Acımasız avukat: Şebnem Kimyacıoğlu (Basketfaul Dergisi) - BasketFaul.com

Acımasız avukat: Şebnem Kimyacıoğlu (Basketfaul Dergisi)

15-05-14 13:19

 

Galatasaray Odeabank, Ekaterinburg'da büyük bir sürpriz yaparak şampiyon olurken gündeme gelen isimlerden biri de Şebnem Kimyacıoğlu idi. Finaldeki Fenerbahçe maçının sıkıştığı dakikalarda attığı iki üçlük Galatasaray Odeabank’ın krizi aşıp zafere ulaşmasındaki etkenler arasındaydı.
 
Şebnem Kimyacıoğlu ülkemizdeki "ya eğitim, ya basketbol" yol kavşağında kararsız kalanlardan değil. O, hem profesyonel bir basketbolcu, hem de iyi eğitim görmüş, mesleği hazır bir avukat...
 
Sizlere daha yakından tanıtmak istedik...
 
Basketbolu ABD'de öğrendiniz. Ülkenin en saygın üniversitelerinden Stanford'da basketbol bursu kazandınız. Türkiye'de başarılı bir basketbolcusunuz. Hikâyenin başına dönersek, çocukluğunuzdan itibaren nasıl bir hayatınız oldu?
Ben çocukluğumda çok aktif ve hareketliydim. Her an koşuştururdum, ağaca tırmanırdım, hiç yerimde oturmazdım. O hareketlilik nedeniyle okul aralarında çocuklar ne spor yapıyorsa, ben de o sporu yapıyordum. Favori spor da basketboldu. Sahadaki tek kız bendim ama çok şükür oradaki arkadaşlarım bunu hiç konu etmediler. Sadece yetenekli olup olmadığım onlar için önemliydi ve benim doğal atletik yeteneğim işe yaradı.
 
Arka bahçemizde bir basketbol potası vardı. Okuldan eve dönünce de o potada kardeşlerim ile oynardık. İlkokul 1 veya 2'den itibaren benim günümün boş saatleri genelde zevk için basketbol oynayarak geçti. Diğer saatlerde ders çalışırdım. Annem ve babam derslerime çok önem verirdi. Mesela, Amerika’nın matematik öğretimini Türkiye'ye göre geride buluyorlardı. Onun için ilk ve ortaokul yaşlarında,
Türkiye'ye yaz tatili için geldiğimde beni ve kardeşlerimi özel matematik derslerine gönderirlerdi.
 
Amerika’daki güzelliklerin bir tanesi sporu ve akademik yaşamı aynı anda sürdürmek. Bu durum Amerikan kültürünün bir parçası. Lise ve NCAA’in bütün sistemini ikisini beraber sürdürmek üzere kurmuşlar. Notlar tutmazsa, takımdan atılırsın.
 
Ama yine de Stanford Üniversitesi’ne kabul edilmek için sadece iyi notların değil, pürüzsüze yakın bir akademik kaydın da olması lazım. Lisede normal matematik ve fen sınıflarına değil, imtihanlara girip üst düzey sınıflara girdim ki notlarım daha da kuvvetli olsun. Çünkü Amerika’da sadece üniversite imtihanına bakmıyorlar; notlarına, katıldığın derneklere, yaptığın bütün sporlara ve aktivitelere çok önem veriliyor... Yani bütün öğrencilik hayatını değerlendirdikten sonra üniversiteler öğrenci kabul ediyor. Stanford, dünyadaki en düşük kabul etme yüzdesine sahip; Harward ve Yale'den bile daha düşük. Mesela bu sene 42.167 kişi Stanford'a başvurdu, Stanford 2.138’ini, yani % 5.1’ini kabul etti.
 
Annem ve babam benim hem basketbol ve hem akademik başarılarımı desteklemese bence Stanford’a kabul edilmezdim ve hayatım farklı bir yolda gitmiş olurdu. Stanford'daki hayatım da benzer ama daha yoğun bir şekilde devam etti. Günün 5 saati genelde idman, kondisyon ve tedavi ile geçiyordu. Aralarda derslere giriyordum ve akşamları da ders çalışıyordum.
Ekonomi okudum. Çok zor bir bölüm idi. Bu nedenle haftada bir kere ekonomi doktora öğrencisi ile buluşup kendi konularımı anlamaya çalışıyordum. Bu görüşmeleri de sporcular için takım ayarlıyordu. Tabii ki takım için de notlarımızı tutturmak çok önemliydi, tutturamazsak takımdan atılıyorduk.
 
Neden basketbol? Sizi Stanford'a taşıyan basamaklar nelerdi?
Anlattığım gibi, basketbola doğal bir şekilde, okulda ve arka bahçede oynayarak başladım. Yetenekliydim de. Annem ve babam durumu görüp ve beni dördüncü sınıftan itibaren farklı liglere yazdırmaya başladılar. Ortaokulda antrenör yokluğu yüzünden babam benim antrenörüm olmak zorunda kaldı. Basketbol hakkında istediği kadar çok şey bilmiyordu. Amerika'nın en iyi antrenörlerinin basketbol teori, fundamental ve strateji videolarını aldı. Bu konseptleri öğrendikçe bana da izletti ve ben de öğrenmeye başladım. Babam aynı zamanda bölgedeki profesyonel oyuncular veya bilinen antrenörlerden bire bir basketbol çalışmaları ayarladı. Bunların hepsi hem basketbol yeteneğimi arttırdı, hem de basketbola karşı anlayışımı geliştirdi. Dolayısıyla, liseye geçerken bilgi ve bilinç yönünden birçok kişiden avantajlıydım.
 
Lisede iki şey Stanford'a kabul edilmeme yardımcı oldu: Birincisi, halen Amerika’da bilinen bir şut antrenörü olan lise antrenörüm. NBA oyuncularla şut konusunda çalışıyor. Şut formumu o geliştirdi. Şimdi bir "şutör" olarak biliniyorum. Bu çoğunlukla onun sayesinde. İkincisi, liseye girerken babam beni NBA ve WNBA’deki oyuncuların çalıştığı kondisyon merkezine gönderdi. O günlerde lise oyuncuları o tarz kondisyon idmanları yapmıyordu. Bir ayda sıçrama yüksekliğim 5 cm'den fazla arttı. Karşılıklı oynadığım oyunculardan daha güçlüydüm. Fizik kondisyonum ve yeteneğim birleşince üniversite antrenörlerinin gözüne çarptım. Notlarım da tutunca Stanford'a gidebilme fırsatı ortaya çıktı.
 
 
 
 
Amerika’dan Türkiye'ye geldiniz, sakatlığınızdan önce farklı takımlarda oynadınız. NCAA ile TKBL arasında farklar neler?
Benim için en büyük farklar, maçın hızı ve profesyonel seviyede takım oyununun öneminin daha az olması. NCAA’de genelde iki pivot oyuncuyla oynuyorduk. Avrupa’daki birçok 4 numara daha atletik ve hızlı. Bu tabii ki oyunun genel hızını da artırıyor. Türkiye'ye ilk geldiğimde 2 ay içinde 5 kilo kas verdim çünkü Avrupa oyunu için çok ağırdım. Hızımı arttırmak için vücut yapımın da değişmesi gerekiyordu. İkincisi, takım oyununun önemi daha azdı. Bu çok doğal bir şey; sonuçta bireysel istatistikler güçlü olmazsa, bir oyuncunun gelecek sezon iş bulması zorlaşıyor. Benim için bu mentalite çok ters geliyor çünkü ben takım oyununun avantajlarının her zaman bireysel oyundan fazla olduğuna inanırım. Galatasaray'la bunu sekizli finalde ispat ettiğimizi düşünüyorum. Ekrem Abi’nin stilini ilk geldiğimden itibaren NCAA basketboluna çok benzetiyordum. Bunun nedeni takım basketbol oynattırması. Takım arkadaşlarım da takımın başarısı için birçok fedakârlıkta bulundu. “Daha iyi bir şut için, kendi şutunu feda etmek”. Savunmada sadece kendi oyuncunu değil, ama takım arkadaşına yardım etmek ve senin oyuncunun bu nedenle sayı atma riskini göze almak. Böyle bir basketbol oynayarak başarıya ulaştık ve Euroleague'i kazandık.
 
Zor bir üniversitede zor yakalanacak bir lisans dereceniz var. Türkiye'de basketbol bursu ile ABD'de öğretim görmek isteyen pek çok sporcu var. Orada okul ve spor nasıl beraber gidiyor? Kurallar neler?
Okul ve spor orada birlikte sürmek zorunda. Kurallara göre, notların tutmazsa takımla devam edemezsin. Onun için takımlar da destekte bulunuyor. 4 seneyi tamamladığında bir meslek dalında işe başlayabilecek düzeye erişiyorsun. Bu mesleğe basketbol sonrası başlasan bile o fırsatı kendine vermiş oluyorsun. Benim için bu çok önemli oldu. Basketbol hayatım bitince avukat olacağım.
Türkiye’deki genç oyunculara en önemli tavsiyem, üniversite ile ne kadar erken temas kurabilirlerse o kadar iyi olacağıdır. Üniversiteler
kurallara göre oyuncularla lise 1'den itibaren temas kurabilirler. Yani, lise 3 veya lise 4'te ilk temas kurulursa burs almanın olasılığı azalıyor.
 
Önemli bir sakatlık yaşadınız ve geri dönmeyi başardınız. O süreç nasıldı? Sakatlıktan dönüşte benzer durumdaki basketbolculara önerileriniz neler?
2008'de ağır bir sakatlık geçirmiştim. Her sakatlık gibi, benim de tedavi sürecim çok önemliydi. Amerika’ya dönünce, “Athletes Performance” diye bir tedavi ve kondisyon merkezinde yazımı geçirdim. Basamak basamak iyileştim ve bir ay içinde basketbol oynuyor ve kondisyon idmanlara kesintisiz ve ağrısız girebiliyordum. Bu sürecin en önemli tarafı kesintisiz ve ısrarla çalışmaya devam etmek. Sakatlıktan dönerken hem fiziksel hem de mental açıdan zor anlar yaşanıyor. Onları bir köşeye koyup hedeflerinizi her zaman aklınızda tutun.
 
Euroleague Women 8'li Final... UMMC maçı, o kritik 3'lükler. O anda, o maç sonrası ve Final’de neler yaşadınız?
O üçlükleri attığım anda aklımdan çok fazla şey geçmiyordu açıkçası. Atmam değil, ama o anda sokmam gerektiğini biliyordum. Final veya play-off maçlarının ayrı bir havası ve adrenalini var. Sadece o an olanlara odaklanmak zorundasın, kafandan başka şeyler geçiyorsa hata olasılığı da artıyor. Maç sonrasında ise, galiba şok içindeydim. Ne yaptığımızın tam farkında değildim. Bu sezonun bazı anları çok zor geçti, ama bu takım ona rağmen birlikte kalıp en önemli kupayı alabildi. Kazandığımız an sevinç, gurur ve çok farklı hisler duydum.
 
Basketbolcuların hayatı aşağı yukarı aynı: Antrenman, seyahat, maç, dinlenme, antrenman... Şebnem Kimyacıoğlu boş zamanlarında ne yapar?
Bu konuda çok sıkıcı olabilirim. Boş zamanımda boğazın kenarında bir kafeye oturup okuyorum veya e-mail yazıyorum. Amerika’dan okul arkadaşlarım arada ziyarete geliyor. Onlarla İstanbul'un tarihi eserlerini geziyorum. Tabii ki ailem ve akrabalarımla vakit geçirmeyi seviyorum.
 
Basketbol bir gün bitecek. Profesyonel spor sonrası için planlarınız var mı? Bildiğimiz kadarıyla Türkiye'ye gelmeden önce Amerika'da bir avukatlık bürosunda çalışmıştınız. Eğitimini gördüğünüz mesleğe mi döneceksiniz? Avukatlıkta branşınız ne?
Ben Kalifornia avukatlık büro imtihanını geçtim ve basketbol hayatım bitince Kalifornia'da avukatlık yapmaya devam edeceğim. Okuldayken rekabet kanunları ve spor üzerinden eğitim gördüm. Geçen yaz da avukat olarak çalıştım. Benim amacım, her zaman, her konuda kendimi geliştirmek ve mesleğimden uzak kalmamak.
 
 
 
 
 
 

Yorumlar Okunma: 8003