Semih Soğuksu ile altyapının röntgeni (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Semih Soğuksu ile altyapının röntgeni (İlker Yıldız)

05-04-21 08:10
Ülke basketbolumuza birçok basketbolcu yetiştiren ve yetiştirmeye de devam eden, bilgi ve birikimini paylaşma konusunda her daim yardımcı ve istekli olan, basketbolumuz adına örnek değerlerimizden biri olan Sayın Semih Soğuksu ile; Budo Gemlik ve TBL’yi, BGL’yi, U18 Yaş Altı Milli Takımımızı, Euroleague Basketball Adidas Next Generation Turnuvası’nı, kariyer planlamasını, “Büyük Oyuncular” yetiştirmede yaşadığımız temel sorunları ve çözüm önerilerini, A takım antrenörlerinin alt yapılara yaklaşımlarının nasıl olması gerektiğini, yetiştirici antrenörlerin ve kulüplerin yaşadıkları sorunları, altyapılarda nasıl bir anlayışın hâkim olması gerektiği gibi ülke basketbolumuzun neredeyse en temel sorunlarını konuştuğumuz uzun bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Bu söyleşideki sorularımıza Sayın Semih Soğuksu da zengin bilgi birikimi ve tecrübesi ile açık yüreklilikle cevapladı. Bu değerli röportajı benim gibi öğretmen ve basketbol tutkunu olan değerli arkadaşım Yusuf Yılmaz ile birlikte gerçekleştirdik.

Bu sezon TOFAŞ Genç Takım (BGL), Budo Gemlik (TBL) ve 18 Yaş Altı Erkek Milli Takımı başantrenörlüğü görevi olmak üzere üç zorlu görevi layığı ile yerine getiren Sayın Semih Soğuksu'nun hem altyapılar hem milli takımlar hem de A takımlar düzeyinde bir sezon içerisinde aynı anda yaşadığı tecrübelerle, ülke basketbolumuzun, üç farklı açıdan en iyi şekilde adeta röntgenini çekebilen kişilerin başında geldiğini de röportaj metnini okuyunca göreceksiniz. Özellikle büyük oyuncu yetiştirme meselesinin çözümü adına sunduğu maddelerin, ülke basketbolumuz adına uygulanması gereken temel kriterler olması gerektiğini düşünüyorum. Bu yazı belki uzun olarak nitelendirilebilir ama Sayın Soğuksu gibi basketbolumuzun değerli şahsiyetlerinin, ülke basketbolumuzun can alıcı meselelerinde söyleyeceği çok önemli sözlerin olduğunu da düşünürsek; yılların birikimi ve tecrübesinin damıtıldığına şahit olacağınız bu tür yazıların basketbolumuz adına ömürlük yazılar olacağını düşünüyorum. Bu röportaj metninin akıcılığı ve basketbolumuz adına ehemmiyetinden kaynaklı olarak bir çırpıda okunacağını, hatta belli aralıklarla dönüp tekrar tekrar okunacağını düşünüyorum. Sözü fazla uzatmadan sizleri bu güzel ve önemli röportajla baş başa bırakıyorum.

Saygıdeğer Hocam, basketbolseverlerin sizi daha yakından tanıması adına öncelikle kendinizi ve basketbol antrenörlüğü kariyerinizi bize kısaca tanıtabilir misiniz?

1982 Ankara doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara’da aldım. Daha sonra Kütahya Dumlupınar Üniversitesi BESYO öğretmenlik bölümünden mezun oldum. Üniversite son sınıfta antrenörlüğe başladım. Basketbol antrenörlüğüne Kütahya Yeşilayspor’da yıldız ve genç takımlarda başladım. Üniversite bittikten sonra Ankara’ya döndüm ve Ankara Tofaş’ta küçük ve yıldız takım antrenörü olarak bir sezon görev yaptım. Aynı zamanda bölgesel ligde Trtspor’da Gencer Baytimur’un yardımcı antrenörlüğünü yaptım. Gencer Baytimur ile birlikte Banvit’e gittik ve Banvit minik takım antrenörü oldum. 11 yıl boyunca Banvit’te çalıştım. Banvit’te minik takım antrenörlüğünden, A takım yardımcı antrenörlüğüne kadar her görevde bulundum. Sadece A takım baş antrenörlüğü yapmadım. Banvit’ten ayrıldıktan sonra Ankara’ya tekrardan geri döndüm ve Ankara İhtisas Spor kulübünde görev yaptım. Daha sonra Sayın Selçuk Ernak ile beraber, o zaman TBL takımı olan Sakarya Büyükşehir Basketbol’a geldik. O sezon sonu Türkiye Basketbol Ligi (TBL)’nde şampiyon olarak, Türkiye Basketbol Süper Ligi (BSL)’ne yükseldik. BSL’de 1,5 sezon Sakarya Büyükşehir Basketbol’da görev aldım. Daha sonrasında da Tofaş’a transfer oldum. Şu an Tofaş BGL takımı başantrenörlüğü, TBL’de yer alan Budo Gemlik takımı başantrenörlüğü ve 13 yıldır da altyapı milli takımlarında antrenörlük yapmaktayım. Altyapı milli takımlarında; yıldız, genç ve ümit milli olmak üzere her kategoride görev aldım.

TOFAŞ kulübünde Genç Takım (BGL) başantrenörü görevine devam ederken, aynı zamanda da TBL takımlarımızdan Budo Gemlik’te başantrenörlük görevine de kısa bir süre önce başladınız. Öncelikle Budo Gemlik’te başantrenörlüğe gelme sürecinizi anlatabilir misiniz?

Sezon başında Tofaş ile Budo Gemlik kulüpleri arasında ikili ilişkilerle başlayan, resmi anlamda bir anlaşma olmasa da Tofaş’ın destek verdiği bir organizasyon söz konusuydu. Oraya kiralık iki oyuncu ve bir de çifte lisanslı oyuncusu vermiştik. Salgın sürecinde bazı zamanlar Budo Gemlik takımımız, Tofaş salonunu da kullandı. Tofaş Basketbol A Takımı Kondisyonerimiz Serdar Ergök arkadaşımız, Budo Gemlik’te belli dönemlerde fitness antrenmanları yani kondisyonerlik yaptı. Kısacası Tofaş ile Budo Gemlik arasında ikili ilişkiler her açıdan çok iyi durumdaydı.

Sezon başlayıp ilk devre bitmesine yakın Fatih Elbaş Hoca ile yönetimin bir anlaşmazlığı söz konusu oldu. Daha sonra da Fatih Hoca görevi bıraktı. TOFAŞ Spor Kulübü Genel Menajeri Sayın Tolga Öngören’e, Budo Gemlik yöneticileri antrenör konusunda yardım etme adına bir talepleri oldu. İki kulüp arasındaki kuvvetli ilişkileri bir nevi bu ortak projeyi daha da ileri bir noktaya taşıma adına bir davetleri oldu. Bu görüşmeler sonunda da olay bana geldi. Kulüp yönetimim tarafından, gelecek sezondan itibaren uzun süreli bir anlaşma ile Budo Gemlik’in Tofaş’ın desteklediği, genç oyuncularına süre vermeyi düşündüğü bir nevi pilot takımı olacağı ve benimle birlikte birkaç oyuncuyu daha bu sezon Budo Gemlik’e gönderebileceklerini söylediler. Bana, sen buna ne dersin şeklinde teklifleri oldu. Bu teklifi önce Tolga ağabey, sonra da kulüp yöneticilerimiz yaptı. Ben de bu uzun süreli projede hem kendi genç oyuncularımızın daha fazla süre alacağından hem de diğer altyapılarda yetişen potansiyelli ama o süreleri o rolleri alamayan genç oyuncuları barındırabilecek bir yapıda takım olacağı için bu görevi çok fazla tereddüt etmeden kabul ettim. Açıkçası burada düşünülecek pek de bir şey yoktu. Her iki kulüp için ve Türk basketbolu açısından çok faydalı bir anlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Bütün şartlar elverişli oldu ve biz de bu yola böylece girmiş olduk.

GEMLİK'LE UZUN SÜRELİ PROJE
Budo Gemlik ile TOFAŞ arasındaki ortak organizasyonu nasıl tanımlayabiliriz? İki kulüp arasında olan oyuncu alış-verişinin resmi protokolü ilerleyen süreçlerde gerçekleşecek mi? Bu ortak organizasyonun ana hedefleri nelerdir?

Şu an için bu işbirliğine pilot takım uygulaması diyemiyorum. Çünkü sezon ortasında alınmış bir durum. Ben gelir gelmez; BGL takımındaki oyuncuları da buraya kaydıralım, iki kulüp arasında protokol yapalım, genç oyuncular orada bir an evvel gelişsin istedim. Ancak, yönergelere baktığımızda bunun olamayacağını gördük. Şu an ki en önemli amacımız; Budo Gemlik’i bu sezon ligde tutmak ve ligde tutarken de bu genç arkadaşlarımıza mümkün ölçüde süre ve rol vermeye çalışmaktır. Bu takımı ligde tuttuktan sonra, gelecek sezonun başında çok daha iyi bir planlamayla birlikte ülke basketboluna örnek olacak uzun süreli pilot takım uygulaması yaratma arzusundayız.

ÇOK YETENEKLİ OYUNCULARIMIZ VAR
Tofaş altyapılarında çok yetenekli ve yıldız-genç-ümit milli takımlarda yer alan 13-14 genç oyuncumuz var. Bu organizasyonun, genç oyuncuların süre alabileceği ve A takıma geçişteki dönemi faydalı geçirebilecekleri bir takım hüviyeti olacağına inanıyorum. Budo Gemlik’in değerli kulüp başkanı ve yöneticilerinin bakış açısı da bizim bakış açımızla aynı yönde. Onlar da gençlerle devam etmek istiyorlar. Yakın geçmişte başarıyla gerçekleştirilen Banvit ve Bandırma Kırmızı pilot takım örneğinde olduğu gibi geçmişte de başarıyla gerçekleştirilen Anadolu Efes ve Pertevniyal pilot takım uygulamasındaki gibi biz de Tofaş ile Budo Gemlik işbirliği ile Türk basketboluna birçok oyuncu kazandırmak istiyoruz. Asıl hedefimiz öncelikle kendi altyapımızdan çıkan oyuncuların süre bulacağı, A takıma geçişte önemli bir basamak oluşturması ve diğer takımlardan gelen yetenekli genç oyuncular da dahil olmak üzere bu gençlerimizi Türk basketboluna kazandırmak istiyoruz. Bununla birlikte gençlerimizin daha fazla süre ve sorumluluk almaları adına gelecek sezon yabancı hakkımızı da sınırlı kullanmak istiyoruz. Belki bir yetenekli yabancı kullanabiliriz.

Bu tarz bir yapılanmayı planlıyor ve Türk basketboluna önemli bir katkı sunmayı arzu ediyoruz. Ama şu an malum lig sıralamasında stresli ve gergin bir durum söz konusu. İlk olarak 13. haftadaki Mamak Belediyesi maçı ile takımımın başında sahaya çıkmıştım. İlk maçta aldığımız galibiyetten sonra şansız bir şekilde peş peşe dört maçımızı da son toplarla veya uzatma sonunda kaybetmiştik. Açıkçası bu ligde kalacağımızdan şüphemiz yok. Çünkü yetenekli bir oyuncu grubuna sahibiz ve iyi antrenman yapıyorlar. Ama tabii sürede kısıtlı olduğu için ister istemez bir streste yaşıyoruz. O yüzden yeni sezon planlamaları öncesinde takımı ligde tutmak ve Gemlik halkına basketbol heyecanını yaşatmaya devam etmek ana gündemimizde yer almakta. Daha sonrasında ise geleceği çok daha rahat bir şekilde planlayacağız.

Bir TBL takımında başantrenör olarak geçirdiğiniz yaklaşık iki aylık süreci kısaca değerlendirebilir misiniz? BGL ve Alt Yapı Milli Takımlarda başantrenörlük görevi ile aradaki farklılıkları kıyaslayabilir misiniz?

BGL ve milli takım biraz ayrı bir organizasyon. TBL takımı ise çok daha ayrı bir organizasyon. Önce milli takımla başlayayım. Milli takım kesinlikle çok özel bir yer. Bütün kulüplerin en elit oyuncuları geldiği için oradaki ortam da hem ülkesini temsil etme onurunu yaşayan hem de en iyi oyunculardan seçildiklerini bildikleri için fazlasıyla öz güvene sahip olan oyuncularla çalışıyoruz. Açıkçası oradaki sistemin işleyişinde çok fazla bir sıkıntı yaşamıyoruz. Çünkü oyuncular genellikle kulüplerinden hazır geliyorlar. Biz sadece oradaki arkadaşlığı ve sistemi oturtmaya çalışıyoruz. Bununla beraber kamplar ve hazırlık maçlarıyla birlikte rolleri belirliyoruz. Sonrasında da oyuncu arkadaşlar zaten gerekli mücadeleyi ortaya koyuyorlar. Bana göre en sıkıntısız ve sorunsuz bölüm, milli takım bölümü.

TOFAŞ'TA TESİS, ORGANİZASYON, TEKNİK KADRO ÜST DÜZEYDE
BGL takımı antrenörlüğü için söyleyecek olursam, öncelikle Tofaş olarak gerçekten de çok yetenekli bir oyuncu grubumuz mevcut. Onlarla da çalışmak çok keyifli. Milli takımlar seviyesinde olan ve basketbol kariyerleri adına büyük hedefleri olan birçok oyuncuya sahibiz. Onlardan biz de çok şeyler bekliyoruz. Antrenman yapmayı seven bir gruba sahibiz. Tofaş’ın da hem tesis hem organizasyon hem de staff konusunda büyük destekleri ve tecrübesi sayesinde oyuncularımız her geçen gün daha da iyi bir duruma geliyor.

Bakış açısı olarak, altyapı milli takımlarını ve BGL takımını A takıma hazırlama ve Türk basketboluna oyuncular kazandırma gözüyle bakıyoruz. Bu nedenle de altyapı milli takımlarını ve BGL takımını skor ve maç kazanmadan daha çok rol verme, yaratıcılığı arttırma, öz güven kazandırma gibi oyuncu kazandırma merkezli bir anlayışa sahibiz.

Budo Gemlik için konuşacak olursak ise TBL’de gerçekten de farklı bir basketbol oynanıyor. TBL’de altyapıda yapılmamasını istediklerimizin yarısı, A takım organizasyonu olduğu için uygulanıyor. Ligde kalma adına maç kazanmamız gerekiyor. Bu nedenle de burada, altyapılarda uygulanan anlayışa göre doğal olarak tam tersi yönde bir anlayış hâkim.

TBL’deki takım kadrolarına baktığımızda Nadir Gold İstanbul Basket’ten sonra en genç yaş ortalamasına sahip takımın Budo Gemlik olduğunu görüyoruz. Ayrıca ligin ilk yarısı itibariyle genç oyuncuların en çok süre aldığı ikinci takım durumundasınız. Takım kadronuzda ligde şu ana kadar süre almış 2000 ve üstü doğumlu 7 oyuncunuz var; Bartu Yılmaz (2001), Batın Tuna (2003), Berkan Aksu (2001), Bora Satır (2002), Eren Has (2001), Ömer Yavaş (2001) ve Serhat Tüzinoğlu (2001). Takımınızdaki genç oyuncuların şu ana kadarki performansını kısaca değerlendirebilir misiniz?

Daha önce TB2L’de Bandırma Kırmızı takımında altı ay başantrenörlük görevinde bulunmuştum. Bu kadroda İsmail Cem Ulusoy, Erkan Yılmaz, Rıdvan Öncel, Talat Altunbay, Metehan Akyel, Tolga Geçim gibi şu an BSL ve TBL’de başarıyla oynayan oyuncuların olduğu takımı çalıştırmıştım. Şimdi de Budo Gemlik ile yine bir A takım organizasyonunun başındayım. İsmini saydığınız bu genç oyuncuların hepsi altyapılarda önemli sorumluluk alan ve milli takımlarda da görev alan oyuncular. Bu oyuncular A takıma geçiş süreciyle ilgili sorun yaşıyorlar ve buna bağlı olarak da birçok sorunla da karşı karşıya geliyorlar. Bu sorunlarla karşı karşıya geldikçe bir şekilde sorun çözme adına da kendilerini geliştiriyorlar. Ben genel anlamda bu oyuncuların performansından memnunum. Benim antrenör olarak A takım organizasyonunda yaşadığım adaptasyon sorununu, onlar da oyuncu olarak fazlasıyla yaşıyorlar. Çünkü altyapılarda beklenen görev ve sorumluluk tanımlamalarına karşı A takımdaki yeni görev, sorumluluk ve basketbol tarafındaki kurallara uyum sağlamaya çalışıyorlar.

TBL'DEKİ GENÇLERİN UYUM SORUNU
TBL’de gerçekten de sertlik çok fazla ve ligde iki yabancı oyuncu kuralı olsa da bu iki yabancı takımları adına çok fazla efektif durumdalar. Bu da genç oyuncuların fazla sorumluluk alamadığı bir lig haline getiriyor ve genç oyuncuların uyum sorunu yaşamaları da normal hale geliyor. Bu çocuklar Tofaş A takımıyla da antrenman yapıyorlar. Bazısını BGL maçlarına da götürüyoruz ve arada da milli takım kampları olduğunu düşünürsek, bu gençler için yoğun bir sürecin yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İster istemez bu yoğun programa gençlerin adaptasyonunun çok da kolay olduğunu söyleyemeyiz.

Bu gençlerin bireysel gelişimi adına da geri adım atmıyoruz. Budo Gemlik’te her antrenman öncesinde bu oyuncular 40-45 dakika önce sahada oluyorlar. Öncelikle bireysel antrenmanlarını yapıyorlar ve daha sonra takım antrenmanları oluyor. 1 saat 45 dakikada A takım antrenmanı olduğunu düşünürsek, bu genç oyuncularımız toplamda 2,5 saat antrenman yapmış oluyorlar. Bunun yanında A takım antrenmanının olmadığı günlerde de bazen genç oyuncuları çağırıp, bireysel antrenmanlar ile eksiklikleri üzerine çalışıyoruz. Bazen de takım olarak çift antrenman yapmıyoruz ve tek antrenman yaptığımız günlerde onları sabah antrenmanına çağırıp, gelişimlerine odaklanıyoruz. Bunun yanında Tofaş Altyapı Teknik Koordinatörümüz Sedat Pınar, yardımcı antrenörümüz Gülhan Öztürk ve diğer antrenör arkadaşlar da bu çocuklarla yoğun bir şekilde ilgileniyorlar.

Son yıllarda ülkemizde alt yaş kategorilerinde kazanılan kupa ve madalyalar önemli bir reklam aracı haline geldiğini ve buna karşın da geçmişe nispeten daha az üst düzey oyuncunun yetiştiğine tanık oluyoruz. Oyuncu yetiştirmek adına altyapılarda nasıl bir anlayışın hâkim olması gerekir ki, ülke basketbolumuzda dünya çapında büyük basketbolcularımızın sayısı artsın?

Bence iyi altyapı oyuncusunun iyi fundamentalinin olması lazım. Bu nedenle de altyapılarda fundamental bilgisinin çok iyi verilmesi lazım. Fundamental dediğimizde sadece bire sıfır yön değiştirmelerden bahsetmiyorum. Pas fundamentalı, şut fundamentalı gibi konuların biraz daha fazla ele alınması lazım. Bununla birlikte yaratıcılıklarının ön plana çıkması lazım. Bunun için de öyle bir oyun planında oynatılmaları gerekiyor. Adı üstünde genç oyuncu ve altyapı. Hata yapa yapa öğrenecekler ve kendilerini geliştirecekler. Bir şeyleri deneye deneye öğrenecekler. Ona bu ortamı sağlayacak olan ve ona bu yaratıcılığı sergilemesine imkân verecek olan bir antrenör ve kulüp yapısının olması da gerekiyor. Tabii bunların en başında da bir yetenek seçimi gerekiyor. İyi bir yeteneğe yatırım yapıp, o yeteneğin üzerine kararlı bir şekilde gidilmesi lazım. Oyuncuların da öğrenmeye açık olmaları gerekiyor. Hem bireysel hem de takım olarak yapılan antrenmanların maç ortamında görülmesi ve test edilmesi şart. Genç oyuncuların antrenman tempolarını da sürekli zorlamaları gerekiyor. Tabii bu saydıklarımız olayın bir tarafı. Diğer tarafı ise bu kadar imkân var mı? Salon var mı? Bu kadar antrenöre yatırım yapacak kulüp var mı? Bu oyuncu profillerini seçebilecek ortam var mı? Bu imkânları sağlayacak kulüpler içinde Tofaş olarak bu yönden çok şanslıyız.

FUNDAMENTAL ŞART
İyi oyuncu yetiştirmek istiyorsak mutlaka fundamental eğitimini oyuncunun tamamlamış olması lazım. Altyapılarda çocukların hangi oyun düzeninde oynaması gerektiğinden önce, bu çocukların altyapı eğitimini iyi tamamlamaları gerekiyor. Türk basketbolunun en büyük eksikliği başta pas ve şut fundamentalıdır. Büyük oyuncu yetiştirmek için de buralara biraz daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Şu an en çok konuşulan isimlerin başında gelen Alperen Şengün’ün en önemli özelliği pas fundamentalidir. Banvit altyapısında fiziksel dayanıklılığı, kuvveti, pozisyon almayı iyi bilmesi, saha görüşünün iyi olması, fundamental kısmını iyi öğrenmiş olması Alperen’i diğer genç oyunculardan birkaç adım daha öne itiyor.

Avrupa ve dünya çapında iyi oyuncular yetiştirmek istiyorsak; oyuncunun yaratıcılığını kesmeyeceğiz, oyuncunun önünü açıp destekleyeceğiz ama fundamental eğitimini muhakkak iyi vereceğiz. Biz bazı şeyleri öğretmeden çok şey olsun istiyoruz.

AVRUPA'DA EN DONANIMLI ANTRENÖRLER ALTYAPIDA... BİZDE İSE...
Yetiştirici antrenör ve yetiştirici kulüplerin yaşadığı en önemli sorunlar nelerdir? Bu sorunları çözme adına öncelikli olarak ne gibi çalışmalar yapılmalıdır?

Ülke basketbolumuzdaki en büyük sıkıntıların başında antrenöre olan bakış açısı gelmekte. Basketbol antrenörünün öncelikle bir değerinin olması lazım. Biz bu işi çok severek yapıyoruz, bazıları çok iyi gelir elde etmek için bazısı da maddi olanakların dışında sadece sevgisi ile bu işi yapıyor. Ama ne olursa olsun bunun belli bir standardının olması lazım. Birçok Avrupa Şampiyonasına gittim ve Avrupa ülkelerinde dikkat ettiğim ilk şey; en tecrübeli, en bilgili ve en donanımlı antrenörlerin gerçekten iyi şartlarla en alt yaş gruplarında çalıştığına şahit oldum. Alt yaş gruplarında fundamentalın iyi olması ve detaya dikkat edilmesi gerekir dedik. O özellikler gelişene kadar da üzerinde ısrarla durulması lazım. Ülkemizde ise tam tersi olarak en az parayı biz altyapı antrenörüne verelim düşüncesi hâkim. En tecrübesiz antrenörler çocuklarla ilgilensin ve uğraşsın, bu çocuklar 16-17 yaşına geldiklerinde tecrübe edinirler dediğinizde zaten o yaş grubunu kaçırmış oluyorsunuz. Maalesef ülkemizdeki birçok kulüp bu şekilde ilerliyor. Ama ilk başta bu bakış açısının değişmesi lazım.

Antrenörlük eğitimi kısmına gelince de TBF zaten antrenör eğitimlerine dikkat ediyor. Antrenör lisansına sahip olmak ve o lisans seviyesini yükseltmek için gerekli olan seminerler ve eğitimler ülkemizde bence iyi düzeyde yapılıyor.

Oyuncu odaklı ya da yetiştirici antrenör dediğimiz antrenörlerin sayısını arttırabilir ve onları destekleyebilirsek, bu tarz problemlerle daha az karşılaşacağımızı düşünüyorum. Bence bunun bir çözümü yok. Ülkede oyuncu odaklı anlayış dışındaki anlayışlara talep olduğu müddetçe, yapıyor gibi gösteren antrenör sayısı da olmaya devam edecektir. O seviyede olmayan bir oyuncuyu; ben bu çocuğu A takım seviyesine çıkartacağım veya NBA’ya yollayacağım diye vaatlerde bulunan antrenörler de olmaya devam edecektir. Bu anlayıştaki antrenörlerin takımları da veliye verdiği vaatlerden dolayı zone da yapar pres de yapar. Yetiştirici antrenörlerin sayısını arttırmak için antrenörlere imkânlar sağlamamız lazım. Antrenörlerin de kendilerine yatırım yapmaları gerekiyor. Bu iş, emek harcamadan ve fedakârlık yapmadan olmuyor.

BEŞİKTAŞ, DAÇKA, TOFAŞ, GAZİANTEP, AFYON ÖRNEK OLMALI
Özellikle profesyonel liglerde çalışan A takım antrenörlerimizin, görev yaptıkları takımları ligde en iyi yerlere taşıma sorumlulukları ile birlikte, ülke basketbolumuz adına da değerler kazandırma gibi bir sorumluluğunun olması gerekir mi? Ya da yerli bir antrenör ne gibi sorumluluklar taşımalıdır?

Bence olmalı. Kulüpler ve yöneticiler başarı istiyor ama sezon sonunda o başarının yanında; ülke basketboluna hangi oyuncuları yetiştirdiniz, hangi oyuncuyu hangi seviyede alıp onlara neler kazandırdığınızın da sorgulanması gerekiyor. Bu oyuncuların seviyesini üst seviyeye taşıyıp, kendi A takımınızda süre verdiniz mi? Avrupa’ya, NBA’ya transfer ettirebildiniz mi? Bunlar bence önemli. Fenerbahçe ve Anadolu Efes gibi Euroleague takımlarının hedefi biraz daha farklı ama ortalamaya vurduğumuzda Süper Lig takımlarımızın çoğu şampiyonluğa oynamıyor. Bazıları için play-off başarı oluyor, bazıları için de ligde kalmak başarı oluyor. Bir şekilde bu sezonlar bitiyor. Bu sezonlar bittiğinde elde ne kalıyor? Bence önemli olan da o. Antrenör eğer buna dikkat ederek çalıştırırsa, buna dikkat ederek genç oyunculara süre verirse işte o zaman sene sonunda gelecek için bir fayda sağlanıyor. Öbür türlü her sezon 10-11 oyuncu transfer ediyorsunuz, 5-6 yabancı oyuncu getiriyorsunuz ve gençlere de hiç yatırım yapmıyor ve altyapıdan gelen oyuncuları oynatmıyorsunuz… Sonra sezon bitiyor ve yeni sezon için 10-12 yeni oyuncu daha alıyorsunuz. Bu süreç tekrar tekrar başa dönüp duruyor. Kulüp şampiyon oluyor mu? olmuyor. Play-off oldu ama elde bir şey yok ve tekrar yeni bir bütçe! Kısacası bunlar sürdürülebilir şeyler değil. Bu sezon BSL’deki antrenörlerimizin çoğu yerli ve genç oyuncularımızı takıma kazandırma anlayışını uyguluyorlar. Demek ki bu anlayış uygulanabiliyormuş. Başta Beşiktaş olmak üzere Darüşşafaka, Tofaş, Gaziantep, Afyon’da bu tarz oyuncular oynuyor. Diğer kulüplere de umarım bu tür organizasyonlar örnek olur.

NEDEN BÜYÜK OYUNCU YETİŞMİYOR?
Yıllardır başta altyapı organizasyonları olmak üzere, A takım yardımcı antrenörlüğü ve A takım başantrenörlüğü tecrübesi yaşamış biri olarak, ülke basketbolumuz adına istenilen düzeyde “Büyük Oyuncular” yetiştiremememizdeki ve yetişen oyuncuların da gelişimlerini istenen düzeye ulaştıramamamızdaki en büyük sorunlarımızın neler olduğunu kısaca bizlere söyleyebilir misiniz?

Altyapılarda ümit vadeden birçok yetenekli oyuncumuzun beklenilen düzeye ulaşamamasında, bu gençlerimize; A takım düzeylerinde yeterince süre ve sorumluluk verilmemesiyle birlikte yatırım yapılmaması geliyor. Bu nedenle de o büyük oyuncular yetişmiyor. 16 yaşına kadar oyuncuların fundamentalına, doğru top tutuşuna, doğru pas verişine, doğru şuta konsantre olunmalıdır. 16 yaşından sonra ise gerçekten başka bir basketbol var. Şu an Süper Lig’de ve Euroleague’de neredeyse tek oynanan şey pick and roll. Altyapı Milli Takımlarımızla Avrupa Şampiyonalarından döndükten sonra bir bizim genç oyuncularımızın A takımlarında aldıkları sürelere bakıyorsunuz bir de Sırbistan ve Hırvatistan gibi ülkelerdeki genç oyuncuların A takımlarda aldıkları sürelere bakıyorsunuz. A takım adına Sırp ve Hırvat oyuncular 25-30 dakika süre almaya çok genç yaşta başlıyorlar. 16 yaşa kadar fundamental merkezli bakış açısı %100 doğru ama bu yaştan itibaren bu gençlere yavaş yavaş A takım düzeyinde sorumluluk verilmeye başlanması, gelişimleri adına en önemli süreci kapsıyor. Her genç oyuncu, Cedi Osman ya da Luka Doncic gibi çok erken yaşta A takım seviyesine hazır olamayabiliyor. Bizlerin bu gençlere hazır olana kadar destekte bulunmamız gerekiyor. Ayrıca genç oyuncuların takım seçimlerinin de önemli bir etken olduğunu düşünüyorum.

Büyük oyuncu yetiştirebilmek adına tecrübelerime dayanarak beş önemli etkenin olduğunu söyleyebilirim. Bunlar;

1. Oyuncunun yeteneği ve eğitimi: Genç oyuncular için bazen erken şımardı diye bahsediyoruz. Bunda en önemli etkenin eğitim olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle genç oyuncuların eğitim hayatlarının muhakkak daha iyi olması lazım. Kendilerini geliştirmeleri adına daha çok kitap okumaları ve muhakkak da yabancı dil bilmeleri gerekir. Sadece basketbol oynayarak o vizyon artmıyor. Basketbolun yanında sosyo-kültürel gelişimlerini de sağlamaları bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

2. Altyapı antrenörünün yeterliliği: Altyapı antrenörüne yapılan yatırımın ve altyapı antrenörünün bilgi ve becerisinin, o oyuncuyu ilerletebilmek için yeterli olması lazım. O oyuncunun üzerine yapılan plan ve projenin detaylandırılıp, o planın uygulanılmasına dair ısrarda bulunulması da gerekir.

3. A takım antrenörü tarafından yer verilmesi: Altyapıdan yetişen oyuncuların, A takım antrenörleri tarafından görülmesi ve A takıma dahil edilmeleri gerekiyor. A takım antrenörünün de bu oyuncuların genç olduğunu bilmesi, eğitici ve yetiştirici olması lazım. O yetenekli gençler için açıklarını kapatacak şekilde A takımlarda ortamlar ve düzenler yaratılması lazım.

4. Kulüp vizyonu: Kulüp vizyonunun oyuncu gelişimine açık olması lazım. Altyapı olmadan bir kulübün sürdürülebilirliğinin olmayacağının kesinlikle benimsenmesi gerekiyor.

5. Aile, menajer ve çevre etkisi: Ailelerin oyuncuyu sadece desteklemeleri lazım. Çok fazla yorum yaparak ve onları etkileyerek değil, velisi olarak basketbol adına iyi ya da kötü yaptığı şeyler ne olursa olsun destekçi olmaları gerekiyor. Menajer tarafına baktığımızda ise oyuncunun iyi yönlendirilmesi gerekiyor. Oynayabileceği ve süre alabileceği şekilde doğru kulübe ve doğru antrenöre yönlendirmesi gerekiyor. Bunun için de oyuncunun çevresinden olumsuz anlamda etkilenmeyip, bu anlayışa uygun şekilde yetişmesi gerekiyor.

Bu ana başlıklar oturursa, gerçekten büyük oyuncuların da çıktığını görüyoruz. En başında da olmazsa olmaz olan oyuncunun çalışkan olması lazım. Bu kadar şey yapabilmenin yolu da tabii ki çalışkan olmaktan geçiyor. Hem özel hayatında hem basketbol hayatında hem de eğitim hayatında oyuncunun çalışkan olması lazım.

SALGIN SÜRECİ VE BGL
Bu sezonki Garanti BBVA BGL Erkekler kategorisinde oynanan maçların genel kalitesini ve oyuncu potansiyelini kısaca değerlendirebilir misiniz (A Grubu: Tofaş 6-0)?

Tofaş kulübü olarak, salgın sürecinden en az etkilenen kulüplerin başında geliyoruz. Bu süreçte hem her gün takım antrenmanları yaptık hem oyuncularımızla bireysel antrenmanlar yaptık hem de maç olsa da olmasa da BGL oyuncularımızın sağlığını ön planda tutarak her hafta covid testleri yaptırdık. Oyuncularımız, Haziran’dan itibaren yaklaşık 5-6 aylık süreçte çok sayıda bireysel antrenman yaptılar. Son üç aydır da temaslı bölüm olan beşe beş antrenmanları fazlaca yaptılar. Tabii bu antrenmanlar maç atmosferinde olmuyor. Salgın sürecinde hiçbir hazırlık maçı da yapamadık. Biz BGL’deki ilk etabı hazırlık dönemi olarak gördük. Kendi takımım adına söyleyecek olursam hem takım ve hem de bireysel performanslardan çok memnun değilim. Çok şey beklediğimiz ve potansiyelli olduklarını düşündüğümüz oyuncularımızın olduğu bir takıma sahibiz. Tabii uzun süre sonra maça çıkmaları, antrenmandaki gibi olmuyor. Maç ritmini kaybetmiş olmalarından dolayı, ilk grup maçlarında herkes 4-5 dakika sonra yoruldu. İstedikleri gibi oynayamadılar ve istedikleri gibi hareket edemediler. Bu nedenle ilk etabı hazırlık süreci olarak değerlendiriyorum. Ama buna rağmen BGL’de oynadığımız altı maçımızı da kazandık. Oradaki bakış açımızı oyuncularımıza da söylüyoruz. Zaten iyi oyuncular ve iyi antrenman yapıyorlar. Bireysel olarak herkes iyi performans gösterirse bu da takıma yansıyor; işte o zaman kazanmak ya da kaybetmek bizim için önemli değil diyoruz, skor önemli değil diyoruz ama bu işleri herkes zaten tam yaparsa bir şekilde zaten kazanıyorsunuz. BGL’de bu sezon oynayan 2001 (kontenjan yaşı), 2002, 2003 ve 2004 doğumlu bu gençlerin potansiyellerini iyi görüyorum. BGL’de ilerleyen maçlarla birlikte daha sert ve daha iyi oyunları izleyeceğimizi düşünüyorum.

Genel olarak bütün takımları değerlendirirsek; A grubunu canlı izledim ve B grubunu da internetten izledim. Genel olarak herkes maç ritmini kaybetmiş. Konsantrasyon olarak da normal sezonun normal seviyelerinin altındalar. Bunun yanında sertlik ve tempo olarak da normal sezonun altında performanslar izledik. Ama dediğim gibi bu düzelebilecek bir durum. Herkesin salgın sürecinin zorluklarından çıktığını ve hazırlık maçı oynamadan lige başladıklarını da unutmamalıyız. Herkes eksiklerini görme imkânı buldu. İlerleyen maçlarda takımların çok daha hazır olacağını düşünüyorum.

ALTYAPI MİLLİ TAKIMLARI
31 Temmuz–8 Ağustos 2021 tarihlerinde Konya’da düzenlenecek FIBA 18 Yaş Altı Erkekler Avrupa Şampiyonası’nda mücadele edecek Ay-yıldızlılarımızın, 19-26 Şubat’ta düzenlenen Bolu’daki kamp çalışmalarını ve kadroda yer alan oyuncuların gelişimlerini değerlendirebilir misiniz?

2004 doğumlularla bu yıl ilk kampımızı gerçekleştirdik. BGL final-four bittikten sonra, 2003-2004 doğumluları birlikte alıp büyük bir kamp yapmayı planlıyoruz. Genç Milli Takımımızın bu seneki Avrupa Şampiyonası biliyorsunuz Konya’da yapılacak. 2006 doğumlular için de yaz aylarında bir kamp planlanıyor. U13-U14 oyuncu havuzu seçmeleri için ise bu salgın döneminin geçmesi lazım. Şu an salgından dolayı gerçekten zor şartlarda çalışılıyor. Milli takım kampından veya BGL organizasyonundan dolayı virüsün hem oyunculara hem de kamplardan dönen oyuncuların ailelerine bulaşmaması için en azından şimdilik kendi kulüplerinde yapılan çalışmalar çok daha önem arz ediyor. Salgın yavaşlamaya başladığında yaz aylarında bu kamp programı hızlı bir şekilde uygulanacaktır. Sayın Fikret Doğan’ın önderliğinde Altyapı Milli Takımları olarak sürekli iletişim halindeyiz. Kamp yerleri, kamp zamanları hakkında sürekli araştırmalar yapılıyor. Ama öncelikle salgının durağan hale gelmesi gerekiyor.

Altyapı jenerasyonları adına kayıp yılların olmaması adına altyapı turnuvalarının (U14, U16, U18) il, bölge, Anadolu Şampiyonası ve Türkiye şampiyonası olarak oynanması gerektiğini düşünüyorum. Tabii bu organizasyonların olabilmesi için de gerekli koşulların sağlanması ve testlerinde sürekli olarak yapılması gerekiyor. Sürekli olarak testlerin yapılması gerektiği bir ortamda da bu durumun sürdürülebilmesi zor. Sürekli temasın olduğu basketbolda bu sağlık şartlarını sağlanmadan da şampiyonaların oynanması mümkün ve mantıklı değil. Bu sağlık şartları sağlandığı taktirde bence mutlaka oynanması lazım. Çünkü genç kardeşlerimizin basketboldan kopmamaları lazım. Yaklaşık 11 ay sonra BGL organizasyonu yapıldı ve genç sporcularımız başta olmak üzere herkes basketbol oynanmasından inanılmaz mutluydu. Her ne kadar oyuncuların ve takımların büyük bölümü 11 ay basketboldan uzak kalmaktan dolayı istediklerini sahada uygulama adına zorluklar çekseler de basketbola dönmekten dolayı keyifliydiler. Umarım diğer altyapı organizasyonları için de süreç olumlu anlamda hızla ilerler ve onlar da basketbola dönme mutluluğu yaşarlar. Tabii sağlığı riske atarak değil, uygun şartlar sağlandığı müddetçe oynanması lazım.

2004 doğumlu oyuncularımız Sayın Fikret Doğan önderliğinde hazırlanıyor. Bu oyuncularımızla geçtiğimiz ay uzun bir kamp dönemi geçirdik. Bu kamp döneminde Fikret ağabey ve Sayın Aydın Örs’ün önderliğinde altyapıda 16 yaş altında basketbol drilleri ve pick and rollsüz oynanan motion offense konuları hakkında hem bir kitap hem de bir video çekimi gerçekleştirildi. Aynı zamanda da antrenmanlar da yoğun bir şekilde yapıldı.

Bu yaş grubu çok fazla beklentimizin olduğu bir yaş grubu. Çok sizelı bir takıma sahibiz hatta Avrupa standartlarının da üstünde sizeları var. 2003 yaş grubuyla iki sene önce İtalya’daki Avrupa Şampiyonasında 7 maçta sadece 1 mağlubiyet alarak Avrupa beşincisi olmuştuk. Bu oyuncular arasında şu an A takımlarda süre alabilen ve süre almaya aday çok oyuncu var. Hem 2003 hem de 2004 doğumlu oyuncularımızın yüksek potansiyele sahip olmasından dolayı, Konya’daki Avrupa Şampiyonasından büyük beklentimiz var. Çünkü bu iki jenerasyon karışıyor ve bir bütün olacaklar. Hem size olarak iyi durumdalar hem de basketbol bilgi ve tecrübeleri olarak iyi durumdalar. Bu oyuncuları BGL’de daha iyi görme imkânım oldu. Bu bahsettiğimiz genç oyuncularımızın tamamı, düzenli çalışma imkânı olan takımlardan geldiler. Salgın sürecine rağmen gelişimlerini kötü bulmadığımı söylemeliyim. Hemen hepsi size olarak genişlemişler ve uzamışlar. Sokağa çıkma yasağı belki de fiziksel gelişimleri için yaramış bile olabilir. Mental olarak ise basketbola geri döndükleri için gerek BGL maçları gerek milli takım ortamı bir hayli onları pozitif hale getirdiğini de söyleyebiliriz. Bu yaptığımız kampın, geçtiğimiz yıllardaki yaz aylarında yaptığımız kamplar gibi yoğun bir kamp olmadığını da belirtmek isterim. Malum salgın sürecinden kaynaklı olarak, genç oyuncularımızın bu süreçteki kamp dönemini de buna göre düzenledik.

NEXT GENERATION'DA NEDEN BAŞARILI OLAMADIK?
İstanbul’da düzenlenen Euroleague Basketball Adidas Next Generation Turnuvası’nda 8 takım arasında yer alan üç takımımızın (Anadolu Efes U18, Fenerbahçe U18 ve Tofaş U18) yabancı ülke takımları ile oynadığı 10 maçta sadece 2 galibiyet aldığını görüyoruz. Bu turnuvayı, takımlarımızın ve oyuncularımızın performansını değerlendirebilir misiniz?

Öncelikle Avrupa’nın altyapı yaş gruplarındaki en önemli organizasyonu olan Euroleague Next Generation turnuvasına katılmak için yoğun bir çalışma ve uğraş gösteren kulübüme teşekkür ediyorum. Oyuncuların bu turnuvada çok önemli tecrübeler kazandığına ve Avrupa’daki aynı yaşta olan oyunculara karşı kendilerini kıyaslama şansını yakalayarak, son durumlarını görmeleri açısından müthiş katkı verdiğini düşünüyorum. Turnuvaya katılan Türk takımlarımızın da Avrupa’nın en iyi altyapılarına karşı; oynanan basketbol, fiziksel kuvvet, mental hazırlık, oyuncuların kendilerinin sorumluluk alması ve basketbol felsefeleri konusunda bir karşılaştırma fırsatı bulduğunu düşünüyorum. Turnuva sonrasında kendi adıma yaptığım değerlendirmede Avrupa’daki rakip takımların coğrafya ve toplumun karakteristik özelliklerine de bağlı olduğunu düşündüğüm, oyuncuların en küçük yaş gruplarından itibaren yetiştirilme tarzları, basketbolu sadece zevk aldıkları ve eğlendikleri bir oyun olarak görmeleri, yaratıcılığın ve paylaşmanın ön planda olduğu, çok iyi fundamentale sahip bir kurgu içerisinde olduklarını gördüm. Turnuvadaki en çok dikkatimi çeken detay oyuncuların kendi aralarındaki iletişimi, farkındalıkları ve antrenörlerin oyuna çok müdahale etmemeleriydi. Kendi takımım dahil Türk takımlarımızın ise karar verme, uygulama, oyun içerisinde özgürlük ve paylaşma konularında bana göre eksik kaldığımızı söyleyebilirim. Tofaş olarak size bakımından turnuvadaki her takımla eşit olduğumuzu ve bu konuda geri kalmadığımızı fakat fiziksel ve kondisyon olarak yeterli seviyede olmadığımızı tespit ettik. Aynı zamanda mental dayanıklılık ve özgüven açısından da istenilen seviyede bir turnuva geçiremedik. Turnuvada aldığımız sonuçları genelde bunlara bağlıyorum. Turnuva dönüşü de programımızı ve oyun planımızı biraz daha oyuncuların sorumluluk aldığı, paylaştığı, kendi ürettikleri ve hızlı karar verip tereddüt etmeden uyguladıkları bir çerçeveye getirmek için çalışmalarımıza başladık.

Euroleague Basketball Adidas Next Generation Turnuvasını, 2003 ve 2004 doğumlu oyuncuların yer alması açısından mini bir FIBA U18 Avrupa Şampiyonası olarak değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Çok şeyler beklediğimiz 2003 ve 2004 doğumlu oyuncularımızın; İspanya, İtalya ve Litvanyalı yaşıtlarına göre eksik yanları nelerdi? Neden kuvvet açısından bizim oyuncularımız bu kadar geri durumdalar?

Yukarıda da bahsettiğim gibi hem bireysel hem takım hem de toplum olarak yetiştirilme tarzları, spora ve basketbola bakış açıları, eğitimleri farklılıklar yaratabiliyor. Bizler Türk takımı, oyuncusu ve antrenörü olarak karakteristik özelliklerimize bağlı olarak daha hırslı, daha sabırsız, daha baskıcı ve kurallar çerçevesinde bir spor anlayışımız var. Veli ve çevre baskısı da eklenince oyuncuların sorumluluk alma ve inisiyatif kullanma alanlarında tercih hataları göze çarpıyor. Bence sorun ve farklılık sadece basketbol değil, spor anlayışıyla alakalı. Basketbol teknikleri bakımından eksikler ise şut fundamentali ve istikrarı ile fiziksel kuvvet olarak göze batıyor. Bunların hepsi daha alt yaş gruplarında, bu oyuncular bu seviyelere gelmeden uygulanan ve benimsenen fundamental, oyun anlayışı, yaratıcılık ve yaş gruplarına göre fiziksel antrenmanların yapılmasına bağlıyorum. Bu turnuvadaki sonuçlara bağımsız olarak söylemeliyim ki; turnuva boyunca ortaya çıkan performansı ve farklılıkları gerçekten analiz etmek ve sorunun temeline inmek istiyorsak daha alt yaş gruplarından başlayarak oyuncuların; donanımlı, özgüvenli, iyi fundamentale sahip, iletişimi kuvvetli ve basketbolu sadece zevkli bir oyun olarak görmeleri gerektiği düşüncesindeyim.

Antrenör olarak kendinize ileriye dönük ne gibi bir kariyer planlaması yaptınız? Bir antrenör olarak gelecekte kendinizi en çok nerede görmek istersiniz?

Benim için önemli olan yetiştirdiğim, emek harcadığım ve bir üst seviyeye geçtiğini gördüğüm oyuncularla A takım projesi ve A takıma bu oyuncuların yanına iyi seçilmiş yabancı oyuncularla üst seviyeyi zorlayan hatta şampiyon olabilecek bir kadronun başında görmek isterim. Bu TBL olur, Süper Lig olur, Avrupa Kupası olur fark etmez ama hayalim böyle bir takım oluşumuyla elde edilecek örnek bir başarıda yer almaktır. Bu çocukları yıldız takım veya genç takımdan itibaren alıp, çeşitli süreçlerde eklemelerle birlikte bu oluşumu sağlamaktır. Temel iskelette bu yetiştirdiğim oyuncularla bu başarıyı elde etmek var.

ALTYAPI ANTRENÖRÜ İÇİN SAAT OLMAZ
Kariyeriniz boyunca size en çok fayda sağladığını düşündüğünüz alışkanlıklarınız nelerdir?

Antrenörlük kariyerim adına en çok çalışkanlığımdan yararlandığımı söyleyebilirim. Antrenörlüğe başladığım ilk yıldan itibaren belirleyici olan şey çalışmaktı. Basketbolu ve çalışmayı çok seviyorum. Genç oyuncularla çalışmaktan ise ayrıca çok keyif alıyorum. İlk yıllarımda kendi minik takım antrenmanımı yaptırıyordum, onlar gidiyordu küçük, yıldız, genç takım antrenmanında yardımcı antrenörlük yapıyordum, onlar gidiyordu A takım antrenmanını tribüne çıkıp izliyordum. A takım oyuncuları şut antrenmanı yapıyorken, ben gidip onlara pas veriyordum. Yaklaşık 12-13 saat salonda duruyordum. Bu sayede her antrenörden her gördüğüm şeyden bir şeyler kazandım. Sonrasında da bu tecrübe ettiklerimle birlikte kendim bir şeyler yaptırıp, sonucunu görüyordum. Altyapı antrenörünün olmazsa olmazı saat mefhumu olmayacak. Sabah 06.00’da antrenman yaptırdım, gece 24.00’de bile antrenman yaptırdığımı hatırlıyorum. Bu çalışkanlık olursa çoğu şeyi ilerletmiş oluyorsunuz.

Diğeri ise araştırma yapmak. Günümüzde bilgiye ulaşmak geçmişe nazaran çok daha kolay hale geldi. Antrenörün araştırma konusunda istekli olması lazım ve kendini sürekli olarak geliştirmeli. Bu işte hiçbir zaman öğrenme bitmiyor. Bir şeyi çözmüş oluyorsunuz, yeni bir şey türüyor; bir tarafa odaklanıyorsunuz, diğer tarafın boş kaldığını görüyorsunuz. Bu nedenle de sürekli olarak araştırma yapmanız gerekiyor. Ben bunu iyi yaptığımı düşünüyorum. Bu konularda çok emek verdim ve bunlar benim kariyerimde birçok fayda sağladı. Geri dönüşler iyi oldu ve kendimi daha hızlı bir şekilde geliştirdim. Bunun yanında milli takım bana çok iyi geldi. Çünkü vizyonum bu sayede bir hayli gelişti. Daha önce önemsediğim bazı şeylerin önemsiz olduğunu; önemsiz olarak gördüğüm bazı konuların önemli olduğunu görme imkânım oldu. Herkes basketbolu muhakkak bir ölçüde biliyor. Ama detayları görebilmek, detayları konuşabilmek ve bunları oyuncuya aktarabilmek adına çalışkan ve araştırıcı antrenör olduğunuzda işler çok daha hızlı yürüyor.

Genç oyuncuları fundamental, teknik, taktik ve fiziksel olarak geliştirmenin yanı sıra bireysel gelişimlerini destekleyip "insani" yönleriyle ilgilenmenin önemi ve etkisi sizce nedir?

Çok genç yaşlardaki oyunculardan bahsediyoruz. Çağımız malum internet çağı. Her şeyi internetten izleyebiliyor ve takip edebiliyorlar ama aynı zamanda da çabuk etkilenen bir nesil. Çok aklı başında bir jenerasyon. Her şeyle ilgili farkındalıkları çok fazla. Bunu mutlaka aileleriyle birlikte, doğru kulüp ve doğru altyapı organizasyonuna yönlendirilmeleri lazım. Takım arkadaşlığını geliştirecek organizasyonlar yapılabilir, mesela Tofaş’ta otizmli çocuklarla ilgili projeler yapılıyor. Bu otizmli çocuklar, A takım ve altyapı oyuncularıyla beraber zaman geçiriyorlar. Genç oyuncularımız bu tür sosyal projelerde yer alabilir ve insani yönü kuvvetlendirecek, insani yönünü arttıracağı ortamlarda bulunup daha duyarlı oyuncular haline getirilebilirler. Huzur evi ziyaretleri, farkındalık söyleşileri gibi oyuncuyu bu tür insani özellikleri ön plana çıkartabileceği yönlere yönlendirmeliyiz. Ancak burada en önemli rol model hiç kuşkusuz antrenörlerdir. Öncelikle küçük yaştaki oyuncular için altyapı antrenörlerinin davranışları çok önemli oluyor. Bu nedenle bu konuda en önemli unsur altyapı antrenörlerinin doğru rol modeller olmasını sağlamamızdan geçiyor.

Bir yönüyle de bu profesyonel yardım da gerektiriyor. Çocuk gelişim uzmanlarının, psikologların vs. çocuk ve ailelere seminerler vererek aile-çocuk ve kulüp arasındaki ilişkinin de iyi sağlanması gerekiyor. Bu sayede iletişime açık olması, toplum içerisinde nasıl davranması gerektiğini iyi bilmesi, milli takım veya kulübünü en iyi şekilde nasıl temsil edeceğini içselleştirmesi lazım. Tabii biz bunları gerek bireysel gerekse de takım toplantılarında da sıklıkla anlatıyoruz.

“Takımdaşlık- Yetenek- Öğrenmeye açık olma- Çalışkanlık- Fizik”. Bu beş özelliği genç bir oyuncuda olması gereken önem sırasına göre sıralayabilir misiniz?

Üst düzey oyuncu yetiştirebilmek için öncelik sırasının şöyle olması gerektiğini düşünüyorum;

1. Yetenek: Hepimizin yetenekleri ve yapabilme kapasitesi farklıdır. Bir oyuncuya on kere anlatırsınız yapamaz ama bir başka oyuncuya bir kere anlatırsınız yapar: Bu yetenektir. Üst düzey oyuncu olabilmek için ilk sıraya yeteneği koyuyorum.

2. Çalışmak: Yetenekli oyuncu belli bir seviyeye çıkabilir ama çalışkan değilse en üst tarafta kalıcı olamaz. Bu nedenle de yetenekten sonra çalışmak gelmelidir.

3. Takımdaşlık: bulunduğu ortama, kulübüne, antrenörüne ve basketbola karşı aidiyet duygusunun olması lazım. Oyuncunun paylaşmayı sevmesi lazım. Bazı durumlarda bencil olabilir ve bazı durumlarda oyunu forse edebilir ama bunun sınırlarının olması lazım. Takımdaşlık, takımın kazanması, takım paylaşımı ve kulübün yukarılara çıkması oyuncu için önemli olmalıdır.

4. Fizik: Fizik önemli ama bazen de önemli olmayabiliyor. Yıllar geçtikçe bu konuyla ilgili düşüncelerimin de değiştiğini söylemeliyim. Benim gibi fiziksel oyunu seven bir antrenör bile bu konuda düşüncelerini değiştirip, TBL’de takımına 175 cm boyunda bir guard alabiliyor. Sonuçta yetenek ön plana çıkıyor. Oyuncunun boyu kısa olsa da; yeteneği, çabukluğu, hızı, doğru ve hızlı karar vericiliği ve şut özelliği ile ön plana çıkabiliyor. Kısa oyuncular böylece fiziksel dezavantajı avantaja çevirebiliyorlar. Bu nedenle ben fiziği artık sona ekliyorum.

Saygıdeğer Hocam, bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim. Ülke basketbolumuz adına göstermiş olduğunuz emeklerden dolayı size çok teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. 

Yorumlar Okunma: 3116