Ene ile basketbolumuzun geleceğine dair (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Ene ile basketbolumuzun geleceğine dair (İlker Yıldız)

19-02-21 20:06
Bir röportajı metne dönüştürme adına en az zorlandığım röportajların başında, Sayın Orhun Ene ile yaptığım röportajın geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Sayın Ene, düşüncelerini sözcüklere dökme adına gösterdiği başarıyı ve özeni, eminim ki A Milli Takımımızda da gösterecektir. Bu röportaj sayesinde bir kez daha A Erkek Basketbol Milli Takımımızın hem teknik anlamda hem de ülke basketbolumuza düşünce derinliğiyle katkıda bulunma anlamında çok önemli bir isme sahip olduğunu görüyoruz. Ülke basketbolumuzun kalıcı bir sisteme kavuşması adına basketbolumuzun bir numaralı takımı olan A Milli Takımımız, çok değerli bir fikir emekçisi kazanmış durumda. Türkiye Basketbol Federasyonumuzun en önemli başarıları arasında, birçok alanda doğru kişileri doğru işlerin başına geçirilmiş olmasını görüyorum. Liyakatli görevlendirmelerin en iyi şekilde verimli olması adına da muhakkak uzun vadeli birlikteliklere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. TBF yönetimi tarafından ülke basketbolumuz için gerekli olan istikrarı sağlama adına ciddi hassasiyet gösterilmiş durumda. Özellikle de altyapı milli takımlarımızın koordinatörlüğünde bulunan Sayın Fikret Doğan ve Sayın Zeynep Gül Ene, Eğitim Kurulunun başında Sayın Aydın Örs, A Kadın Basketbol Milli Takımımızın başında Sayın Ceyhun Yıldızoğlu ve şimdi de A Erkek Basketbol Milli Takımımızın başında Sayın Orhun Ene’nin tam mesai ile ülke basketbolumuzdaki sorunların çözümü adına odaklanmalarını çok değerli bir yaklaşım olarak görüyorum. Çünkü milli takımların yarı zamanlı değil, tam zamanlı mesai gerektiren ve ciddi odaklanılması gereken görevler olarak görüyorum. Ayrıca ülke basketbolumuzun gelişimi adına da projelerin üretilmesi muhakkak tam zamanlı ve koordineli bir şekilde çalışılmayı da zorunlu kılmaktadır. Tabii kalıcı ve istikrarlı başarıları hedefleyen bir vizyonunuz varsa. Mevcut federasyonumuzun genel anlamda olaylara çok geniş ve doğru bir bakış açısıyla yaklaştığını görmek de memnuniyet verici. Ülke basketbolumuza bu bakış açısı ile bakılmaya devam edilir ve bütün paydaşların da dahil edildiği bir birliktelik de sağlanırsa, eminim ki ülke basketbolumuz belki de altın yıllarını yaşayacaktır.

A Erkek Basketbol Milli Takım Başantrenörümüz Sayın Orhun Ene ile yapmış olduğumuz bu röportajın içeriği daha çok ülke basketbolumuzun istikrarlı ve kalıcı başarılara kavuşması adına planlanan uzun vadeli planları kapsamaktadır. Ülke basketbolumuz adına yarın oynanacak çok önemli bir karşılaşma öncesinde çok daha geniş konuları içeren röportajı okuyacak olmanızı, Sayın Orhun Ene ve TBF yönetimimizin düşünce ufkunun genişliği olarak da değerlendirebilirsiniz. Bu güzel röportaj metni ile sizleri baş başa bırakıyor ve iyi okumalar diliyorum.

KALICI BASKETBOL ÜLKESİ OLMAMIZ ADINA...
*FIBA 2022 Avrupa Şampiyonası Elemelerinde oynayacağımız maçları ve grubumuzu kısaca değerlendirebilir misiniz?

Kısa dönemde oynayacağımız maçlar var. Bu maçlarda alınan sonuçlar Türk basketbolunu daha iyi ya da daha kötü yapmayacak. Ülke basketbolumuz adına yaşanan sıkıntılar var. Kalıcı bir basketbol ülkesi olmamız adına atmamız gereken adımlar var. Ama benim burada görevim A Milli Takım Başantrenörü olarak çıktığımız her maçı kazanmak için takımı hazırlamak ve kazanma adına da her şeyi yapmak. Bunun için bu iki maçta bazı şeyleri yapacağız ama Türkiye’de esasta her şey tersten işliyor. Türk basketbolu A Milli Takımın alacağı sonuçlarla kurtulmayacak, öncelikle bunu tespit etmek lazım. Ama Türk basketbolunun lokomotifi olarak bu ülkede basketbola olan ilgi ve alakayı çekecek olanın da A Milli Takım olduğunun bilincindeyiz.

Oynayacağımız iki maç bizim için her koşulda kazanmamız gereken maç. İsveç’e karşı kaybettiğimiz 7 sayılık farkın üzerinde bir farkla kazanmak ve Hırvatistan’ı da yenerek finallere katılmak istiyoruz. Hollanda ile sayı averajında dezavantajlıyız. FIBA 2022 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ni garantilemek için iki maçı da kazanmak istiyoruz. İsveç artık beş sene öncesindeki gibi değil. Artık bütün dünyada basketbol gelişti. Doğru kimya ve iyi bir ekip kurmuşlar. Tipik Avrupa basketbolu ve disiplinli bir ülke. İlk pencerede kısıtlı süreden dolayı istenilen oyunu oynayamadık. Hollanda’ya karşı ise istediğimiz oyunu oynasak da fark istediğimiz gibi değildi. Yabancı sayısının azalması ile arkadaşların süre ve sorumluluklarının artmasıyla milli takım havuzu da genişledi. Bu pencerede istediklerimizi de sahaya yansıttığımızda istediğimiz sonuçları da alacağımıza inanıyorum.

*Beşiktaş JK Icrypex’in bu sezon başında oluşturduğu proje takımını ve gençlerin lig performanslarını değerlendirir misiniz?

İlk olarak bu projenin hayata geçirilmesinde ve bu projedeki gençlerin yetişmesinde çok emek vermiş olan bir Banvit kulübü gerçeğinin olduğunu da söylemeliyim. Banvit kulübü gerçekten de Türk basketbolu için ne kadar önemli bir kulüp ki kapandıktan sonra bile yetiştirdiği oyuncular ile Türk basketboluna hizmet etmeye devam ediyor. Kulüp olarak bu sezon yoklar ama yetiştirdiği oyuncular ise ligde fark yaratmaya devam ediyor. İkinci olarak Beşiktaş kulübünün böyle bir projeye cesaret etmesiydi. Ağırlıklı olarak genç Türk oyuncularla bu ligde oynamak çok da kolay değil. Bu genç oyuncular TBL’de oynayıp tecrübe edindiler ama birçoğunun BSL’de bu seviyede ne oynayabilecekleri sezon başı belli de değildi. Öyle bir öngörüyle bu oyunculara alan açan ve onları güvenerek oynatan Beşiktaş kulübünü tebrik etmek lazım. Bu da çok değerli bir şey. Bunun sonucunda da bu gençler bana göre birçok insanın beklemediği bir seviyede iyi bir basketbol oynuyor. Eksikleri var ama enerjileri, heyecanları ve kazanma arzuları bana göre çok üst seviyede.

Türk basketbolunda bir sezon önce başarılı olmuş bir şeyin, ertesi yıl hemen her kulüp bir benzerini yapmaya çalışıyor. Bu projenin sezon sonuna kadar da iyi gideceğini düşünüyorum. Bu proje başarılı olursa Türk basketbolu için de çok önemli bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü hiç kimsenin denemediği bir yoldan da başarı elde edilebileceğini gösteriyorlar. Bu tip oyuncuların güvenildiğinde ve süre verildiğinde (ama yetenek varsa) başarının da gelebildiğini görüyoruz. 18-19 yaşında tecrübesi az diye düşündüğümüz bu genç oyuncuların esasında bu ligde çok başarılı bir şekilde oynayabilecekleri de ortaya çıktı. Bana göre bu çok değerli ve inşaallah sezon sonuna kadar bu böyle devam eder ve birçok oyuncu için de farklı bir pencere açılır.

*Bu gençler, bol yabancılı kadrolarda bu gelişimi gösterebilirler miydi?

Kesinlikle olmazdı. Zaten geçen sene de Banvit’te bir süre sonra yabancılar gittikten sonra daha çok süre ve sorumluluk almaya başladılar. İlk baştaki o süreçte bir dönem o rol ve görevlerde oynamadılar. Beşiktaş kulübü de burada çok büyük bir kararlılık gösterdi. Onları da takdir etmek lazım. Beşiktaş, üç yabancı oyuncusu olmasına rağmen maçlarda çoğunlukla sahada en çok iki yabancıyı aynı anda kullanıyor. Daha fazla da yabancı oyuncu almayarak ve özellikle potansiyele sahip genç oyuncuların pozisyonlarındaki süre ve sorumlulukları arttırarak onların gelişiminde büyük katkıda bulunuyorlar. Bu açıdan hem kulübü hem de Ahmet Hoca’yı (Kandemir) tebrik etmek gerekir.

Alperen gibi Şehmus gibi oyuncular bile 6 yabancılı bir düzen içerisinde belki de çok daha az süreler alacaklardı. Bu gençler için Beşiktaş’ta inanılmaz süre ve alan kaldı. Onun için de bu oyuncuların o süre ve alanda, atletik ve beceri düzeyi yüksek olan genç oyuncuların bu ligde oynayabileceği gözüktü. Ama bu kadar oyuncu var mı ülkemizde? Herkes böyle bir projeyi yapsa başarılı olabilir mi, orası tartışılacak bir konu. Bu proje sayesinde genç oyuncularımızın ciddi gelişim göstermeleri ülke basketbolumuz adına çok önemliydi. Hatta bugün Beşiktaş ligi birinci bitirse bu kadar ses bile getirmeyebilirdi. Bana göre bu durum şampiyonluk kadar değerli. Gerçi bu durum hiç de belli olmaz. Ben Eczacıbaşı’nda oynarken altyapı programının takımıyla küme düşersiniz diye çıktığımız bir ligde ilk sezon play-off’u altıncı bitirdik, sonra da iki sene üst üste şampiyon olduk.

ÖMER FARUK YURTSEVEN VE ERSAN İLYASOVA...
*Ersan İlyasova’yı bu ay oynayacağımız eleme maçları için aday kadroya gelemeyeceğini söylemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ömer Faruk Yurtseven ile iletişim sağlayabiliyor musunuz ve milli takımımızdaki durumu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Ben Ersan’ın antrenörlüğünü de yaptım ve Ersan milli takımımıza çok da hizmet etmiş bir oyuncu. Bizim için çok değerli bir oyuncu. Bu dönem onun basketbolu adına çok kritik bir dönem. Bu dönem içerisinde de bir takım arıyor. Ben antrenör olarak buraya katılacak oyuncunun, kafaca da hazır oyuncu olması gerektiğine inanıyorum. Kafasında soru işaretleri olan, bu süreçte takım bulamamış ve ne yapacağım diye düşünen bir oyuncuyu bir şekilde ikna etmek ya da zorlamak gibi davranışları doğru bulmuyorum. Bu anlamda oyuncu buraya geldiği zaman buranın bir parçası olmayı hissedecek. Ersan da bunu her zaman fazlasıyla hissetmiştir. Ersan’ın fizik olarak da antrenman temposu olarak da henüz buraya gelebilecek seviyede olduğunu düşünmüyorum. Zaten o durumda olsaydı buraya gelirdi zaten. Çok zor durumlarda bile milli takıma gelip, katılmış bir oyuncu. Ersan maçı kazanma adına NBA’deki kontratına bakacak bir oyuncu da değil. Bu kadar profesyonel bir düzeyde oynarken, milli takıma da gelip fizik olarak da mental olarak da her zaman hazır olamıyorlar. Bu gerçeği de göz ardı etmemek lazım. Oyuncuların dönem dönem mazeretleri oluyor. Bu da sizin olaya nasıl yaklaştığınıza bakıyor. Ama ben o taraftan daha çok, bu tarafa, yani bu genç oyunculara; Alperen Şengün, Furkan Haltalı, Berk Demir, Berkan Durmaz için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Biz bu insanlarla da başarılı olmalıyız. Onlar da kendileri adına bu şansı bulup, bunu bir fırsata çevirmeleri gerektiğini görmeliler. Öbür boyutunu çok fazla değerlendirmiyorum. O dünya bizden çok kopuk bir dünya. Ömer Faruk Yurtseven de milli takımda oynama adına istekli olduğunu söyledi. NBA’de oynayan oyuncularımız; Cedi Osman olsun, Furkan Korkmaz olsun, Ömer Faruk Yurtseven olsun ve Ersan İlyasova olsun milli takıma ait olma ve milli takımda oynama isteklerinin birçok Avrupa ülkesindeki NBA oyuncusuna göre çok daha fazla olduğunu düşünüyorum.

*Bir başantrenörün görevi sadece A takımı maçlara hazırlamak mı olmalıdır?

Bugün baktığımızda Barcelona ve Real Madrid’i Euroleague’de değerlendirirken basketbol kamuoyu ikisi arasında bir detay ortaya koyuyor. Real Madrid’in altyapı programlarından yetişen oyuncuların İspanya milli takımında oynaması açısından daha farklı bir iş yaptığını görüyoruz. Ben o doğrudur, bu doğrudur diyemem ama Real Madrid bunu yaparken, bu sadece Pablo Laso’nun tercihinde olan bir şey olmadığı kesin. Bazen kulüpler o tür isimlere gidiyorlar zaten. Benim çalıştırdığım kulüpler için de geçerli. Banvit’te benim çalıştığım dönemde birçok genç oyuncuya o dönemde A takım kadrosu içerisinde rol vermek istedik. Yeterli süre verdiğimiz oldu, yeterli süre veremediğimiz oldu ama o altyapı programı için hem kulübün öyle bir talebi oldu hem de ben antrenör olarak milli takımlarda çalıştığım için bunu antrenörlüğün bir paragrafı olarak gördüm. Yani bütün hikâye sadece sportif başarı üzerine olmamalı.

Bir şekilde oyuncu olarak oynamışsam ve antrenör olarak çalışmışsam; bende emekleri çok olan Eczacıbaşı’na ve Milli Takıma çok şeyler borçluyum. Sadece sportif başarı peşinde koşup, bir misyonu olmadan bu işi yapmayı kendi açımdan doğru bulmuyorum. Bu kolay bir şey değil. Bunu bilinçsizce yapmak, bizim oynadığımız seviyedeki basketbola da zarar verir. Ben Euroleague’de antrenörlük yapan ve hedefi olan insanlar için, “birileri genç oyuncuları oynatırken siz Euroleague’dekiler oynatmıyorsunuz” deyip karşılaştırma yapmayı da doğru bulmuyorum. Çünkü benim oynatabilmem için kulübün yaklaşımı da çok önemli. Genç oyuncuları bir Tofaş’ta oynatmam, bir Banvit’te oynatmam zaten kulübün de arzusu sonucu gerçekleşti. Baskıyı da hissetmediğiniz zaman bu gerçekleşiyor. Ama o imkanlara sahipken yapmayan antrenörler de oluyor, kulüpler de oluyor; ben bunu doğru bulmuyorum. Bugün zaten tek bir hedefe tek bir şampiyonluğa gitmiyorsanız, Türkiye ve İspanya’da olduğu gibi tepeye oynayan takımların neredeyse sezon başında belli olduğu liglerde başka hedefler koyup, başka başarılar peşinde koşmanız lazım. Yani bugün artık bu iş sadece alacağınız bir şampiyonluk değil, bu eskidendi. Bugünkü dünya düzeninde bütçeler arasında Avrupa basketbolunda o kadar büyük farklılıklar oldu ki, sizin düşük bütçeli takımlarla sürpriz yapma ihtimaliniz geçmişe göre çok az. Şimdilerde büyük bütçeli takımların başarılı olması adına play-off sisteminden tutunda her yere kadar, yüksek maliyetli yatırımlar yapanın başarıyı elde etmesini isteyen bir sistem mevcut. O zaman orta ölçekli bütçelerle çalışan antrenörlere bu anlamda başka misyonlar yüklüyor. Ama bugün baktığımızda Euroleague’de bu yapı içerisinde Real Madrid bile iki-üç İspanyol genç oyuncuyu bu sistem içerisine yavaş yavaş dahil etmeye çalışıyor. Esasen bunu sürdürülebilir kılmak için de teknik ekibin başarısı da gerekiyor. Olmayacak oyuncuya bu imkânı tanımazlar. Ya da o genç oyuncuyu geliştirme adına bütün takımın ve kulübün sportif başarısını etkilemek de doğru değil. Bunu doğru bir dozda yaptığınızda ve hedeflerinizi oyuncuya da açıkladığınızda bu plan sürdürülebilir oluyor. Burada beceri de lazım, sabır da lazım. Dikkatli bir sürdürülebilirlik olmalı. Gözü kara bir şekilde yapmanın sıkıntıları var, hiç yapmamanın da zararları var.

OYUN KURUCU PROBLEMİ...
*Basketbol yaşamınızda oyun kurucu olarak oynamış ve hem oyuncu hem de antrenörlük kariyerinizde birçok üst düzey başarı yaşamış biri olarak, sizce neden A Milli Takımımızda son yıllarda oyun kurucu sıkıntısı yaşıyoruz? Yunanistan ve İspanya birçok üst düzey oyun kurucu çıkartırken neden biz bunu başaramıyoruz?

Yunan basketbolunda 30-40 sene önceye baktığımızda Nikos Galis ve Panagiotis Giannakis ve sonra Dimitris Diamandidis, Vasilis Spanulis ile devam ettirilen bir gelenek oluştuğunu söyleyebiliriz. 1987 Avrupa Şampiyonasından sonra bu oyun kurucuların da etkisi ile Yunan kısalar Avrupa basketboluna damgalarını vurdular ve bu durum devam da ediyor. Yetiştirenler o modellere göre devam ediyorlar. Biz özellikle 2001’den sonraki dönemde yakaladığımız ivmeyi iyi kullanamadık. Bir anda ligimizde yabancı oyuncu sayısının artması ile her şey değişti. Yunan basketbolunda yabancı oyuncuya bakış ile bizde yabancı oyuncuya bakış da çok farklı aslında. Türk basketbolunda takım liderleri, takım kahramanlarına baktığımızda her açıdan kamuoyu üzerinde yabacı oyuncu desteği çok fazla. Yunan, Sırp ve İspanyol basketbolunda ise kendi lokal oyuncularına karşı gösterilen destek ve ilgi bize göre çok daha fazla. Bu bence önemli bir detay olmalı. Yunan basketbolunun son 10 yılının isimlerini sayalım dediğimizde birçok takımın kahramanlarını sayabiliriz. Ama bu bizim basketbolumuz için pek geçerli değil. Bu biraz da kültürel anlamda bir fark. Bizde de Petar Naumoski örneği var. Her ne kadar Türk olmasa da Türk basketbolu onu unutamıyor. Bizim yerli kahramanlara ihtiyacımız var.

HAKEMLER DE TÜRK LİDERLERİN ÇIKMASINA DESTEK VERMELİ
Basketbolumuzun yeni kahramanlar yaratması için bizlerin üzerine düşen sorumluluklar nelerdir?

Büyük oyuncular yetiştirememek, kahramanlar çıkartamamak meselesine antrenörler olarak baktığımda bu tür oyuncuları yetiştirmek birinci görevimiz. Yani olmayan bir oyuncuyu lider ya da kahraman yapamazsınız, çünkü takım saygı duymaz. Vasilis Spanulis 38-40 yaşına geldiğinde bile o takıma gelen yabancı oyuncu, o takımın Vasilis Spanulis’in takımı olduğunu biliyordu. Onun için Vasilis Spanulis ülkesinde her attığı adımda saygı görüyor. Yani öncelikle sahada öyle potansiyel olması lazım. Ama o potansiyel o noktaya gelene kadar da orada pozitif bir ayrımcılığın da olması lazım. Kulüplerin kendi lokal kahramanlarını yaratması lazım. Tofaş’tayken kulübün de öyle bir misyonu vardı ve biz, Bursa çevresinden gelmiş oyuncuların bir şekilde A takıma çıkmasının yarattığı sinerjinin şehirde ne kadar heyecan verici olduğunu görüyorduk. Kulübün de bu anlamda Muhsin Yaşar gibi Berkan Durmaz gibi Bursa çevresi doğumlu oyuncuların şehirde sevildiğini görüyordu. Ama NBA ve Amerika’daki basketbol, bütün dünya basketbolunda diğer ülke basketbollarının o kadar önüne geçti ki bugün insanlar artık bir günde evlerinde iki-üç NBA maçı izleme şansına sahip olabiliyorlar. O zaman oradaki basketbolun içerisindeyken, buradaki basketbolu seyretme ihtiyacı duymuyorlar. Bunda NBA’nın iyi pazarlandığını da tabii ki söylemeliyiz. Dünyadaki her türlü basketbola ulaşan bir basketbolseverin Türkiye’de oynanan basketboldaki figürleri tanıma ve onları kahramanlaştırma anlayışı daha geç, zayıf ve hatta bazen imkânsız oluyor. O biraz da basketbolun globalleşmesinin yaratmış olduğu bir şey. TÜBAD’da Murat Özyer ile birlikte salgın döneminde yaptığımız programda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Basketbolun içindeki paydaşlar olan; kulüpler, antrenörler ve hakemler biraz daha sistem içerisinde lokal Türk liderlerin ortaya çıkarmasına biraz destek olurlarsa kendi kahramanlarımızı yaratmakta kolaylaşacaktır. Tabii ki hak edildiği sürece o destek olmayı kastediyorum yani olmayana da destek olacak şekilde değil. Bir oyuncunun oyunda olması, genç yaşında profesyonel düzeyde sahaya çıkması esnasında o oyuncunun acemiliğini görüp sadece onun yaptığı hatalara odaklanmak ve iki-üç dakika içerisinde dört ya da beş faulle kenara yollamak, bu sisteme yardımcı olmuyor. Tabii ki bu çocuk faul yapıyorsa çalınsın ama o dakikaya kadar o sertlik içerisinde çalınmayan fauller, o dakika sonrasında genç bir çocuk yapıyor diye çalınması da doğru değil. Burada herkese bir sorumluluk düşüyor. İspanya liginde bu tür genç oyunculara İspanyol hakemlerin yaklaşımları, ülke basketbolunun menfaatleri doğrultusunda oluyor.

*Hem TBL’nin yerli oyuncularımız tarafından cazip hale gelmesi için hem TBL’ye olan ilgiyi daha fazla arttırabilmek için hem de buradaki büyük potansiyele sahip oyuncularımızı erkenden A Milli Takım atmosferiyle tanıştırabilmek için bir çalışmanız var mı? FIBA ve Euroleague arasındaki anlaşmazlık sürecindeki krizi aşabilmek için özellikle bundan sonraki elemeler adına Hırvatistan’ın yaptığı gibi bir takım kurma düşünceniz var mı?

Bana göre oyuncular için en önemli ödül, o oyuncuların A Milli Takım tarafından takip ediliyor olmasıdır. Oyunculara ulaşmak ve onlarla konuşmaktır. İlla ki milli takıma çağıracaklarımız olacak ama Türkiye’de A Milli Takım ya da A Milli Takıma hazırlık anlamındaki A2 Milli Takımımızın 50-60 oyuncudan oluşan bir havuzun kontrol altında olması lazım.

Hırvatistan basketbolu iddialı kadrolarla katıldığı şampiyonalarda alınan başarısız sonuçlar sonunda radikal bir karar aldı ve turnuvalara da gitmediği için o süreci de bana göre doğru tespitler sonucunda doğru bir stratejiyle günün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir organizasyon kurdular. Sadece bu pencerelerde takımın başarılı olması için değil ama bunu bizim oyunculara da anlatmamız lazım. Yani oyuncuların da bu havuzun içerisinde olmak istemeleri gerekiyor. Oyuncular değer görmek istiyorlar, bir şekilde kendilerinin takip edildiklerini görmek istiyorlar, özellikle de 18-22 yaş arasındaki genç oyuncular. Milli takımların da bu yaş aralığındaki genç oyuncularla ilgili bir çalışmanın olması lazım. Yani bizlerin onların gelişimlerini takip etmemiz lazım, geldiği noktalarla ilgili onlarla temas kurup hem onlara bir bildirimde bulunmamız hem de onları dinlememiz lazım. Türk basketbolunda bu halkayı büyüttüğümüz zaman, bir şekilde zaten A Milli Takımda oynayacak oyuncu havuzunu da genişletmiş olacağız. Bu da milli takımımızı daha da başarılı kılacaktır.

OKULLARA SORUMLULUK
* Bir konuşmanızda altyapılarda çok fazla ümit bağladığımız oyuncuların gelişimleri için en kritik yaşların 18-22 yaş arası olduğunu ifade etmiştiniz. Bu yaş aralığındaki genç oyuncularımızın gelişimi için ne gibi projelerin yapılması gerekir?

Dünyadaki her sorunun proje ile çözüleceğini düşünen bir mantık var. Esasında proje yapmak ve proje yapacak vizyonda olmak önemli şeyler. Ancak başka şeyler de var, bunları da düşünmek lazım. Kimsenin düşünmediği bir şeyi düşünmek veya bir proje bularak bir sürü sorunu ortadan kaldırma düşüncesi ilk başta heyecan verici. Bir formül ortaya koyuyorsunuz ama bu formülü pratikte uygulamaya başladığınızda, bunun basketbolda yaşadığımız bütün problemleri ortadan kaldırmadığını görüyoruz. Onun için de projelerin uygulanabilir olması ve ülke şartlarına göre yürütülebilir olması kadar; mevcut ve geçmişten gelen hatalarda da iyileştirmelerin yapılması, bazen projeler kadar değerli olabilecek organizasyonlar olabiliyorlar. Bazen her gelen yeni bir şey yapacağım diye bir şeyler değiştirirken ve başka bir işler yapacağım derken doğru olan şeyleri de bozabiliyorlarlar.

Neticede ben bir antrenörüm. Türkiye Basketbol Federasyonunda proje üreten, proje yapan ve bunun için mesai harcayıp kafa patlatan çok değerli insanlar var. Benim zaten buradaki birinci görevim proje üretmek değil. Ama altyapılarda oynamış, A takım düzeyinde gerek milli takımlarda gerekse de kulüplerde oyanmış biri olarak, Türkiye’de iki yabancılı sistemde Eczacıbaşı gibi oyuncu yetiştiren ve yetiştirdiği oyuncularla şampiyon olmuş yapıdan gelen biri olarak, sonrasında antrenörlüğüm sürecinde her zaman yetenekli genç oyuncuların milli takım havuzuna dahil edilmesini yakından görmüş biri olarak, esasında bu süreçte milli takıma da geldikten sonra bizlerin de burada bir katkısı, bir desteği, bir faydası olması lazım bu projeleri ortaya koyan insanlara. Onun için ben bunu kendi projem olarak değil, basketboldan gelen biri olarak, bu kadar senenin sonucundaki kendi tespitlerimle söylüyorum. Milli Takım başantrenörlüğüne geldikten sonra, 18-22 yaş arasında A takım yaşı gelmiş ama A takıma çıkamayacak oyuncularla ilgili neler yapılabilir konusunu konuşmaya başladık. Çünkü şu an baktığımızda BSL organizasyonu içerisindeki kulüplerin bir kalitesi var ve biz bunu yadsıyamayız. Yani BSL’de oynayan 16 takımın ne olursa olsun oynamış olduğu basketbolun iyi bir organizasyon olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki kim ne kadar iyi, kim ne kadar kötü tartışılabilir. Ama her oyuncu böyle bir organizasyonun içine girse, genç takımdan sonra burada da süre alsa o zaman kimsenin bir şey yapmasına da zaten gerek olmazdı.

Nedir bu yaklaşım? Türkiye’de 20 sene önce bizim oynadığımız dönemlerdeki gibi iki yabancılı sistem olsaydı zaten veteran oyuncular ve genç oyuncuların oynamış olduğu, yetenekli olanların da hemen devreye girdiği bir düzen ve süreç olurdu. Onun için insanların formül aramasına da gerek olmazdı. Veya baktığınızda Sırbistan ligi gibi liglerde bir formül aramaya da gerek yok. Çünkü iyi oyuncuların hepsi ülke dışında oynuyorlar. Sırbistan’da oynayanlar için, süre ve sorumluluk alabildikleri kendi lokal ligleri oynanıyor. Ama bizde durum çok daha farklı.

Son senelerde çok yakından takip ettiğimizde, altyapı milli takımlarımızın almış olduğu sonuçlardaki başarılar ve oradaki oyuncularımızı Avrupa’daki kendi yaşıtlarıyla karşılaştırdığımız zaman şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz: Türkiye’de oyuncu yetişiyor. Belki daha da iyi olabilir, belki sayısı az olabilir ama Türkiye’de o yaş kategorilerinde fark yaratan oyuncuların ümit milli takım yaşından sonra, A takım yaşına geldikleri süreci içeren 18-22 yaş aralığında yavaş yavaş yapmaları gereken aşamaları ve sıçramaları yapamadıklarını görüyoruz. Bu yorumum, benim hem Banvit hem Tofaş gibi kulüplerde ve hem de Türkiye ligine baktığımızdaki tespitlerim. Burada sistemin genç oyuncuların üzerinde yaratmış olduğu tıkanmalar var. Bu da gençlerimiz adına talihsizlikler oluşturuyor. Türkiye’de son yıllarda oluşturulmuş olan yüksek bütçeli takımlarda tecrübe ve güç olarak zayıf olan bir oyuncu belki iki-üç sene sonra bu sistemin içerisine dahil olduğunda iyi bir oyuncu olacakken, sistem o anda onu oynatabilecek düzeyde olmadığını düşündüğü için o arkadaşların çoğunun bu seneleri boşa geçirmelerine neden oluyor. Burada başarı için, kazanmak için, sıralama için oynayan kulüpleri suçlayarak ya da neden gençleri burada oynatmıyorsunuz diyerek yargılayıcı bir bakış açısı getirmemiz de doğru değil. Kimisi basketbolda sadece kazanmak için, kimisi de arada buna bir misyon yükleyerek oyuncu yetiştirmeyi de hayatının bir noktasına oturtmuş olabiliyor. İnsanlara zorla bunu yaptıramayacağımızı bildikten sonra, o zaman burada daha farklı bir yapılanmaya gitmemiz gerektiği ortaya çıkıyor.

Luka Doncic çok genç yaşta basketbolu ve fiziği hazır olduğu için Real Madrid’de oynayabildi. Esas Luka Doncic olamayan aradaki oyuncuların ne yapması lazım? Alperen ve Şehmus buna en yakın örneklerdir. Zaten A takımda oynamaya hazır oyuncular bile sorumluluğu yani ana rolleri almaya başladıklarında esasında hazır da oldukları için gerçek basketbollarını ortaya koymaya başlıyorlar. Ama bunun bir altında olan, buraya giremeyen oyuncuların günümüzde iki tane çaresi kalıyor ya TBL ya TB2L gibi ya da ailesi eğitimine de ödün vermek istemeyenlerin ABD’yi bir çözüm olarak görmeleri. Bu gençlerimiz oraları basketbolda saha içerisindeki süre ve rollerini arttırabilmek için çare olarak görüyorlar. Ancak bunların yaratmış olduğu sıkıntılar da var. Amerika’ya gitmiş olmak da çözüm olmuyor. Esasında Avrupa basketbolunun NCAA göre, NBA için daha eğitici daha öğretici olduğu da bir gerçek. Oradaki antrenörler de oyuncu tercihlerinde bulunurken bunları göz önünde bulunduruyorlar. TBL’de birçok veteran oyuncunun oynadığını ve orada da kazanmanın çok önemli olduğunu düşündüğümüzde gençler için farklı alternatifleri de düşünmemiz gerekiyor. Bana göre oyunun en zevkli ve seyredilmesi en güzel yerlerinden biri olan 18-20 yaşındaki oyuncuların kıyasıya mücadeleyle oynadığı basketbol maçlarını izlemek de çok keyifli. Bunun örneği NBA nasıl farklı bir organizasyonsa, Amerika’daki NCAA dediğimiz üniversitelerarası oynanan amatörlüğün birinci plandan olduğu liglerde çok kaliteli ligler ise, bir benzerini ülke basketbolumuz adına da bizim düşünmemiz gerekiyor. Daha önce üniversite maçlarında da oynadım, üniversite milli takımında da oynadım. O zaman da çok fazla toplanma ve bir araya gelme imkânı olmuyordu. Bazen bu organizasyonlara oyuncu da gönderdim ama Türkiye’de işlemeyen bir parçayı, okulları, kulüplerden biraz daha bu sorumluluğu okullara kaydırarak ama okullarda da bu basketbol programını devam ettirebilecek ekibi oluşturarak biraz bu işi gençlerin basketbolunu üniversiteler içerisinde, gençlerin gençlerle oynadığı aynı yaş gruplarının oynadığı ortama çekmenin Türk basketboluna 18-22 yaş aralığında çok önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Bu sadece gençleri basketbol olarak değil, eğitim olarak da akademik bir yapı içerisinde tutacaktır. Bu sayede gençlerimizin gelişimine de katkı sağlayacağımızı düşünüyorum. Tabii ki çok yetenekli olanları kulüpler genç yaşta alacak ama onun dışındaki büyük bir çoğunluğu teşkil eden genç basketbolcuların da boşlukta kalmalarını engellemiş olacağız. Bu yardımı yapmakla birlikte gençleri erkenden yapamayacakları, zorlanacakları, hazır olmadıkları bir ortama da sokmamış olacağız. Oyuncu da kendini gösterecek demek, iki-üç sene sonra hazır olduğunda yapabilecek bir oyuncuyu şimdi yapamıyor diye sistemin dışında bırakmanın bize çok şey kaybettirdiğini, ülkemizdeki oyuncu havuzunu da küçülttüğünü görüyoruz. Bu benim bir düşüncem. Bunu federasyonla da paylaştık ve birkaç tane üniversiteyle de görüştük. Bu gerçekleşebilir veya gerçekleşemeyebilir ama ben Türk basketbolunda hem oynamış hem antrenörlük yapmış biri olarak 18-22 yaş aralığındaki genç oyuncularımız için bunun gerekliliğine inanıyorum. Bugün milli takım antrenörü olabilirim ve benim bulunduğum pozisyon kazandığımız maçlarla, milli takımda alacağım başarıyla değerlendirilecektir. Ama ben buraya sadece milli takımı turnuvadan turnuvaya çalıştırmak için değil, bununla birlikte ülke basketbolumuzun gelişimi açısından Türkiye’deki bazı noktaları, bazı kurumları ve bazı dinamikleri devreye sokabilirsem mutlu olacağım. Projeyi kimin yaptığı önemli değil, bunun zaten benim projem gibi de söylenmesini istemem. Esasında çok önceden insanlar bunu düşünüyor ama biraz da bu insanları bir araya getirebilecek, bunu kâğıda dökebilecek ve bunu organizasyon haline sokacak sistemi hayata geçirememişiz. Yani nasıl Euroleague Basketball, FIBA’dan farklı olarak bir organizasyon kurdu; eğitimin daha ön planda olduğu, eğiticilerin daha ön planda olduğu, profesyonelliğin daha arka plana atıldığı, paranın önemli olmadığı, insanların çok büyük başarılar ve paralar ötesinde daha çok eğitim tarafının ön planda olduğu bir organizasyona da ihtiyacımız var. Hem basketbol olarak oyuncu geliştirme hem de oyuncuların akademik olarak gelişiminin olduğu, bunun içinde yer almak isteyen emekçi insanların bulunduğu bir platform yaratmamız lazım.

Bizim alternatif sunmamız lazım. Gençler neden Amerika’ya, Sırbistan ligine gidiyor? Baktığımızda yurtdışına giden birçok genç oyuncumuz var. Neden gidiyorlar? Gidenler hata da yapabiliyor. Yanlıştır, doğrudurdan ziyade, neticede insanlar bir şekilde dışarıda bir arayış içerisine giriyorlar. Neden biz bunu kendi ülkemizde yapamıyoruz. Bunu yapabilecek becerikli, organizasyon yeteneği olan, oyuncu yetiştirebilen emekçi insanlar var bu ülkede. Fikrin ana noktası budur.

Kulüpler 18 yaşından sonra seçebileceği oyuncuyu seçiyor, seçemeyeceği oyuncuyu da ya çifte lisansla bir başka kulübe veriyor ya da antrenmana çağırıyor. Burada oyuncunun da almış olduğu bir karar olmalı. Mesela 18-20 yaş aralığı kapalı üniversitede 2 yıl boyunca basketbol programına girdiği zaman, yani oyuncunun orada kalacağı bir program olduğunda genç oyuncumuz için hem basketbol gelişimi hem de akademik yönden ne kadar faydalı olur değil mi? 20 yaşından sonra tekrar profesyonel olmak istiyorsa tekrardan oyuncuya bir şans verdiğinizde kalmak isteyen, bir 2 sene daha kalıp 4 seneyi tamamlayacağı ama 7-8 tane üniversitenin salonuydu, tesisleriydi, imkânlarıydı, oyuncuya verecekleri akademik eğitimle beraber bunu tercih edecek insanlarda olabilir Türkiye’de.

ÜNİVERSİTELER BASKETBOLU
*18-22 yaş aralığındaki gençlerimize bu organizasyon neler kazandıracak?

18-22 yaş arası genç basketbolcularımıza, o günkü parayı daha sonraki yıllarıma yayacağım ama ben buraları daha ayağım sağlam basmam lazım diye alternatifler sunduğumuz zaman iki tane şey kazanacağız bence; Türkiye’de oyuncular da kendi kariyerleri anlamında daha akıllı kararlar vermeye başladıklarını göreceğiz. Bir de üniversitede eğitim boyutundan ödün vermeyen, taviz vermeyen bir anlayış hâkim olacaktır. Tabii bunu çok iyi denetleyen bir mekanizmanın olması gerekiyor. Liselerdeki gibi suiistimal edilmemesi gerekir.

Liselerde de dünya şampiyonasında oynamış biri olarak, Galatasaray Lisesinde bu heyecanı yaşamıştım. Galatasaray Lisesi’ne girmek çok zordur ve başarı sınavındaki kriterlere uygun olarak sportif açıdan da başarılı olarak o takım Türkiye şampiyonu oldu ve dünya şampiyonasına katıldı. Sonrasında sportif başarı yüzünden o sistem manipüle edildi. Üniversitelerde de bunun olmaması lazım. NCAA’lerde de sistem manipüle edilmeye çalışılıyor ama bunu da tespit eden birimler var ve manipüle edenler çok ağır cezalandırılıyor. Biz oralara sahip çıkarsak, burada TBF’de üniversitelerle ilgili belli yaklaşımları gösterir ve kolaylıklar sağlarsa, kulüplerin de ben bu anlamda bundan çok büyük sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. 18 yaşında profesyonel olmak isteyen insan şuna bakar; sizin hayatınızı kurtaracak miktar masada net ise, zaten siz kendinizi akademik yönden başka türlü geliştirebilirsiniz ve profesyonelliğe kendinizi çok genç yaşta da atabilirsiniz. Türkiye’de iyi bir üniversitenin öğrencisi olmak, iyi bir akademik program içinde eğitim almak da çok değerli bence. Bugün o paraları kazanamayacak olan oyuncuların tercih edebileceği alternatifler olmalı. Bunları ortaya koyduğumuzda birçok oyuncu lise hayatını boş geçirmeyecektir. Birçok sporcunun lise yaşamını neredeyse boş geçirmesinin başlıca sebeplerinden biri üniversite sorumluluğu olmamasıdır. Üniversite sorumluluğu olmadığı zaman, ben basketbolcu olacağım diyor. Basketbolcu olamazsam ne yaparım diye korkuları da muhakkak oluyor, olmuyor değil. Ama ben basketbolcu olamazsam üniversite bitirme şansım var; lisede hiç olmazsa şu üniversite sınavında bir barajı geçeyim, bir okuldan burs alayım dediğiniz zaman birçok lise öğrencisi kendini bu üniversite sınavına hazırlamaya başlayacaktır. Yani arka sıralarda oturan, dersle hiç ilgisi olmayan, uyuyarak geçiren gençler olmayacak. Bu anlamda kulüpler de bu anlamda sorumluluk sahibi, öğrenciler de bu anlamda sorumluluk sahibi ama sistemde sorumluluk sahibi olmalı. Yani bir sporcunun akademik eğitimini devam ettirebilmesi için bazen desteği akademik taraftan da alması gerekiyor. Ama bu destek verilirken de bunun da oyuncuyu tembelleştirmemesi gerekiyor. Bu gençlerin eğitim yaşamlarında hiçbir şey öğrenmeyip, yıllarını boşa geçirmeleri değil; kendilerini geliştirecek ve bir şekilde zorlayacak bir düzen içerisinde disipline edilmeleri lazım.

*Bu organizasyon kulüpleri sıkıntıya düşürür mü?

Üniversiteler sadece basketbolda değil, diğer spor branşlarında da yer alabilirler. Başka şehirler, başka üniversiteler oyuncu potansiyeline göre spor branşı belirleyebilirler. Üniversitelerin sporcu bursu verme ve oyuncuyu kendi üniversite takımının içerisinde bulundurma gayreti var ama ne o burslar doğru kullanılıyor ne öğrenci takımın bir parçası olarak gelip kulübünden arta kalan zamanında üniversiteye gidiyor. Öğrencilerde üniversite takımına ait olma da söz konusu değil. Kulübünde belli bir yaştan sonra oyuncu üzerinde etkisi olmuyor. Bu yapıdan zaten üniversite de kulüp de mutsuz. Üniversitelerle de yapmış olduğum kişisel iletişimler sonrasında ciddi anlamda onların da bu düzenden memnun olmadıklarını söyleyebilirim. Türk sporunda eğitim kurumlarının söz hakkı noktasında yerleri arkada kalıyor. Biraz daha bu durumu dengelemek lazım. Sporda gücün farklı dinamiklere bölünmesi, ülke sporumuza da bir zenginlik getirecektir. Bana göre hiç beklemediğimiz bir süreçte üç-dört sene sonra üniversite liginden A Milli Takıma bir-iki oyuncu bile çıkabilir. Ya da orada oynanan oyun ve rekabet, BSL veya TBL’deki kadar olmasa da orayı da yukarıya çekecektir. Bu anlamda federasyondan talepte bulunan üniversitelerin katılımcı olacağı ama onların da işlerine yardımcı olacak şekilde önlerindeki yolu da rahatlatacak olan basketbolun üst otoritesinin de yardımcı olması gerekiyor. Tabii bizlerin de yardımcı olması lazım. Bu üst otorite federasyondur ve kulüplerdir. Bu anlamda ortak amacımız hep biz ne kazanırız buradan demeden, ülke basketbolumuz adına gençlerimizin buradan bir şeyler kazanması olmalıdır. Önemli olan basketbol açısından eminim ki bu organizasyonun sonunda kulüplerin de federasyonun da ülke basketbolumuzun da kazanacak olmasıdır. Bu uzun vadeli bir yapı ve proje.

*Bu organizasyona üniversiteler tesis ve diğer açılardan hazır mı?

Bugün belki beş-altı üniversite ile başlayacak, Amerika’daki yarım bir konferans gibi ama yarın ve öbür gün bunu farklı bir spor dalı olarak da nitelendirip, insanların kimisi çıkacak ben BSL’deki maçlardan çok üniversite ligindeki maçları daha kaliteli buluyorum diyecek. Belki de yarın bir gün üniversite ligi maçlarını yayıncı kuruluşlar televizyondan vermek isteyecekler. Zaten tesis ve diğer anlamlarda eksiklik olmayacaktır. Türkiye’de bu imkanlara sahip birçok üniversitemiz var. Bugüne kadar onların sporun içerisinde olmaması bana göre büyük kayıp. Burada önemli olan yani oradaki eksik taraf, oyuncuyu geliştirecek ve uluslararası düzeye getirecek programın belirlenmesidir. Üniversitede akademik ortamda çalışan antrenör de yönetici de bizim kulüpler düzeyindeki profesyonel basketbolda çalışanlardan daha uzun süreli işlere sahip olacaklardır. Oyuncu seviyelerinin dengeli ve kulüplerdeki gibi paraların çok olmadığı ortamda üniversitelerde daha uzun süreli planlar yaparak, bu yapıyı çok kısa vadede olmasa da orta vadede daha yukarıya taşıyacağını düşünüyorum. Tabii bunların olabilmesi için öncelikle o yolu açmak lazım.

*Üniversitelerde bu organizasyon kurulduktan sonra, diğer okul düzeylerinde de benzer organizasyonlar olacak mı?

Bugün üst tarafta yani üniversitelerde o yapı çalışmaya başladığında ilerde bu sistem tabii ki lise, ortaokul ve ilkokullara kadar inecektir. Yani oraya da gidecek. Esasında bu yapı ülkemizdeki profesyonel kulüpleri de rahatlatacak bir şey getirecek ilerde. Çünkü çok küçük yaşta oyuncuları kulüp çatısı altında bir araya getirdiğiniz zaman orada kullandığınız oyuncu kadar da elimizde kaybettiğimiz bir sürü oyuncu da oluyor. Bu büyük bir sorumluluk kulüplerimiz için. Yani bir çocuğu alıp dört sene beş sene basketbolcu olacağım diye çocukları yetiştirmek ve eğitmek sorumluluğunu da kulüplerden alıyor. Yeri geldi şehir dışından da veliler çocuklarını kulüplere emanet ediyorlar. Ama o çocukların bulundukları ortamlar, kulüpler dikkat ediyor olsalar da ve hata yapmamaya gayret ediyor olsalar da sorumluluğu çok fazla olduğu için kulüpler için de gerginlik yaratan bir yapı haline geliyor. Okul çatısı altında olduğu zaman ise okuldaki öğretmenlerinin eğitimleri ve yaklaşımları nasıl bir kurumun sorumluluğu gerektiriyorsa, basketbol da o sorumluluk içerisinde olacak. Yani kulüplerin profesyonel düzeyde kendilerine yardımcı olacak bu yapıları kullanması, bana göre kulüpler için de çok faydalı olacaktır. Dünyada bu sistemi yapanlar var. NCAA ve High School sistemi işliyorsa, bugün mevcut olan sistemde biz gençlerin bir tarafını geliştirirken bir tarafını da köreltiyorsak, eğitimle iç içe olan bir sportif yaşam bu problemleri büyük ölçüde giderecektir. Bu düzende belki oyuncunun basketbolunu geliştiriyorsun ama büyük ölçüde akademik dünyadan kopuk hale de getiriyorsun. İleride bu gençlerin insan olarak yaşayabilmesi için basketbolun dışında da bir şey üretmek için ihtiyaç duyduğu vasıfları elinden aldığınızda o zaman bir sürü insanı da vasıfsız bir şekilde hayata geri bırakmış oluyorsunuz. Almış olduğunuz havuzda işine yaramayan tekrardan büyük okyanusa gittiği zaman, onların birçoğu ileriki yaşamlarında çok büyük zorluklarla karşı kaşıya kalıyorlar. Esasında formül basit ama bunu yapmak için de herkesin bir sorumluluk alıp, elini taşın altına koyması gerekiyor. Oyuncu yetiştirmek hiç kolay bir şey değil. Türkiye’de birçok lisenin ve üniversitenin esasında farkında olmadıkları çok büyük güçleri ve imkanları var. Ama sistem onları şimdi aktive etmiyor ama o sistem aktive ettiği zaman, onlar bu yapının içerisinde belki de kulüplerin verdiği katkıdan daha fazlasını vereceklerdir.

Saygıdeğer Hocam, bu değerli röportaj için çok teşekkür ederim. Ülke basketbolumuz adına göstermiş olduğunuz emeklerden dolayı size çok teşekkür ediyor, öncelikle İsveç ve Hırvatistan maçları olmak üzere bundan sonraki süreçte çalışmalarınızda başarılar diliyorum. 

Yorumlar Okunma: 3234