Ali Hurşit Baytok ve Basketbolumuzda Kanonlaşma Sorunu-1 (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Ali Hurşit Baytok ve Basketbolumuzda Kanonlaşma Sorunu-1 (İlker Yıldız)

30-07-20 18:29
Ülke basketbolumuz adına kuşkusuz en fazla eksikliğini hissettiğimiz alanların başında yazılı kaynak eksikliği olduğunu söylememiz herhalde yanlış olmayacaktır. Türkiye Basketbol Federasyonu’nun basketbolumuzdaki yazılı kaynak eksikliğini giderme adına uzun emekler sonrasında yakın zamanda basımını gerçekleştirdiği ve benim de detaylı inceleme imkânı bulduğum iki önemli eser olan "Türkiye'nin Basketbol Aşkı" ve "Türkiye Basketbol Tarihi" eserlerinin ülke basketbolumuza kazandırılmış olduğunu görmek memnuniyet verici bir durum. Ülkemizde son yıllarda basketbol adına yazılan yazılı kaynaklarımızın sayısında gözle görülür bir artış olmasına rağmen yine de bu konuda çok yetersiz olduğumuzu üzülerek söylemeliyim. Bu nedenle basketbolumuz adına çözüm bekleyen alanların başında sadece parkede yapılması gereken teknik-taktik çalışmalar değil, parke dışındaki basılı yayın adına göstereceğimiz çabaların da çok değerli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Sonuç itibariyle federasyon yöneticisinden kulüp yöneticisine, antrenöründen oyuncusuna, yazılı basınından görsel basınına, fizyoterapistinden malzemecisine, sponsorundan yayıncı kuruluşuna, seyircisinden oyuncusuna, velisinden diğer bütün paydaşlarına kadar çok geniş bir alana hitap edecek şekilde disiplinlerarası çalışmalara ihtiyacımız var. Ancak böyle geniş perspektifli bir bakış açısı sayesinde ülke basketbolumuzun gerçek anlamda değerine kavuşabileceğinin bilincinde olmalıyız. Ben de bu nedenle ülke basketbolumuzun her açıdan niteliksel gelişimi adına ortaya konan önemli yazılı eserleri ve yazarları gündeme getirerek hem bu eserlerin ve yazarlarının kıymetinin daha iyi bilinmesi adına hem de ilerleyen yıllarda bu eserlerin de katkısıyla birçok değerli eserin ortaya konulması adına bir yazar olarak kendimi de sorumlu hissediyorum.

Basketbolumuzda Yerli Yazılı Kaynak Eserlere İhtiyacımız Var

Ülkemizdeki antrenör seminerlerinde, antrenörlerimize dağıtılan yardımcı kaynak kitapların çoğunlukla yabancı kaynaklı tercüme eserler olduğunu görüyoruz. Bu tercüme eserlerin çoğunun tercümesinin de pek yeterli olmadığı da bilinen bir gerçek. Ülke basketbolumuzun değerli antrenörlerine, eğitim süreçlerinde kaynak olarak verilen yazılı eserlerin tercüme eser olmak yerine, Türkçe kaynak eserler olması gerektiğini düşünenlerdenim. TÜBAD’ın yabancı antrenör kriterlerinde gösterdiği hassasiyeti, antrenör seminerlerinde kendi antrenörlerimize dağıtılan kaynak niteliğindeki eserler için de gösterilmesi en büyük temennimdir. Doğru ve ortak bir dil ile muhataplarımızla iletişim kuramadığımız müddetçe, basketbolumuzda birliğin sağlanmasının ve kendi ekolümüzden söz edebilmemizin de mümkün olmadığı da bir gerçektir.

Daha önceki yazılarımda sıkça dile getirdiğim gibi aslında Türk basketbolumuzun sağlam bir ekolü olduğundan rahatlıkla söz edebiliriz. Mesele o ekolün ortak kabul görmesini sağlamak ve bu ekolün en temel taşıyıcısı olan basketbolumuzun duayenleri olarak gördüğümüz değerlerimizi genç nesillere ve bu genç nesillere aktaracak olanların başında gelen antrenörlerimize de tanıtmak ve benimsetmek gerekliliğinin bilincinde olmamızdır. Aynı zamanda bu yazılı kaynaklar öyle nitelikli olmalı ki, bütün basketbol paydaşları bu temel eserleri okumayı adeta bir zorunluluk olarak hissedebilmeli ve yeni bir eser yazılacaksa ya da yeni bir söz söylenecekse de ancak bu kaynak eserler okunduktan sonra yapılması konusunda yazılı olmayan ortak bir mutabakata sahip olmalıyız. Bunu sağladığımız taktirde ülke basketbolumuzda bir birlik ve aynı zamanda da ortak bir hedef sağlanmış olacaktır. Bu basketbolumuzda çok sesli bir anlayışa engel olmamakla birlikte, tam tersi olarak “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” anlayışına sahip olmamızı ve basketbolumuzdaki toplumsal enerjimizin de artmasını sağlayacaktır. Bu ortak yazılı eserler ve bu eserleri yazan değerlerimiz sayesinde de ülke basketbolumuzda bir kanonlaşmadan söz eder hale gelmiş olacağız. Böylece ülke basketbolumuzda niteliksel bir değer artışı gerçekleşerek, çok daha nitelikli paydaşlar konumuna geleceğiz. Bütün basketbol paydaşlarında gerçekleşecek niteliksel gelişme sayesinde çok daha nitelikli çalışmalar ve çok daha nitelikli eserler ortaya konularak, ülke basketbolumuz bütünlüklü bir şekilde gelişme kaydetmesinin de önü açılmış olacaktır.

“Kanon”un Tanımı

Ülkemizin önemli felsefecilerinden Ahmet Cevizci’nin hazırlamış olduğu felsefe sözlüğünde “Kanon” kelimesinin tanımı şu şekilde yapılmaktadır: “Mantıksal ve bilimsel yöntemlerin kendisine tabi olmak durumunda olduğu temel ve önemli bir kural, ilke ya da ölçüt. Belli bir alanda geçerliliği olan kural ve ilkeler toplamı. Normatif bilimlerde, temele konacak, ölçü alınacak norm, izlenecek model ya da pratik kural. Öte yandan, belli bir sistem ortaya koymaya yarayan kurallar bütününe ise kanonik adı verilir”.

Bu yazıda basketbolumuzda kanon olabilecek şahsiyetlerin ve eserlerin mevcut olup olmadığı ya da basketbolumuzda kanon inşa edilip edilemeyeceği konusu ele alınmaya çalışılacaktır. Ancak her eserin de kanon olamayacağını da bilmeliyiz. Pekâlâ hangi özelliklere sahip eserlerin ve kişilerin kanon olabileceği sorusuna cevap bulma adına gelin hep birlikte bu önemli kavramı derinlemesine incelemeye çalışalım.

“Kanon” Olabilmek İçin Ne Gibi Özellikler Gerekir?

Yaklaşık olarak beş yıldır zihnimi meşgul eden ama basketbol ile ilgili okumalarımı derinleştirdikten sonra yazmayı düşündüğüm bu yazının düşünce olarak temeli, Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans programımdaki çok değerli Hocam Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu'nun “Kültür Kuramı” dersinde işlediğimiz edebiyat alanında "KANON" kavramından yola çıkarak bende yer etmeye başladığını söylemeliyim. Bu yazının oluşmasında en önemli kaynak hiç kuşkusuz değerli Hocam Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu’nun “Kültür Kuramı” dersinde bizlere anlattıklarıdır. Prof. Dr. Besim F. Dellaloğlu, kanona girişin üç kriteri olduğundan söz eder;

1) Popülerleşme: Eğitim zincirinden geçip de Goethe’nin adını duymamış kaç kişi vardır! Eminim ki üçte birin çok altındadır. Bu tamamen niceliksel bir şey. Toplumun en az üçte ikisinin haberdar olduğu, belli ölçüde ciddiye aldığı, önemsediği, kitaplığına koyduğu… Bütün Türkiye’nin yazarı olmaya dönüşmesi bazı yazarların... Basketbolumuzda da bir eserin ya da o eserin yazarının kanon olabilmesi için ilk önce popülerleşme aşamasından geçmesi gerektiğini anlıyoruz.

2) Niteliksel Çeşitlilik: Bu üçte ikilik kısım da hep aynı kesimden olmayacak. Herkes aynı eğitimden geçiyor ama insanlar kültürel ve düşünce dünyası olarak ayrı gezegenlerde yaşıyorlar. Bu üçte ikilik kesim sadece bir kesimin okuduğu olursa çeşitlilik olmadığı için kanon da olamaz. Hep aynı formasyonların okuduğu olmaması gerekiyor. Niceliksel çoğunluğun aynı zamanda ikinci kriterde niteliksel bir çeşitlilikle desteklenmesi gerekiyor. Demek ki basketbolumuz adına bir eserin ya da yazarın kanon olabilmesi için sadece eserinin çok satıp popüler olması yeterli olmuyor, bir de bir kesime bağlı olmadan basketbol paydaşlarının her kesimi tarafından da okunması gerekiyor.

3) Güçlü Nitelikli Eleştiriler: Mesela rahmetli Cavit Altunay’ın basketbol felsefesi veya basketbol ile ilgili yazdığı yazılar hakkında başkaları tarafından kitaplar ve makaleler yayınlanacak, basketbol dergilerinde özel sayılar hazırlanacak, hakkında sempozyumlar düzenlenecek, eserleri veya yaşamı hakkında filmler çevrilecek, sergiler yapılacak, şiirler yazılacak ki kanon olma adına son aşamada gerçekleşmiş olsun. Ülkemizde kaliteli eleştirmenler olmadığı bir gerçek. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç: “Ben olsam Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur” şeklindeki çok değerli cümlesinde ifade ettiği gibi “eleştirel düşünme” basketbolumuzda da önemli bir yer teşkil etmelidir. Namuslu “eleştirel düşünmeler” sayesinde ülke basketbolumuzun çok önemli bir ivme kazanacağı da muhakkaktır. Kanon aynı zamanda büyük sanatçıya değil büyük eleştirmene de ihtiyaç duyar. Büyük eleştirmenler sayesinde eserler ciddi bir şekilde kritik edilerek, aralarında en değerli olanları hak ettiği değeri görerek kanonlarımız olacak ve bu sayede basketbolumuzda ortak bir dilin inşasında önemli bir görev üstleneceklerdir. Tıpkı Sayın Yalçın Granit’in yazmış olduğu bir köşe yazısına, Sayın Ali Hurşit Baytok’un da mektupla karşı bir yazı yazması gibi basketbol camiamızda bu tür eleştirel ortam oluşacak ve böylece daha nitelikli eserler ve çalışmalar da ortaya konulacaktır.

Kısacası ideolojik olarak farklı düşünce dünyalarına sahip olan, basketbola bakış açıları farklı olan, sosyo-ekonomik farklılıklara sahip olan kişilerin aynı anda aynı yazarı okumasıyla basketbolumuzda kanonlaşma sağlanmış olacaktır. Kanonlaşma sadece bir yazarın eserlerini çok fazla kişinin okumasıyla oluşacak olan niceliksel genişleme ile değil, aynı zamanda niteliksel farklı okurlar tarafından da okunması sayesinde gerçekleşecektir, aksi halde sadece popülerleşme ile yetinmek zorunda kalırız. Kısacası kitabın çok fazla satılması ya da okunması tek başına kanonlaşma işareti değildir. Mesela Türkiye’de ön planda olan ve çok kişi tarafından takip edilen basketbol yazarları olmasına rağmen, bu yazarlar belki de hiçbir zaman kanon olamayacaklar, sadece popüler olarak kalacaklardır. Ancak yukarıda bahsedilen üç önemli kriter olan; popülerleşme, niteliksel çeşitlilik ve güçlü nitelikli eleştirilerin birlikte sağlanması sayesinde ülke basketbolumuz adına kişi ya da eserlerin kanonlaşması sağlanarak, basketbolumuzda önemli bir ortak değer inşası sağlanmış olacaktır. Kanon meselesi sadece kitaplar için değil; müzik, sinema, şiir, edebiyat ve bütün alanlar için söz konusudur. O zaman kanon meselesini basketbolumuz için de söz konusu etmek önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir.

“Kanon”un ve “Kanonlaşma”nın Önemi

Yıkmak ve yeniden yapmak çok kolaydır, oysa kanonlaşmayı sağlayabildiğimiz ölçüde daha çok dönüştürmek ve ilave etmek üzerine yoğunlaşmış oluruz. Kanonun içinde edebi form, felsefi form var kısacası birçok alan mevcuttur. Kanonun üzerine durmamızdaki en önemli sebep ise kanonun toplumda ürettiği etkidir. Kanon, “ölçüt, değnek” demek. Kanonlaşma ise şu demek; birçok kesimler tarafından okunan, okunabilen. Dönemsel olarak popülerlikten kanonluğa doğru bir geçiş var. Kanonik olanın popülerden bir artısı var. Sadece çok satarlık değil ama birçok çok satarlık kanonikleşmeye de zemin hazırlıyor. Kanonik olmak ise popüler olmak ve insanların kendini ona göre inşa ediyor olmasıdır. Kanonda işin tarihsel-politik-toplumsal yönü güçlü, sanki bir uzmanlar heyetinin seçtiği bir şeymiş gibi.

Matbaa ile birlikte kitapların seri üretimi başladıktan itibaren başlı başına bir edebiyat cumhuriyeti yani kısacası bir kimlik aidiyeti sağlandığını görüyoruz. 17. yüzyıldan itibaren bir grup için en önemli ortak nokta x kitabını okumuş olmak olarak görülmeye başlandığını söylersek abartıya kaçmamış oluruz. Mesela Fransız denilince “Sefiller”i okuyan kişi veya Alman denilince de “Genç Werther'in Acıları”nı okuyan kişi tanımı yapılmaya başlanmıştır. Nasıl edebiyat alanında ortak kitaplar bir birliktelik ya da vatandaşlık tanımını sağlanıyorsa, benzer şekilde de bunu basketbola da aktarabiliriz. Basketbolda da içimizden birilerinin yazdığı ve ortak okuyacağımız nitelikli eserlere ihtiyacımız var. Bununla birlikte basketbolumuzda önemli isimleri saymamız istense kimleri sayardınız sorusuna verilecek cevaplarda da bir birliktelik sağlamamız gerekiyor. Basketbolu bir meslek haline getiren herkesin muhakkak basketbolumuzdaki önemli değerlerimizi tanımaları ve onların basketbol felsefelerini bilip, bu duayenlerin fikirlerinden ilham alarak onların düşüncelerini de aşma çabası içerisinde olarak ülke basketbolumuza katkı sunmaları çok önemlidir. Bu sayede ülke basketbolumuz adına kanonlarımızda genişlemeyi sağlayacak önemli bir adım atılmış olacaktır. Ancak öncelikle başta antrenörlerimiz olmak üzere bütün basketbol paydaşlarımızın; Cavit Altunay, Samim Göreç, Yalçın Granit, Armağan Asena, Aydan Siyavuş, Ali Hurşit Baytok, Aydın Örs, Önder Selen ve Seyfi Kuştimur gibi basketbolumuzun ana direklerini her açıdan tanımış olmaları gerekir. Bu aynı zamanda basketbolumuzda ortak bir yol çizme anlamında da önemlidir. Kanon, toplumu inşa eden yönünü, içinden geçen bireyleri bir şekilde ikna etme kapasitesinden kazanıyor. Bütün kuşaklar aynı klasiklerle besleniyorlar. Bu nedenle de basketbolumuz adına kanonlaşma sorununu çözdüğümüz an, birçok sorunumuzun da kendiliğinden çözüme kavuşacağı kesindir.

Kanonla ilişki bir düşünme formudur aslında. Kanon, nasıl belleği genişletirse düşünme kapasitesini de genişletir. Tersinden söyleyelim: kanonsuzluk düşünme yeteneğinin sınırlı ve daha niteliksiz-kısır bir kullanımıdır. Kanonla bağlantı, sizin kendinizi bulma sürecinizin bizatihi kendisi olabilir. Sizin 'olma' alternatiflerinizi geliştirebilir, çeşitleyebilir. Ne kadar çok kaynakla kanonik bir bağlantı kurarsanız, sizin 'olma' spektrumunuz, estetik olarak kendine göre üslubu tarzı olan, diğerlerinden tamamen farklı olarak gözüken durumlarınız o kadar çeşitlenir.

Kanon, yüzde yüz olmasa bile en azından ciddi bir kapsama alanı olan “yani çok geniş ve farklı kesimleri kapsayabilen yapıtlar olursa söz konusu olan” bir şeydir. Bu da bir kalabalıktan birlik üretmenin en temel gereklerindendir. Basketbolumuzdaki birliği, bütünlüğü ve gelişimi sağlayacak en önemli unsur; kanonlaşmadır. (Devam edecek…)

Not: “Ali Hurşit Baytok ve Basketbolumuzda Kanonlaşma Sorunu” başlıklı yazı, üç yazı dizisi şeklinde yayımlanacaktır. Her yazı dizisi ayrı bir bölümü ihtiva etmekte olup, konunun bütünlüklü bir şekilde anlaşılması adına yazıyı okuyan değerli okuyucularımızdan bu üç yazı dizisini de okuduktan sonra yorumlarıyla katkıda bulunmalarını rica ediyorum.

Herkesin mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor; mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla... 

Yorumlar Okunma: 1635