Can Özcan: Mental olarak kariyerimin zirvesindeyim - BasketFaul.com

Can Özcan: Mental olarak kariyerimin zirvesindeyim

06-09-21 17:33
Hepimiz TBL’yi en çok sahadaki gerçek istek ve son topa kadar giden mücadeleden dolayı seviyoruz desek yanlış olmaz. Bunu daha yoğun olarak bazen bir takım bize hissettirir bazen de bir oyuncu. En çok bize o hissiyati verenleri daha çok takip etmeye başlarız. Böyle hissettiren oyunculardan biri de şüphesiz Can Özcan. Gösterdiği mücadele ve izlettiği oyundan memnun olmayan biri yoktur. 31 yaşındaki bir oyuncu için hala oyunun üstüne koymaya devam etmesinin de ayrıca altını çizebiliriz. Daha önce 2 TBL şampiyonluğu olan Can, yeni sezonda Konyaspor için şampiyonluk mücadelesine girecek.Biz de yeni sezon öncesi kendisiyle bir araya gelerek kariyerindeki pek çok noktaya değindiğimiz bir röportaj gerçekleştirdik. 

Çıkma adayı takımlarımın öncelikli tercihlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Konya da bu sezon çıkma hedefiyle yola çıkan bir takım. Ama bildiğimiz gibi başka çıkma adayı takımlar da var. Seninle Konya’nın bir araya gelmesi nasıl oldu?

Her zaman iyi hedefi olan takımlarda oynamayı tercih ediyorum. Hedefsiz bir takımdayken aslında bir oyuncu olarak daha rahat olursun ama hedefi olan takımlarda organizasyon olsun oyuncu kadrosu olsun daha iyi oluyor. Diğer hedefli takımlardan Konya'yı bende bir adım öne çıkaran futbol takımıyla beraber çok iyi bir taraftara sahip olan bir camia takımı olması. Bana göre camia takımlarında oynamak her zaman daha keyifli. Geçen sezon Samsun’dayken pandemi sebebiyle taraftardan uzak oluşumuz benim için büyük şanssızlık olmuştu. Ama bu sezon Konya'da çok iyi bir taraftarın önünde şampiyonluk için oynamak çok keyifli olacak.

En erken ve belki de en yoğun şekilde çalışmalara başlayan takımların başındasınız. Aynı zamanda yeni bir takım olduğunuzu da söyleyebilirsiniz. Hazırlık süreciniz nasıl geçiyor?

Genis bir rotasyona sahip takımız. Okan abinin bize göstermek istediklerine erken başlamamız hem birbirimizi tanımak, hem birlikte oynamaya alışmamız ve Okan abinin istediklerini en iyi şekilde anlayıp öyle sahaya yansıtmamız açısından bize avantaj olacaktır. Yoğun bir dönem geçirdik, öyle de devam ediyoruz. Kupayla birlikte sezona hazır bir şekilde başlamak istiyoruz. 

Yaklaşık 1,5 aradan sonra tekrar seyirci karşısında oynayabileceksiniz. Konya gibi seyirciye sahip olan takımlar için bu daha da önemli bir gelişme olsa gerek. 

Bir sporcu her zaman sahada o seyirciyi görmek ister. Geçen sezon boş tribünlere karşı oynamak zorunda kalmıştık. Sanki hazırlık maçındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Oyunda motivasyonunuzu da zaman zaman zorlayabiliyor. Ama salonda rakip bile olsa taraftar olduğunda oynaması daha keyifli oluyor. Konya gibi büyük bir şehir takımın 100. yılında tekrar taraftarımızı salonda görecek olmak bize çok büyük desteği olacaktır.
 
"Camia takımlarında oynamak her zaman daha keyifli oluyor"

Senin daha önce oynadığın takımlara baktığımızda hep iyi bir taraftarı olan takımlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu tesadüf mü oldu yoksa transfer sürecinde dikkat ettiğin şeylerden biri mi?

Benim nerdeyse oynadığım tüm kulüplerin futbol takımı da olan camia takımların olduğu için taraftar desteğini en iyi şekilde alıyorduk. Taraftarları da diğer takım taraftarlarına göre daha ateşli oluyordu. Buna tam tesadüf diyemeyiz. Seçimlerimde de dikkat ettiğim şeylerden biri. Sonuçta bir camia takımı hedeflediğinde o camia takımının bahsettiğim gibi bir taraftarı oluyor. 

Son yıllarda takımların bütçeleri küçüldü ve beraberinde yabancı kalitesinde de belirgin bir düşüş olmaya başladı. Artık tecrübeli yabancılardan rookielere geçildi. Ama ligde gözle görülür bir kalite artışı da olmaya başladı. İlk kez normal sezonda bir TV yayını oldu ve beraberinde sponsorluklar gelmeye başladı. Bu durumun en büyük sebebi artık sahada daha çok sorumluluk alan yerliler diyebilir miyiz?

Burası yerli oyuncuların daha çok sahiplendiği bir lig. BSL'ye gidip bir fark görmediklerinde bu lige gelip takımlarında daha büyük sorumluluklar alıp, takımı sahiplenerek kendi yeteneklerini öne çıkabiliyorlar. Dolayısıyla yerli oyuncuların bu ligde daha kaliteli hale geldiklerini söyleyebiliriz. Ama tabii lig sadece yerliler değil yabancı rookielerin kariyerleri için de önemli bir adıma vesile oluyor.

Geçen sezon Samsunspor’la inanılmaz bir mücadele gösterdiniz. Yaşanan çok şanssız sakatlıklar hedefinizden uzaklaşmanıza sebep oldu. Ama dar rotasyonda hepimiz çok iyi mücadele ettiniz.  

Çok şanssız zamanlarımız oldu, taraftarımızdan uzak kaldık. Ama çok iyi bir arkadaşlığa sahiptik ve bu uyumda sahaya yansıttığımızı düşünüyorum. Benimde aynı zamanda ilk kaptanlık tecrübem olmuştu. Bu anlamda da benim için özel bir sezon oldu. Ligi şampiyonlukla taçlandırmak isterdik ama olmadı. Dar bir rotasyonumuz vardı. bu yüzden her oyuncumuzun değeri çok büyüktü. Çokca yaşadığımız sakatlıklar da bizi bu yüzden özellikle son bölümde çok etkilemişti. 
 
"Samsunspor'daki başarımızda yakaladığımız arkadaşlığın payı çok büyüktü"

Samsunspor’un geçen sezon kazandığı maçlara baktığımızda son saniyede kazandıkları diğer takımlardan çok fazladır. Senin de Sigortam.net maçında son saniye takımına kazandırdığın bir maçın vardı. Aslında son saniyede o topu kazanmak kolay olmasa gerek. Ama bunu en çok başaran sizsiniz. Bunun bir sırrı var mıydı?

Özellikle bizim geçen sezon Samsun'da kazandığımız maçların %50'si belki de son 30 saniyede filan kazanmıştık. Son bölüme başa baş ya da geride girdiğimizde biz maç bitene kazanabileceğimize çok inanıyorduk. Son saniyede kullanılan o toplar bana göre bir oyuncu için kullanması en kolay toplar. Bizdeki arkadaşlık da çok iyi olduğu için herhangi biri o atıştan sayı kaydedemediğinde kimse kimseyi suçlamıyordu. Biraz da bu yüzden elimiz titremeden o son topları o kadar rahat kullandık ve belki de bu kadar isabet kaydedebildik.

Son sezonlarına baktığımızda performansının üstüne gittikçe koyan bir Can Özcan görüyoruz desek yanlış olmaz. Peki sen kendini şu an mental ve fiziksel olarak nasıl hissediyorsun?

Mental ve fiziksel olarak kariyerimdeki en iyi zamanlarımdayım diyebilirim. Özellikle mental olarak diyebilirim. Çünkü yaşın da verdiği olgunlukla sahada tecrübeyle beraber daha rahat olduğumu düşünüyorum. Fiziksel olarak da belki 30 yaşımı geçtiğim için garip gelecek olsa da eskisinden daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim. Eskiden 35-36 yaşları basketbolu bırakma yaşları olsa da şimdilerde 40 yaşlarında hala sahada görmeye devam ediyoruz. Biraz da antrenman teknikleri ve sağlık yöntemlerinin değişmesiyle daha uzun seneler oynamaya devam edilebiliniyor. O yüzden ben de fiziksel olarak eskisinden de daha iyi hissediyorum. 
 
"Bizde altyapılarda kimse oyuncuyu zorlamıyor."

2005 Avrupa Şampiyonasına dönecek olursak herkesin konuştuğu ve rakiplerinin çekindiğin bir genç oyuncuydun. Şampiyonlukta en önemli isimdin. Ancak herkesin beklediği gibi bir NBA kariyerin veya Avrupa kariyerin olamadı. Bunun en büyük sebebi neydi?

Bu aslında sadece benim özelimde olan bir şey değil Türkiye'nin genel sorunu diyebiliriz. Özellikle altyapı milli takımlarında çok iyi bir jenerasyonlar yakalıyoruz ama daha yukarısına çıktığımızda onları görememeye başlıyoruz. Başka ülkelere baktığımızda onların altyapısındaki oyuncularını yukarıda bir yerlerde görürken bizde öyle olmuyor. Bizde daha duraklama hatta gerileme yaşanıyor. Tabii ki bunun suçunu tek bir yere atmak doğru olmaz. Her zaman söylediğim gibi en büyük suç oyuncunun oluyor. Kimse onu zorla oyuncu yapmaya uğraşmıyor. Aslında uğraşsa güzel olur. Diğer ülkelerden en büyük farkımız bu bence. Orada oyuncuları zorlayarak limitlerini çıkabilecek en üst noktaya çıkarmayı başarıyorlar. Bizdeki kanı ise yerli oyuncunun çalışmayacağı yönünde. Eğer böyle bir şey varsa o zaman gençlerimizi çalışmaya teşvik etmemiz gerekiyor. Belki diğer ülkelere göre daha az çalışan bir profilimiz olabilir ama bunu aşmak da o yaştaki bir genç oyuncun değil sistemin yapması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum. En üst seviyeye çıktığımızda Fransa'dan Sırbistan'dan bir jenerasyon en az 10-15 üst düzey oyuncu çıkarıyor ama bizde 1-2 tane çıktığında biz çok çok seviniyoruz. Bu konu böyle bir soruyla konuşulamayacak kadar derin ve kapsamlı bir konu. Ama özetlersek ben asıl sıkıntının sistemde olduğunu düşünüyorum. 

Genç oyuncuların gelişememesinde yerli antrenörlerin gençlere güvenememesi ya da yabancı kuralı bir etmen mi oluyor? 

Aslında yabancı kuralının uygulanış şekliyle alakalı. Antrenörler gençlere güvenmiyor deniliyor ama şimdi çıkıp antrenörler de ‘yöneticiler de bize güvenmiyor’ diyebilir. Bunların hepsi birbirine bağlı şeyler. Bizde bir spor kültürü, spor kulübü olma geleneği bizde çok fazla olmadığı için her şey başarı odaklı olduğu için oyuncu yetiştirmek daha zor hale geliyor. 
Şimdi bir antrenör genç oyuncuyu sahaya atabilir. Ama 1-2 maç kaybettiğinde birçok külüpte ‘biz sana yabancı oyuncu aldık onu oynatmıyorsun genç oyuncuyu oynatıyorsun’ şeklinde hesap sorulabiliyor. O yüzden antrenörlerin de bu anlamda işi zor. Bu yüzden tek bir meslek grubunu suçlamak yerine bütün bir sistemin düzenlenmesi gerekiyor  
 
"Mental olarak zor bir geçiş dönemi yaşadım."

Levent Hoca’nın size altyapıda verdiği özgürlük ve sorumluluk anlayışından sonra kendini A takımda bulduğun ilk zamanlar bu anlamda bir bocalama yaşamış mıydın?

Levent abinin yaptığı şey aslında doğruydu ama üst tarafa geldiğinde her şeyin tam tersiyle karşılaşıyorsun. Bu yaşadıklarım benim için evet bir sıkıntı yarattı. Çünkü o yaşta şöyle düşünüyorsun; ‘Levent abinin sistemiyle ben Avrupa şampiyonu oldum. Demek ki bu iyi bir şey.’ Şimdi üst tarafta tam tersi bir durumla karşılaşınca bunu kabullenmek benim için zor oldu. Onların yanlış olduğunu düşünüp genç yaşında verdiği etkiyle kabullenmekte zorlanıyorsun. Dolayısıyla mental olarak zor bir geçiş dönemi yaşanıyor. 

Kariyerine dönüp baktığında keşke yapmasaydım ve iyi ki yapmışım dediğim şeyler var mı?

Keşke yapmasaydım dediğim bir şey yok. Çünkü keşkelere takılı yaşanabileceğini düşünmüyorum. Öyle bakarsak hayata geçmişten çıkamayız ve gelecekle ilgili sağlıklı kararlar veremeyiz. Hayatta hiçbir şey için öyle çok keşke diyen biri olmadım. 

Gittiğim birçok külüp için iyi ki gitmişim diyorum. Çünkü iyi ya da kötü tecrübeler edindim ve onlar bir şekilde benim buraya gelmemde vesile oldu. En büyük iyikim basketbola başlamak. 

Avrupa şampiyonluğu sonrasında altyapından A takıma geçiş dönemi seni mental olarak ne kadar zorlamıştı? 

A takıma çıktığımda Ülker’in altyapısındaki Alpella olarak devam ettik. Hatta BSL'de bir sezonu da iyi geçirmiştik. Aslında orası da belki bir normal sürece adapte olma sürecimi uzattı diyebiliriz. Çünkü orada da bir genç takım vardı. Alaaddin abi de Levent abi gibi aynı sistemde devam etmişti. Sonra oradan ayrılınca başka kulüplere gidince bendeki o geçiş süreci mental olarak zor oldu. Her yerde gidip kendini kanıtlaman gerekiyormuş gibi hissiyat oluşuyor. Bu da o yaştaki oyuncu için stres ve omzuna ekstra bir yük oluyor.

Peki bunları nasıl aşarak şu an başta da dediğim oyununu her sezon biraz daha iyiye gitmeye başladın? 

Bir yerden sonra birilerine bir şey kanıtlamak ya da ‘bana NBA e gidecek oyuncu diyorlardı benim yine oralara gitmem lazım’ kalıplarından çıkıp daha çok ‘ben bugün buradayım ve bugün için elimden geleni yapacağım düşüncesine’ geçiyorsun. Bu elbette bir anda değil zamanla olabilen bir şey. Basketbol kariyerine devam etmek istiyorsan bir şeylerin olmadığını görünce mecburen düşünce yöntemi değiştiriyorsun. Ben ne olacağım stresinden çıkıp o gün için elinde gelenin en iyisini yapmak daha iyi oluyor. 

Son olarak ise Can Özcan’ın yakın gelecek için soracak olsam en büyük hedefi nedir?

Konyaspor'u BSL’ye taşımak. Giresun ve Bursaspor'la daha önca iki defa şampiyonluk yaşamıştım. Umarım bu sene de kariyerimin üçüncü TBL şampiyonluğunu yaşarım.
 

Yorumlar Okunma: 1904