Küllerinden Doğan Efsane (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Küllerinden Doğan Efsane (İlker Yıldız)

15-10-20 18:52

Basketfaul’deki yazılarım sayesinde sizlerle tanışalı üç yıldan fazla bir süre geçti. Sayın Necip Kapanlı ve Sayın Ümran Kapanlı’nın büyük emekleri ve özverisi ile sürdürmeye devam ettiği, ülkemizin en değerli basketbol internet sitelerinin kuşkusuz en başında gelen Basketfaul’de yazılar yazmak ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Basketfaul’deki yazar kadrosuna baktığımızda bir gün kendimi de aynı yazar kadrosu arasında göreceğimi neredeyse hayal bile edemezdim. Basketfaul internet sitesinde yazılar yazmaya başladıktan itibaren, ülke basketbolumuz adına birçok değerli isimle tanıştım ve bu değerli şahsiyetler ile gerek telefon ile gerekse de yüz yüze olmak üzere uzun ve detaylı konuşmalar gerçekleştirdim. Basketbol camiamızın önde gelen isimleri ile tanışmak ve onlarla basketbol üzerine uzun konuşmalar ve röportajlar yapmak, Basketfaul’de yazılar yazmadan önce yani üç sene evvel ancak bir hayaldi. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Deniz Türküsü” şiirindeki dizesinde olduğu gibi; “İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar”mış. Benim hayallerim devam ediyor ve şahsi olarak beklentisiz bir şekilde ülke basketbolumuzda çözülmeyi bekleyen büyük sorunların çözümü adına, büyük cevaplar aramaya da devam ediyorum. Samimi bir bakış açısıyla olaya yaklaşırsanız, perspektifinizi genişletirseniz, ufkunuzu genişleten Basketfaul gibi bir okulunun içerisindeyseniz ve her daim talebe olmayı ve talebe kalmayı başarırsanız; basketbolumuz adına sorunları görmenin de çözümleri bulmanın da bir o kadar kolaylaştığını göreceksiniz.


Benlik Zindanı Sorunumuz
Basketfaul gibi tartışmasız ülkemizin en önemli basketbol internet sitesinde yazılar yazmak, benim için adeta bir basketbol okulunda ciddi bir eğitim almak derecesinde gelişimime katkıda bulundu ve bulunmaya da devam ediyor. İlimden nasiplenebilmenin en önemli yolunun merak olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Basketbolu en doğru şekilde öğrenme adına da merakın bende fazlasıyla olduğunu ve iyi bir talebe olmak adına da ciddi bir gayret içerisinde olduğumu düşünüyorum. Bu da benim gibi basketbolcu geçmişi olmayan, basketbolun içerisinden gelmemiş bir kişi için de dezavantajları gidermenin, açığı kapatmanın ve sonrasında da dışarıdan çok daha geniş bir bakış açıyla bakabilmenin avantajını kullanmanın bir yolu olmuştur. Ülke basketbolumuz adına yaptığım gözlemlerde basketbol camiamız içerisinde kişisel anlamda en büyük zafiyetin; basketbol geçmişi olanların ve basketbolun içinden gelenlerin olaylara kendilerini merkeze koyarak bakmaları yani egoları ve yine olaylara çok yakından bakmalarından kaynaklı olan körlükten kaynaklı derinlik algısı yitimi olduğunu üzülerek söylemeliyim. Bu benlik zindanlarından kurtulanların ise hem tevazu açısından hem de üretkenlik açısından çok daha değerli işlere imza attıklarını da rahatlıkla görebiliyoruz. Çünkü çoğunlukla avantaj olarak gördüğümüz şeylerin bizi zamanla dezavantajlı konuma getirdiğini; dezavantajlı konumda olanları da avantajlı konuma getirdiğine sıkça şahit oluyoruz.

Ekol Meselemiz
Bu benlik zindanlarından kurtulamayanlar ise küçük meselelere takılarak hem kendi potansiyellerini ve hem de muhatap olduklarının potansiyellerini kullanamamalarına sebep olmaktadırlar. Sonuçta da değer üretemeyen ve gün geçtikçe kısırlaşan bir zihniyetin etrafı kapladığına tanık oluyoruz. Bu tür verimsizliği ortadan kaldırmanın yolu ise iyi bir okuldan/ekolden gelmektir. Okul dediğimizde hemen etrafı dört duvar ile çevrili ve üstü çatı ile kapatılmış bir bina aklınıza gelmesin. Okul demek, dört duvar ile sınırlandıramayacağımız kadar derin anlamlara sahiptir. Her şeyden önce okulları okul yapan içindeki ruh ve hocalarının niteliğidir. İşte bu nedenle ülke basketbolumuz adına bizim kanonlara ve ekollere ihtiyacımız var. Çünkü insanları birleştirici ve onların en verimli şekilde değer katabilmelerini sağlayacak olan da bir ekol içerisinden gelmeleri yani sürekliliğe ve geleneğe sahip çıkmalarıdır. Sözlük anlamı olarak Ekol: “Felsefede, ilmin herhangi bir dalında, resim, edebiyat vb. sanat kollarında bir kimsenin başlattığı ve diğerlerinin devam ettirdiği, belli özellikleriyle kendisine benzer olanlardan ayrılan tarz, usûl, yol, okul, mektep” olarak tanımlanmaktadır. Yani bir değerler bütünüdür. Siz eğer değer üretemezseniz ve ürettiklerinizi sürekli hale getiremezseniz bir ekolden de söz edemezsiniz. 

Pekâlâ ülke basketbolumuzda bir ekolden bahsedebilir miyiz? Bu sorunun cevabını bulabilmek adına ülke basketbolumuzun değerli yüzlerce ismine bu soruyu yönelttim. Maalesef ki ekol soruma “bizim basketbol ekolümüz yoktur” ve “bizim basketbol ekolümüzün olma ihtimali yoktur” şeklinde cevap verenlerin çoğunlukta olduğunu üzülerek gördüm. Oysa ekol kavramının anlamını merak etmiş olsaydık, bu şekilde cevaplar vermemiş olurduk. Yine üzülerek söylemeliyim ki, ülke basketbolumuzdaki ekollerden bile bahsedene pek rastlamadım. Ben de kendi kendime karar aldım ve bütün görüşmelerimde hiçbir yönlendirici tavır takınmadan, basketbol konuşmalarımızın bir yerinde muhakkak ekol ile ilgili sorular sormaya özen gösterdim. Netice çok üzücüydü, çünkü ülke basketbolumuzun önemli ekolleri olan; İTÜ, Darüşşafaka ve TED Koleji gibi basketbol ekollerimizi ya bilmiyorlar ya da onları ekol olarak görmüyorlardı. Oysa ekol tanımına tam da uyan kulüplerimiz ise bunlardı.

İlk olarak basketbol merakım okuma yazmaya başladığım 6 yaşında başladı ve daha dünmüş gibi o anımı hatırlıyorum. TRT’de A Erkek Basketbol Milli Takımımızın maçını izliyor ve izlediğim bölümde de okul defterimi adeta bir skorboard şeklinde kullanıyordum. Maç esnasında basket oldukça sayıları deftere yazıyor ve bu sayıları toplayarak kendimce maçın heyecanını çocuk ruhumla iliklerime kadar yaşıyordum. İnanır mısınız o heyecanı hemen her A Milli Takımlarımızın maçında hâlâ yaşıyorum. Basketbolumuz adına neredeyse 35 yıldır kendi çapımda çok detaylı bir arşiv oluşturacak şekilde araştırmalar yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Bu araştırmalarım Basketfaul internet sitesinde yazılar yazmaya başladıktan itibaren daha da artarak devam ediyor. Adeta basketbolumuz adına (dünya basketbolu da dâhil) hemen her alanda ve özellikle de düşünce temelli olmak üzere çok derin bir kazı çalışması yapmaya devam ediyorum. Özellikle basketbolumuz ile ilgili yazmış olduğum kazı çalışmaları neticesinde, kimi arkeologların bulduğu değerli tarihi eserler gibi ben de basketbolumuz adına çok kıymetli eserlere ulaşmanın mutluluğunu yaşadım. Bu mutluluğu da yazılarımda sıkça dile getirerek, değerli okurlarımızla paylaşmaya çalıştım.

Ne Yapmalı?
Ülke basketbolumuz adına çok değerli işlere imza atmış olan ve hemen her alandan birçok isimle yaptığım görüşmelerin temelinde “Ülke basketbolumuzun gerçek anlamda dünya basketbolunun zirvesinde yer alması için ne yapmalı?” sorusuna aradığım cevaplar vardı. Her görüşmem sonrasında zihnimi meşgul eden soruların cevabına daha da yaklaştığımı hissettim. Bu süreçte de okumalarıma olabildiğince hız verdim, herhalde son üç yılda basketbol adına kitap, dergi, makale, köşe yazısı vb. en çok okuyan kişilerin başında geliyorumdur. Tabii bu okumalarım ve araştırmalarım yani ülke basketbolumuzun sorunlarını çözme adına kriz anına dönüp kazı çalışması yapma çabam, bir plan ve amaç dahilinde olduğu için dağınıklıktan uzak kalarak hedefe kilitlenmemi de sağladı. Ülke basketbolumuz denildiğinde ilk akla gelen iki değerli şahsiyetimiz olan rahmetli Cavit Altunay ve Sayın Yalçın Granit’in hemen hemen bütün yazılarını adeta karşılaştırmalı bir şekilde okuduktan sonra da artık ülke basketbolumuzun temel sorunlarını görmek ve o sorunları çözmenin yollarını da hemen hemen bulmuş olduğuma da karar kıldım. 

İTÜ Basketbol Ekolü
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)'nde okumadım, İTÜ’ye yakınlığım olsa olsa sadece İstanbul Üniversitesi'nden mezun olmamdan kaynaklı olan "İstanbul" kelimesi ve şehridir. Ancak ben kendimi İstanbul Teknik Üniversiteli olarak görüyorum. Çünkü basketboldaki uzun arayışlarımın ve bitmek tükenmek bilmez sorularımın cevabını en doğru ve en net şekilde karşılığını veren İTÜ basketbol ekolünün basketbol felsefesi oldu.

Bu ekolün mimarı olanlar; Samim Göreç, Cavit Altunay, Mehmet Baturalp, Yalçın Granit, Öner Saylan, Şengün Kaplanoğlu, Kemal Erdenay, Ali Hurşit Baytok, Marcel Mori, Necati Güler, Cihansever Yeşildağ, Mehmet Aykaç gibi daha ismini sayamayacağım değerlerimizdir. Ülke basketbolu olarak onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Ben de kendimi İTÜ ekolünün bir parçası ve gönülden bir destekçisi olarak görüyorum. Ülke basketbolumuzun temel sacayaklarının başında bu basketbol ekolü gelmektedir. İTÜ ekolünün basketbol felsefesini tekrardan ülke basketbolumuzda hâkim düşünce haline getirmemiz gerekiyor.

İTÜ efsanesinin en yakın zamanda tekrardan ülke basketbolumuza çok değerli katkılar sunacağından eminim. Çünkü bu katkıya ve bu basketbol anlayışına en çok da ülke basketbolumuzun ihtiyacı var. "Büyük oyuncular ve büyük antrenörler" yetiştirmek ve ülke basketbolumuzun istikrarlı bir şekilde A Milli Takımlar düzeyinde başarılar elde etmesini istiyorsak, İTÜ basketbol ekolünün içerdiği basketbol felsefesini muhakkak bütün ülke basketbolumuzda hâkim hale getirmemiz gerekiyor.

Sayın Necati Güler'in "Türk Basketbolunda İTÜ Ekolü" video söyleşisini bütün basketbolseverlerin muhakkak izlemesini öneririm. Bu video söyleşide ülke basketbol ekolümüzün yapı taşlarını ve basketbol felsefesini öğrenip, gururlanacaksınız.

Necati Güler: "Bu antrenörlerin temel hedeflerinin belki de Türkiye'deki bugüne kadar başka kulüplerde görülmeyen bir şekilde bunu da bütün samimiyetimle ve inancımla söylüyorum; takımlar veya jenerasyonlar yetiştirmek yerine, oyuncuların fundamental olarak, beceri olarak ve basketbol zekâsı olarak ön plana çıkmasını sağlayan ve bu oyuncuları daha iyi oyuncu yaptıktan sonra takım olmalarını sağlayan bir anlayışla basketbol eğitimi veriyordu Teknik Üniversite (İTÜ)." "Altyapı Eğitimdir, Üstyapı Sanayidir".

Basketbol Seçmeleri Bu Hafta Sonu
Ülke basketbolumuzun en önemli ekollerinin başında gelen İTÜ'nün tekrardan basketbolumuza katkı sunmak adına tecrübeli isimlerin önderliğinde başlatmış olduğu çalışmalara yürekten destek veriyorum. 17-18 Ekim tarihlerinde İTÜ Gümüşsuyu Spor Salonu’nda 2004-2010 doğumlular için yapılacak olan seçmelere katılacak olmanın bile çocuklarımız açısından başlı başına basketbol adına en doğru başlangıçlardan biri olacağını düşünüyorum. Seçilen basketbolcu adaylarının ise bu tecrübeli isimlerin sayesinde muhakkak olabilecekleri en iyi yere geleceklerine de inanıyorum. Bu yeni oluşumun ülke basketbolumuz adına hem düşüncede hem de eylemde bir dönüm noktası olacağı muhakkak. Bu nedenle basketbolcu adayı her çocuğun ve gencin bu seçmelere muhakkak katılmasını tavsiye ediyorum. Ülke basketbolumuz adına bu güzel oluşumun gerçekleştireceklerini şimdiden heyecanla bekliyorum.

İTÜ'nün bu yeni oluşumla birlikte ülke basketbolumuza eskiden olduğu gibi yine birçok oyuncu ve antrenör yetiştireceğine yürekten inanıyor ve başarılar diliyorum.

Bu değerli oluşumun adeta manifesto niteliğindeki yazısını da sizlerle paylaşmak istiyorum.


KÜLLERİNDEN DOĞAN EFSANE

1953 yılının zorlu ve imkanları sınırlı günlerinde, Ord. Prof. Dr. Emin ONAT öncülüğünde, İTÜ akademisyenleri ve öğrencilerinden oluşan 29 kişilik bir kurucular kurulu ile İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü kuruldu. Kulübün kuruluş amacı, İTÜ öğrencilerinin daha iyi şartlarda ve daha mücadeleci spor yapmalarına olanak sağlamak olarak belirlenmiş olsa da, yıllar içinde ülkenin önde gelen antrenörleri ve sporcularını yetiştirmiş, şampiyonluklar kazanmış, özellikle altyapısından yetiştirdiği sporcularla Türk basketboluna ismini altın harflerle kazımış bir yuva halini aldı.

İTÜ Spor Kulübü son dönemlerde her ne kadar sportif başarı olarak zayıf görünse ve üst liglerden uzak kalmış olsa da, önce 2016 yılında eski sporcular ve antrenörlerden oluşan grup bu duruma bir dur demenin yollarını aradılar. 2017 yılında İTÜ Rektörlüğü ve İTÜ Mezunlar Derneği’nin başını çektiği bir başka oluşum ise, Bakırköy Basket takımıyla isim hakkı protokolü yaparak, TBL’de oynayan bu takımın ismini İTÜ Basket olarak değiştirdi ve İTÜ ismini yeniden üst liglere sokmaya çabaladı. Nitekim 2018-2019 sezonunun sonunda, bazı takımların çekilmesiyle oluşan boşluk sonrası süper ligde oynamaya hak kazandılar.

İTÜ’lü eski sporcular ve antrenörlerden oluşan grup, her ne kadar bu hibrit yapının İTÜ ekolünü temsil etmediğini ve bu şartlarda süper lige girmenin yanlış olduğunu belirtse de, İTÜ Basket ismi bir başka İTÜ mezununun sahibi olduğu Sigortam.net sponsorluğunda süper ligde oynadı. Sonucu yazmamıza gerek yok ama İTÜ’lü eski sporcu ve antrenörlerden oluşan grubun bu konuda haklı çıktığını söylememiz gerek.

Amacımız kimseyi yada hiçbir organizasyonu eleştirmek değil, amacımız İTÜ ekolüyle yetişmiş sporcular ve antrenörlerin, öngörüleri ve tecrübeleriyle Türk basketboluna neler katabileceğini göstermek. Pek çok organizasyon “Paramız var, biz lige girelim” anlayışıyla yola çıkarken, İTÜ ekolüyle yetişmiş bu grup “Paramız varsa gençlere harcayalım, eskiden başardığımız gibi, yeni Levent’ler, yeni Harun’lar, yeni Sinan’lar yetiştirelim” diye yola çıkmış. Bu grubun içinde yada destekçileri arasında kimler yok ki? İTÜ’nün şampiyon kadrolarının oyuncuları, eskinin altyapı oyuncusu olup şu an ülkenin önde gelen işadamları olmuş isimler, kulübün bünyesinden yetişip ülkenin en üst liglerinde antrenörlük yapmış basketbol adamları… Aslında saymakla bitmez ancak biz sizlere birkaç örnek verelim;

Eski İTÜ A takım antrenörü Mehmet Aykaç, eski İTÜ altyapı sorumlusu Marcel Mori, eski İTÜ altyapı antrenörü, daha sonra süper ligde antrenörlük yapmış olan Okhan Çayıroğlu ve Murat Polat, eski İTÜ altyapı oyuncuları ve şimdinin önemli iş insanları Murat Başkaya, Kutsal Çakır, Cumhur Doğan bu isimlerden sadece birkaçı. Bugüne kadar ne yaptılar ki demeyin, İTÜ’lü sporcular ve antrenörlerin mabed olarak gördükleri Gümüşsuyu spor salonunu kendi aralarında para toplayarak yaptırdılar, bu önemli ve tarihi salondan çıkan eski parkeleri ise anı parkesi olarak İTÜ formasını terletmiş tüm eski sporcu ve antrenörlere hediye ettiler, uzun yıllardır ihmal edilmiş ve İTÜ ekolünün temel dayanağı olan basketbol okullarını yeniden canlandırdılar, 2019 Eylül ayında başladıkları basketbol okullarında yukarıda ismini saydığımız isimler fahri olarak antrenörlük yaptılar, basketbol okullarından seçilen çocuklar ve kulüplerinde süre bulamayan çocuklardan oluşan bir küçük bir de yıldız takım bile kurdular.

İTÜ Spor Kulübü’nün bünyesinden yetişmiş bu grup kısa sürede büyük işler başarmış gibi görünüyor. Muhalif görüntüleri yanlış anlaşılmasın, kişilere yada kurumlara değil, İTÜ Spor Kulübü’nün bugün geldiği noktaya muhalifler. Neredeyse tamamı aynı cümleyi kuruyor “İTÜ’nün yeri alt ligler yada hibrit oluşumlar değil. İTÜ’nün yeri ülke basketbolunun zirvesi”. Bu cümlenin ardından hedeflerini ortaya koyuyorlar “İTÜ hak ettiği yere en kısa sürede dönecek, hem de yine kendi içinden yetiştireceği gerçek İTÜ’lü oyuncularla”

200’e yakın İTÜ’lü eski sporcu ve antrenörü bünyesinde barındıran bu grup, ilkini başarmış görünüyor. “İstanbul Teknik Basket Spor Kulübü” adında geçici bir kulüp kurarak, yönetimini başarısız buldukları İTÜ Spor Kulübü’nden bağımsız olarak ciddi bir yapılanma içine girmişler. Altyapı organizasyonuna ciddi bir kaynak yaratmak adına altyapıya 4 önemli sponsor bile bulmuşlar, yakında sponsorları açıklayacaklarını söylüyorlar. Öncelikli işlerinin altyapı organizasyonu olduğunu, 2021-22 sezonunda altyapı oyuncularıyla TB2L’den mücadeleye başlayacaklarını belirtiyorlar. Bu grup o kadar iddialı ki “5 yıl içinde gerçek İTÜ’yü yeniden süper ligde kendi yetiştirdiği oyuncularla oynarken göreceksiniz” diye hedeflerini ortaya çok net biçimde koyuyorlar.

Bandırma organizasyonunun kapanmasından sonra, altyapı organizasyonlarının en eskisi ve en önemlilerinden biri olan İTÜ’nün yeniden bu misyonla hayata dönmesi bizlerin de en büyük arzusu.

Yorumlar Okunma: 4385