Şehmus ve Manolya (Hayri Pekergin) - BasketFaul.com

Şehmus ve Manolya (Hayri Pekergin)

24-04-22 21:56

Doğru tahmin ettiniz. 

Başlıkta okuduğunuz isimler Fenerbahçe Beko ve A Milli Takımın “shooting guard”ı Şehmus Hazer ve Fenerbahçe Safiport’un aynı pozisyonda oynayan oyuncusu Manolya Kurtulmuş. 

Bu yazının konusu bu iki yetenekli oyuncumuz değil. 

Bir basketbolcu için ritim kazanmak, kazanılan ritmi korumanın önem ve değerinden söz edeceğiz. .  

Yukarıda örnek olarak verilen iki oyuncunun Fenerbahçe takımlarında forma giymesi rastlantısal olsa da fazlaca ortak yönleri var. 

İki oyuncu da Fenerbahçe’ye içinde bulunduğumuz sezonda transfer oldu. 

İki oyuncu da aynı pozisyonu (shooting guard) oynuyor. 

Şehmus Hazer oldukça yankı uyandıran bir dizi gelişme sonrası Beşiktaş’tan Fenerbahçe Beko’ya transfer olurken, Manolya Kurtulmuş Çukurova Basket Yenişehir Belediye’den Fenerbahçe Safiport’a geldi.   

Yaşları birbirine yakın olan ve ikisi de A Milli Takımlarımızın kadrolarında yer alan (Manolya 22, Şehmus ise 21 yaşında) İki oyuncu önceki kulüplerinde geçen sezonu çok başarılı performanslarla tamamlamıştı. 

Geçtiğimiz sezonda Şehmus Hazer siyah beyazlı forma altındaki 33 BSL karşılaşmasında sahada maç başına 32 dakika kalıp, ortalama 11.58 saha içi denemede bulunurken 14.91 sayı, 4.09 asist rakamlarına ulaşmıştı. 

İçinde bulunduğumuz sezonda BSL’de Şehmus Hazer bugüne kadar 25 maçta sahaya çıktı. Ortalama 4.56 saha içi denemede bulunurken maç başına 6.36 sayı, 2.48 ribaunt üretti.   

Manolya Kurtulmuş ise Mersin takımında Çukurova Basket Yenişehir Belediye ile 28 KBSL maçına çıkmıştı. Bu maçlarda 29 dakika süre alan 22 yaşındaki guard 11.35 saha içi deneme ile 13.93 sayı ve 3.89 asist ortalamaları gerçekleştirdi. 

Bu sezon ise Manolya Kurtulmuş’un ortalama 19 dakika süre aldığını, 7.75 saha içi deneme ile 8.04 sayı, 2.04 asist ortalamaları ile oynadığını görüyoruz. 

İki oyuncu için de rakamları olabildiğince normalize edebilmek adına önceki ve güncel Türkiye “süper lig” performanslarını esas alarak baktığımızda, nicelik ve nitelik olarak önemli farklar bulunduğunu gözlemliyoruz.  

Bu farkların önemli belirleyicilerinden biri de oyuncuların ritimleri. 
 

Öncelikle ritim nedir? 

Belirli şeylerin sürekli kendini tekrarlayan döngü ile akması anlamında kullanılan “Ritim” sözcüğü  köken olarak Fransızca, ondan önce Latince (rhytmus), daha geriye giderseniz eski Yunanca’ya (rhytmos) ulaşıyor. 

Eski Yunan ve  Latin dillerinde suyun akışı  (rhein) türeyerek bugüne ulaşmış. 

İster yukarıdaki yetenekli isimler gibi elit seviye basketbolcuları için, ister U16 liglerinde yer alan genç oyuncular için ritim kazanmak performans üzerinde etkin olan başlıca faktörlerden biri. 

Basketbolda yeni bir takıma transfer olan oyuncuların performansını etkileyen çok fazla faktör var. 

Kulüplerin hedeflerindeki seviye farklılıklarından, rotasyon derinlikleri ve kadrodaki diğer oyuncu performanslarındaki farklılıklara, sosyal ve çevresel koşullardan, (euroleague gibi) diğer liglerde takip edilen hedeflere, coachların saha içinde oluşturdukları kimyadan, kadroda yer alan oyuncuların birbirlerini tamamlayacak ya da kırılganlıklarını arttıracak özelliklerine kadar pek çok şeyden söz edebiliriz. 

Oyuncunun ritmi bu faktörlerden az ya da çok etkilenebilir. 

Bir basketbolcunun maçta ve sezonda ritim yakalaması kadar bu ritme süreklilik eklemesi, istenen ve takdir edilen bir durum. Ritim yalnız hücum değil,  savunma için de önem taşıyor.  

Maç içindeki ritimden söz etmek,  sezon boyutunda ritim yakalamanın önemini konuşmak gerektiği gibi  yalnızca oyuncuların değil takımların da ritme girdikleri ya da ritim kaybettiklerini dikkate almak gerekiyor. 

Oyuncunun kendi seviyesinde ritim yakalaması için ne gerekiyor?  Ritim kazanmak için mutlaka Süper Ligde olmak da gerekmiyor.  

Altyapıda da oyuncular ve takımlar ritim yakalıyor ya da sahip olunan ritmi kaybediyor. 

Liste uzun değil. 

Oyuncunun fiziksel olarak mücadele ettiği lig seviyesi için yeterli düzeyde form sahibi olması gerekiyor. 

Oyuncunun teknik açıdan yeterli olması gerekiyor. Doğru pozisyonda oynatılması da önem taşıyor.  

Oyuncunun kendisini ritme ulaştıracak süre ve top sayısına ulaşması gerekiyor. 

Oyuncunun odaklı ve özgüvenli olması gerekiyor. 

Odaklılık ve özgüven dediğimiz zaman, ritim bağlamında karşımıza bir yumurta-tavuk / tavuk-yumurta (neden/sonuç) paradoksu çıkıyor. 

Ritim kazanan ya da ritim sahibi bir oyuncu mu odaklı ve daha özgüvenlidir?

Yoksa odaklı ve özgüvenli oyuncular mı kolaylıkla ritim kazanmaktadır? 

Bana göre bu konu oyuncunun yaşına göre farklılık gösteriyor.   

Elit seviyeye yükselmiş bir oyuncuyu zaten oraya taşıyan asla yalnızca teknik ve atletik yetenekleri olmuyor. 

 
 
Şehmus Hazer’i bu anlamda tanıma olanağım olmadı. 

Manolya Kurtulmuş’un basketbol kimliğini ve sahada ortaya koyduğu kişilik yapısını ise U16 yıllarında Turgutlu’da daha sonra Alanya, Elazığ ve Mersin’de farklı seviyelerde dikkatle izleyen bir gözlemci olarak “sahada” özgüven, kararlılık ve sorumluluk alma noktalarında oldukça az rastlanır olumlu özelliklere sahip olduğunu rahatlıkla söylerim.   

Zaten piramidin altından tepesine doğru ilerlemiş bir oyuncunun asıl kaldıracı, yeteneklerin ortaya konmasını sağlayan kararlılık, özgüven, sorumluluk alma gibi kişilik özellikleri oluyor. 

Altyapıda genç oyuncunun yukarıda belirtilen kişilik özellikleri fark yaratıyor. 

Bu özelliklere sahip genç oyuncular daha çok top kullanıyor, sorumluluk alıyor ve ritim bulmaları kendi seviyelerinde kolaylaşıyor. 

Bu satırları okuyanlar, bildikleri / tanıdıkları örneklerle bu noktayı kolaylıkla gözlerinde canlandırabilir. 

Yukarıdaki listeyi irdelediğiniz zaman, oyuncu olarak ritim yakalamak için yetenek dışındaki konuların neredeyse tümünün coach ile bağlantılı olduğunu görüyoruz. 

Oyuncuya fiziksel ve mental olarak form kazandırmak,  özgüveni desteklemek, teknik açıdan yeterli konumda olmasını sağlamak ve gerekli top sayısına ulaştırmak coach’un sorumluluk alanına giriyor. 

Bugün altyapıda elit seviye adayı bir oyuncu bile bir kulüp için büyük maddi fedakârlık gerektiriyor. 

Elit seviye transfer ise mutlaka verim alınması gereken, bu verimin vadesinin bugünden gelecek vadelere ertelenmesinin bile kaynak israfı anlamına geldiği  türde bir yatırım.  

Kaynakların verimli kullanılması, seviye ne olursa olsun yapılan yatırımın dönüşünün performans ve belki de bir transfer arbitraj geliri olarak alınması söz konusu.  

Bu kapsamda coach’un görevi maçta kilit oyuncuları son bölüme diri ve faul sorunsuz getirmek olduğu gibi bu oyuncunun maç içinde optimum şekilde ritim bulmasını da sağlamak. Ek olarak “coach” yukarıda maç boyutunda belirtilen bu görevini bir sezon perspektifinde de ortaya koymak durumunda. 

Bu konuya gerekli özeni göstermeyen “Coach” ise ister elit seviyede ister altyapıda giderek kendi kendini (özellikle hedef maçlarda)daha dar bir rotasyona hapsetmeye başlıyor. 

Bu sık rastlanabilen durum bizi kulüp yönetimleri bağlamında başka bir tartışmaya götürüyor. 

Elit seviyeden altyapıya kadar takımın başarısında tartışmasız en büyük faktörlerden biri olan, kimyayı yaratan, bireysel ve kolektif ritimleri destekleyen, maç içinde takımı galibiyete götürecek dokunuşları yapan, oyuncuların teknik ve mental değerler kazanmasını sağlayan Coach’un, yapılan yatırımların karşılığının alınması yolunda nasıl bir (kontrol / denge ) mekanizması ile desteklenmesi gerekiyor?

Bu konuyu ülkemizde ve dünyadaki örneklerden yola çıkarak bir başka yazıda tartışalım.   

twitter: @hayripekergin 
 
Domain - Hosting - Cloud

Yorumlar Okunma: 5959