düşürülmektedirler. Bütün imkanlar yabancı oyunculara açıkken ve kulüplerimizi onların sözleşmeleri zorlarken, hala yabancı ısrarı ve yabancı hayranlığını anlamış değilim!

Yetiştirici kulüpleri desteklemek amacıyla hazırlanan yönergenin kısa bir süre sonra yayına hazırlanacağını biliyoruz. Bu yönergenin içeriğini tam olarak bilmemekle birlikte, yetiştirici kulüpleri destekleyici anlamda iyileştirmelerin olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ancak sadece yetiştirici kulüpleri maddi anlamda desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda yetiştirici kulüplerin ligdeki başarıya da ortak olabilecekleri bir sistemin kurulması gerekiyor. Bu sayede yetiştirici kulüplerdeki yönetici, antrenör, oyuncu ve diğer emek sarf edenleri hem daha iyi motive etmiş olursunuz hem oyuncuların erken kulüpten ayrılmayıp gelişimlerini daha iyi sağlamış olursunuz hem de diğer kulüpleri de bu anlayışın içerisine dahil etmiş olursunuz. Lig başarılarının ve şampiyonluklarının oyuncu yetiştirmekle birlikte de olabileceğini gösterirseniz, diğer kulüp yöneticilerinin kısa vadeli başarılar elde etme adına yüksek bütçeler ile kulüplerini borç batağı içerisine sokmasına da engel olmuş olursunuz. Kısacası başarının yetiştirici bir kulüp olmakla da gelebileceğinin örnekleri, Türk basketboluna çok şey katacaktır. Özellikle de yöneticilerin basketbola bakış açılarında olumlu anlamda zihniyet dönüşümü sağlanacaktır. Yabancı oyuncu sayısı konusunda en çok söz hakkı olan kulüpler Altyapı Milli Takımlarına ve A Milli Takımlara en çok oyuncu veren kulüpler olmalıdır.

TBSL’yi Değerli Kılmak İstiyorsak…

Ligimizi gerçek anlamda değerli kılmak istiyorsak, yapacağımız en önemli işlerin başında yerli oyuncu niteliğini yukarıya çekmek gelmelidir. Aksi taktirde yurtdışındaki maliyetinin üç-beş katı fazlasıyla yabancı oyuncu transfer ederek oluşturulmuş takımların yer aldığı bir lig, tek başına nitelikli bir lig olarak addedilemez. Çünkü nitelikli olabilmesi için sadece yüksek meblağlarla oluşturulmuş kadrolar yetmez, aynı zamanda da sizin ürettiklerinizin niteliği de belirleyici olur. Yabancı oyuncu transferinin asıl amaçlarından birisi de yerli oyuncuları rekabet ortamına sokmak ve onların daha da nitelikli hale gelmesini sağlamaktır. Bir nevi tavşan atlet gibi yabancı oyuncular yerli oyuncularımızın da performansını arttırması gerekirdi. Ancak belli bir sayının yukarısındaki yabancı oyuncu sayısı bu sefer kendi oyuncularınızın gelişimine engel olmaya başlar. Sonuçta formayı oyuncu kapar ama o oyuncunun formayı kapabilmesi için de oynaması ve sorumluluk alması gerekir. Kısacası yabancı oyuncular ülke basketboluna katkı sunmak ve niteliğini arttırmak adına araç olması gerekirken amaç halini almış durumdalar. Bol yabancı oyunculu kadrolarla Avrupa Kupalarında başarılı olmuş kulüplerimizin başarısını ileri de kimse hatırlamayacaktır. Çünkü bu başarılarda kendi ülke basketbolumuz adına çorbada bile tuzumuz yokken, nasıl bir içselleştirme ile bu başarıları hafızamıza kazıyabiliriz ki. Başarılardaki orta ve uzun vadedeki en önemli ölçüt, o başarının genç basketbolculara ilham olup olmamasına bakarak ölçebilirsiniz. Özellikle son on yılda kulüplerimiz Avrupa’da birçok başarı yakalarken, bu başarıların bir tek Türk çocuğunun hafızasına kazınıp da topu eline alıp sokağa fırladığını görmedim. Duygusal bir bağ kurmadan, kendini o başarılarda ait hissetmeden bu başarılar basketbolumuza ilham kaynağı olamaz ve olamamıştır da. Ligimizi ve kulüplerimizi değerli kılmanın yolu, kendi çocuklarımızın da başarılarda önemli pay sahibi olabilmesini sağlayacak bir sistem inşası kurmakla olacaktır.

Yabancı Oyuncu Kriterleri Getirilmeli

Geçtiğimiz yıllarda çok doğru bir kararla TÜBAD’ın önerisi ve TBF’nin onayı ile liglerimizdeki yabancı antrenörlere kriterler getirilmişti. Bunun neticesinde de birçok genç antrenörün liglerimizde görev aldığını ve gayet de başarılı olduklarını hep beraber izledik. Demek oluyor ki Türk antrenörlere

imkanlar verdiğinizde yabancı antrenörlerin birçoğundan nitelik yönünden çok da farkı olmadıklarını hatta her açıdan kulüplerimiz adına daha da faydalı olduklarını söyleyebiliriz. Yabancı antrenörlere uygulanan kriterlerin bir benzeri yabancı oyuncular içinde uygulanmalıdır. Örnek olarak; sözleşmelerinde azami bir ücretlendirmenin belirlenmesi, Türkiye A Milli Basketbol Takımımızda oynayamayacak olan oyuncuların ne olursa olsun ligde yabancı statüsünde oynaması, devşirme oyuncusu olan takımların diğer takımlara göre olan avantajlı durumunu ortadan kaldıracak uygulamaların belirlenmesi ve TBSL’de takımlarda ikiden fazla ABD’li oyuncu olmaması gibi ligde takımlar arasında haksız rekabeti engelleyecek unsurların asgari düzeye indirilmesi gerekir. Örnek verecek olursak gelecek sezon Fenerbahçe Beko; Ali Muhammed, Ahmet Düverioğlu ve Tarık Biberoviç olmak üzere üç devşirme oyuncuyu kadrosunda bulundurabilecek.

A Milli Takımımıza Yansımaları

A Erkek Basketbol Milli Takımızın uluslararası düzeyde gerçek anlamda pek bir başarısı olmadığını daha önceki yazılarımda detaylı bir şekilde ifade etmiştim. Benzer şekilde büyük oyuncu yetiştirme meselesinde özellikle de son yıllarda çok başarısızız. A Erkek Basketbol Milli Takımızın büyük hedefler yakalaması adına istenilen düzeyde bir türlü oyun kurucular yetiştirmediğimizden dolayı bu açığımızı yıllardır; Bobby Dixon, Scottie Wilbekin ve Shane Larkin gibi devşirme oyun kurucularla kapatmaya çalışıyoruz. Çünkü nede olsa ligimizde oynayan yabancı oyunculardan uygun olanına teklif götürür ve bu sayede hem o devşirme adayı oyuncunun kulübü bir yabancı oyuncu daha alma hakkı kazanır hem de Milli Takım kazançlı çıkar kolaycılığı da hâkim. Bu anlayış maalesef basketbola bakış açımızın ne duruma geldiğinin de acı bir göstergesidir. Üretmek yerine, tüketmek anlayışı.

Kariyerinin artık sonlarına doğru gelen Ersan İlyasova (1987) dışında da PF pozisyonunda A Milli Takım düzeyinde yıllardır o açığı kapatacak bir tek oyuncu dahi yetiştiremedik. Şimdi de pivot konusunda aynı sıkıntıları yaşıyoruz. Günümüz basketbolunun artık pozisyonsuz oyuncularla oynanan basketbola dönüştüğünü de düşünürsek, pozisyonsuz üst düzey oyuncular yetiştirmenin mevcut anlayışla çok daha zor olduğunu söylememiz gerekiyor. Maalesef ülke olarak PG ve PF pozisyonunda oynayan oyuncular yetiştiremezken, birçok pozisyonda oynayabilme özelliğine sahip pozisyonsuz üst düzey oyuncular nasıl yetiştiririz! Bu sorunun çözümü adına hep birlikte çaba göstermemiz gerekiyor. Basketbol ister pozisyonlu oyuncular anlayışıyla oynansın isterse pozisyonsuz oyuncular anlayışıyla oynansın, sonuçta ülke olarak “Büyük Oyuncular” yetiştiremediğiniz müddetçe Avrupa ve dünya basketbolunda bir yer edinmeniz mümkün değil. Ülke basketbolumuzun, yetiştirilen iyi oyuncuları “büyük oyuncular” yapabilecek sisteme gereksinimi var ve bunun için de “Basketbolda Oyuncu ve Antrenör Gelişim Merkezleri”ne acil ihtiyacımız var. Türk basketbolumuzdaki bu önemli sorununu çözdükten sonra, muhakkak sıra pozisyonsuz oyuncularla oynanan düzen meselesine de gelecektir!

Yabancı Sayısının Azaltılmasının Ülke Basketbolumuza Kazandırdığı Somut Faydalar

İki sezon önce mevcut TBF yetkilileri tarafından alınan olumlu bir karar neticesinde TBSL’de takımların yabancı oyuncu sayısı 6’dan 5’e düşürülmüştü. Bunun neticesinde de son iki sezonda yerli oyuncularımızın aldıkları süre ve sorumluluklarda ciddi gelişmelerin olduğunu memnuniyetle görüyoruz. Teksüt Bandırma BK, ülke basketbolumuzda yerli oyuncu yetişmesi konusunda en büyük katkıyı veren, kendisine bunu misyon haline getiren ve bu nedenle de gönüllerimizde müstesna bir yere sahip olan güzide bir kulübümüz. Teksüt Bandırma BK’ı ayrı tutarsak, son iki sezonda birçok yerli oyuncumuzun önemli çıkışlar yaptığını görüyoruz. Geçtiğimiz sezonlarda beklenilen çıkışı gösteremeyen birçok oyuncunun özellikle de yabancı oyuncu sayısının sadece bir azaltılmış olmasına rağmen önemli gelişmeler gösterdiğini memnuniyetle görüyoruz. Sadece bu sezondan bahsedecek olursak; Mert Celep (1995, Arel Üniversitesi Büyükçekmece Basketbol), Cevher Özer (1983, OGM Ormanspor), Burak Can Yıldızlı (1994, Beşiktaş Sompo Sigorta), James Metecan Birsen (1995, Pınar Karşıyaka), Dorukhan Engindeniz (1992, OGM Ormanspor), Gani Erdi Gülaslan (1994, Meksa Yatırım Afyon Belediyespor), Muhammed Mustafa Baygül (1992, Türk Telekom), Doğuş Özdemiroğlu (1996, Darüşşafaka Tekfen), Kartal Özmızrak (1995, Darüşşafaka Tekfen), Sertaç Şanlı (1991, Anadolu Efes) ve Muhsin Yaşar (1995, Tofaş) gibi birçok yerli oyuncumuzun kariyerlerinin en parlak sezonlarından birini yaşadığını görüyoruz. Kuşkusuz geçmişte kendilerine yatırım yapmayı ihmal etmeleri ve tembellik hududunu aşamamaları (Comfort Zone) da bu atılımı göstermelerinde geç kalmalarına

sebep olmuştur ama bu durumun en çok da yabancı oyuncu sayısının bir azalması ve antrenörlerinin onlara cesaretle şans vermelerinden kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz.

Türk Oyunculara Negatif Ayrımcılık Yapılıyor…

NBA’e oyun kurucu göndermeye başladığımızda ülke basketbolumuzun başarılı addedilebileceğini söyleyen Sayın Yalçın Granit’in sözüne katılmamak elde değil. Bizler potansiyelli genç oyuncularımızı daha iyi yapabilmek adına çaba sarf etmemiz ve onlara imkânlar oluşturmamız gerekirken, onların önünü yabancı oyuncularla kapatma kolaycılığını seçiyoruz. Her oyuncu formayı alır demekle olmuyor, bu düşünce içerisinde olanlara şunu sormak gerekiyor; o zaman bu sezon ciddi gelişim gösteren oyuncularımız bu başarılarını benchte otururlaeken mi sağladılar? Siz Türk çocuklarına imkanlar verin ve bu imkanları değerlendirenleri de o vakit görün. Türk gençleri denildiğinde mangalda kül bırakmayanlar, iş icraata geldiğinde ise bu gençlere süre ve sorumluluk vermekten imtina ediyorlar. Yabancı oyuncu sayısı azalırsa Türk çocuklarının ücretleri çok fazla artıyor diyenler, bakıyoruz da iş yabancı oyunculara gelince kesenin ağzını sonuna kadar açıyorlar. Aynı zihniyette olanlar, Türk oyuncularda birkaç olumsuz örnek dışında genellemeye yapmaya çok istekli davranıyorlar. Bu düpedüz Türk oyunculara yabancı oyuncular karşısında negatif ayrımcılık yapılıyor anlamına gelmektedir. Oysa yerli oyuncularımız bizim çocuklarımız, onların piyasanın üzerinde ücretler istemelerini tabii ki yanlış buluyoruz ama bunun da genelleme haline getirilmesi de nazikçe söylemek gerekirse; liglerimizi yabancı oyuncu cennetine dönüşmesini isteyen zihniyetin ürettiği algı yönlendirmesidir.

Yetenekli Türk basketbolcularımızın erken yaşlarda TBSL gibi üst düzey bir ligde oynayarak eksikliklerini görmelerini sağlamak, bu eksikliklerinin üzerine geç olmadan eğilmelerine ve düzeltebilmelerine de imkân vererek “Büyük Oyuncular” olmaları sağlanmış olacaktır. Aksi halde ne kadar geç kalınırlarsa bütünlüklü bir basketbolcu olmalarının imkanları da yitirilecektir. Sırbistan, Fransa, Hırvatistan, Litvanya gibi ülkelerde basketbolunun geleceği olarak görülen oyuncular “Altın Jenerasyon” retorikleri ile vakit kaybettirilmeden, üst seviye liglerde mücadele etme fırsatı verilerek eksikliklerini erkenden görme imkânı kazandırılmaktadır. Sonuçta da bu ülkelerdeki potansiyelli genç oyuncuların potansiyellerinin azami ölçüde açığa çıkması 20’li yaşların başında gerçekleşirken, bizde ise ne kadar üzücüdür ki bu durum ancak o da tesadüflere bağlı olarak 20’li yaşların sonunda hatta basketbolu bırakmaya yakın 30’lu yaşlarda gerçekleşmektedir.

Türk oyuncularımıza yapılan bu negatif ayrımcılık ortadan kaldırıldıktan sonra inanıyorum ki birçok yeteneğimiz yurt dışında ülkemizi başarıyla temsil edecek potansiyele kavuşacaktır. Koronavirüs sonrasındaki 3-4 yıllık süreci oyuncu ithal etme döneminden daha çok oyuncu ihraç etme dönemi olarak taçlandırmalıyız. Bunun gerçekleşmesi için de TBSL’de yerli oyuncularımıza imkanlar sunmalıyız ki böylece ülke basketbolumuzun yetiştirdiği yetenekli genç oyuncular erken yaşlarda ülke dışına çıkmak yerine, taş yerinde ağırdır sözü gereğince öncelikle kendi ligimizde en doğru şekilde gelişim göstermelerini sağlayabilelim. Daha sonra tam donanımlı şekilde yurtdışına çıktıklarında gerek NBA’de gerekse de üst düzey Avrupa liglerinde ülkemizi en iyi şekilde temsil edip, bizleri de gururlandırabilsinler.

Küçük Bir Matematik Hesabı Yapalım…

TBSL’de 5’ten az yabancı oyuncu demek en az bir yerli oyuncunun ilk beşte maça başlaması ve maçın sonunda da yine en az bir yerli oyuncunun parkede kalarak önemli sorumluluk alması demektir. TBSL’de başa baş geçen maçların çoğuna baktığımızda, özellikle de maçların final periyodunda antrenörlerin çoğunlukla parkedeki beşin tamamını yabancı oyuncudan yana kullandığına tanık oluyoruz. Bu durumun olumsuz anlamdaki yansımalarını da A Milli Takımımızda üzülerek görüyoruz. A Milli Takımımızda maçların kırılma anlarında sorumluluk al(a)mayan, maçı kazandıracak hamleleri yapamayan ve adeta şut atmaktan bile imtina eden bir oyuncu kadrosu izliyoruz. Bunun en yakın zamandaki örneğini ise FIBA 2021 Avrupa Basketbol Şampiyonası Elemelerinde oynadığımız Hollanda ve İsveç maçlarında yaşadık. Oyuncularımızdan birkaçı hariç büyük çoğunluğu maçı kazandıracak hamleyi yapacak özgüvene ve maç tecrübesine sahip değildi.

Yabancı oyuncu sayısının en kötü dörde düşürülmesi ile inanıyorum ki birçok kulübümüz öz kaynaklarına dönme adına uzun vadeli planlar yapacaktır. Çünkü dört yabancı oyunculu bir sistemde takımlar arasında fark yaratan ayrıntı, yerli oyuncuların niteliği ve sayısı olacaktır. Bu öze dönüş için açılan imkân sayesinde birçok kulübümüz yerli oyuncuların fark yaratacağının bilincine vararak, oyuncu yetiştirmeye ve o oyuncuları nitelikli hale getirecek bireysel oyuncu gelişim çalışmalarına odaklanacaklardır. Bu sayede kulüpler arasında “yerli oyuncun kadar konuş” anlayışı gelişecek, üst düzey oyuncu yetiştirme ve geliştirme basketbolumuzda tatlı bir rekabet haline gelecektir. Evet, yabancı oyuncu sayısı sadece bir (1) azaltılsa bile ülke basketbolumuzda olumlu anlamda bir zihniyet dönüşümü gerçekleşebilecektir.

Yabancı oyuncu sayısı konusunda son kararı verecek olan TBF yetkilileridir ve ülke basketbolumuzun geleceği adına en doğru kararı vereceklerine de inanıyorum. Kısa vadeli başarı hedefleyen anlayışa sahip olanların savunduğu 5 yabancılı bir lig yerine, uzun vadede ülke basketbolumuzda olumlu anlamda çok önemli dönüşümler gerçekleştireceğine inandığım 4 yabancı bir ligin tercih edileceği haberini dört gözle bekliyorum. Ülke basketbolumuza, yabancı oyuncu sayısının dört ile sınırlandırılması, beş olan yabancı sayısına göre çok büyük katkılar verecektir. Ülke basketbolumuz adına dört beşten büyüktür.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla... 

Yorumlar Okunma: 2601