Kendi Yazdığımız Hikâyelere İhtiyacımız Var! (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Kendi Yazdığımız Hikâyelere İhtiyacımız Var! (İlker Yıldız)

17-05-21 01:37
Türk basketbol tarihini iyi bilen, uzun yıllar içinde olan ve bu konuda detaylı araştırmalar yapanlara ülke basketbolumuz adına en önemli başarı hikâyeleri nelerdir diye sorsak; eminim ki en başta Eczacıbaşı’nın 1987-1988 ve 1988-1989 yıllarında üst üste elde ettiği iki şampiyonluğu söyleyeceklerdir. Eczacıbaşı, 1986-1987 sezonuna ağırlıklı olarak 19-20 yaşlarındaki oyunculardan kurulu bir kadro ile başlamıştı. Bütün otoritelerin kesin küme düşer gözüyle baktıkları Eczacıbaşı, normal sezonu altıncı sırada tamamlama başarısı göstermiş ve play-off çeyrek finalinde uzatmaya giden üçüncü maçı kaybederek Efes Pilsen’i elinden kaçırmıştı. Türk basketbolunda yakın zamanda elde edilecek olan başarıların başlangıcı adına bu yaşanan süreç bir milat olarak kabul edilebilir. 1987-1988 sezonunda rahmetli Mehmet Baturalp'in (1936) başantrenörlüğünde yaş ortalaması sadece 21 olan; Murat Emen (1969), Orhun Ene (1967), Yusuf Erboy (1967), Tamer Oyguç (1966), Volkan Özal (1967), Larry Richard (1965, ABD), Murat Şener (1969), Serdar Susmuş (1967) ve Rüçhan Tamsöz (1968)’den kurulu bu genç oyuncu grubuyla önce normal sezonu averajla altıncı sırada bitirdiler, daha sonra da play-off’larda sırasıyla Tofaş SAS, Galatasaray ve Çukurova Sanayi’ye üstünlük kurarak şampiyonluğa ulaştılar. 1988-1989 sezonunda bu genç kadro, bir önceki sezon elde ettikleri şampiyonluğun tesadüf olmadığını gösterircesine, bu sefer hem normal sezonu lider bitirdiler hem de play-off’lar sonunda şampiyonluğa ulaştılar.

Hiç kuşkusuz rahmetli Mehmet Baturalp yönetimindeki bu gencecik oyunculardan kurulu takım, Türk basketbol tarihinin belki de en anlamlı ve en unutulmaz şampiyonluklarından birine imza atmışlardı. Eczacıbaşı, altyapısından yetiştirdiği genç oyuncularla çoğu basketbol otoritesinin küme düşer dediği takımlarla hem de üst üste iki kez şampiyonluk elde etmişti. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, Eczacıbaşı’nın bu destansı şampiyonlukları unutulmadı ve unutulmayacak da. Bu başarı aynı zamanda ülke basketbolumuzun ivme kazanmasında da çok önemli bir dönüm noktası oldu.

Bu başarıyı ülke basketbolumuz adına dönüm noktalarından biri yapan en önemli unsurlar olarak; bir kulübün nitelikli bir altyapı organizasyonuna sahip olması durumunda sportif açıdan da başarılı olunabileceğinin, potansiyelli genç oyuncularımıza yeterli alan açıldığında ülke basketbolumuza birçok üst düzey genç oyuncu kazandırılabileceğinin, bu tür gerçek hikâyeler barındıran sportif başarıların ülke çapında basketbolun yayılmasına katkı sağladığının ve uluslararası alanda ülke basketbolumuzun ön plana çıkmasını sağlayan en önemli ölçüt olan A Milli Takımımızın başarılarının da artmaya başlaması olarak sayabiliriz. Bu gerçek başarı hikâyeleri sayesinde her şeyden önemlisi altyapıların öneminin fark edilmesi ve bu sayede de Türk basketbolunda ciddi anlamda gelişme göstermesidir.

Daha sonraki yıllarda da benzer başarı hikâyelerine tanık olduk. Bunlardan biri 1996 yılında Aydın Örs yönetiminde Efes Pilsen’in Koraç Kupası şampiyonluğuydu. Bu şampiyonlukta da tıpkı Eczacıbaşı’nın başarı hikâyesinde olduğu gibi altyapıdan yetişen birçok genç oyuncu başroldeydi. Daha sonra da birçok kulübün bu başarı hikâyelerinden aldıkları ilham ile altyapılara ciddi şekilde eğilmeye başlaması ve beraberinde birçok üst düzey oyuncunun Türk basketboluna kazandırılmasına şahit olduk. 2001 Avrupa Şampiyonası’nda ve 2010 Dünya Şampiyonası’nda yaşadığımız ikinciliklerde de bu başarı hikâyelerinin yaratmış olduğu atmosferin etkisi unutulmamalıdır. 2010 yılından sonra ülke basketbolumuzda ciddi anlamda ivme kaybı yaşanmaya başladığını üzülerek görüyoruz. Bunun en önemli yansımaları olarak; beklenilen sayıda ve nitelikte büyük oyuncular yetiştiremememiz ve A Milli Takımlarımızın aldığı başarısız sonuçlardan görebiliyoruz

Ülke basketbolumuzun özellikle son 10 yılda yaşadığı ciddi ivme kaybındaki en temel etkenlerin başında hemen hemen çoğu kulübümüzün altyapılara istenilen düzeyde önem vermemesinden kaynaklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kulüplerimizin tamamına yakını yarışmacı kulüp olmayı ve kısa vadeli başarılar elde etmeyi; üreten ve uzun vadeli başarılar hedefleyen kulüp olmaya tercih ettiklerini üzülerek görüyoruz. Belki de bu anlamda ülke basketbolumuz adına istisna olabilecek kulüplerin başında Bandırma BK geliyordu. Yaklaşık olarak 15-20 senelik süreçte ilmek ilmek ördükleri başarılı altyapı organizasyonları ile ülke basketbolumuzun lokomotifi olmayı başarmışlardı.

Maalesef bu kulübümüzün ülke basketbolumuza kazandırdıklarına ve kazandıracaklarına karşın, onları layığı ile destekleyemedik. Bu mükemmel işleyen altyapı organizasyonunun faaliyetlerine son vermesine göz yumduk. Bandırma BK’nın kapanmasıyla birlikte birçok genç oyuncusuna Beşiktaş kulübü sahip çıktı ve önemli bir proje dahilinde kendi bünyelerine dahil ettiler. Sayın Ahmet Kandemir önderliğinde bu gençlerin de dahil olduğu ciddi bir proje hazırlandı ve normal sezonun sonunda ülke basketbolumuz adına çok değerli bir işe imza atıldığını da hep birlikte görme imkânı bulduk. Bu gençlerimize inanan ve onlar için ciddi projeler hazırlayan Beşiktaş kulübü yöneticilerine, Sayın Ahmet Kandemir’e ve emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.

Yıllar önce Eczacıbaşı’na olduğu gibi bu sezonun başında Beşiktaş’a da birçok basketbol otoritesi tarafından küme düşer gözüyle bakılıyordu. ING Basketbol Süper Ligi’nin ilk altı haftasında galibiyet alamayan takım, Ahmet Kandemir’in başantrenörlüğe gelmesinden sonra ligin geriye kalan 24 haftasında 19 galibiyet alarak, ligi beşinci sırada tamamlama başarısı gösterdi. Yetmedi, 2002 doğumlu oyuncusu Alperen Şengün yerli oyuncu olarak bütün istatistikleri altüst etti ve normal sezonun en değerli oyuncusu olmayı başardı. Bir diğer genç oyuncusu 1999 doğumlu Şehmus Hazer de hemen hemen bütün istatistik alanlarında ligde ilk 20’e girerek, yerli oyuncularımız adına son yıllarda göremediğimiz başarıları bizlere yaşattılar.

Bu iki oyuncumuz dışında Beşiktaş Icrypex’te bu sezon ciddi süreler alan birçok genç oyuncu da izledik. 2002 doğumlu Furkan Haltalı ve 2000 doğumlu Sadık Emir Kabaca, Alperen ve Şehmus gibi A Milli Takımımıza kadar yükselme başarısı gösterdiler. 2000 doğumlu diğer genç oyuncu Hakan Sayılı, 1998 doğumlu Ercan Osmani, 1997 doğumlu Egehan Arna ve tecrübeli oyuncu Mehmet Yağmur takımları adına önemli süre ve sorumluluklar almaya devam ediyorlar. Normal sezon sonunda BSL’de yerli oyuncuların takım içindeki katkısı açısından bütün istatistik alanlarında en üst sırada yer alan takım oldular. Beşiktaş Icrypex’te normal sezon sonunda yerli oyuncular toplam sürenin %65,03’ünü alarak, bu alanda son yılardaki en yüksek yüzdeye sahip oldular.

Eczacıbaşı’nın, tamamına yakını kendi altyapısından yetiştirdiği ve yaş ortalaması 21 olan oyuncularla 1987-1988 sezonunda normal sezonu altıncı sırada bitirip, play-off çeyrek finalinde o zamanki adı Tofaş SAS’ı eleyerek adım adım şampiyonluğa ulaştığı gibi; benzer şekilde Beşiktaş Icrypex de 21-22 yaş ortalamasına sahip oyuncu kadrosu ile 2020-2021 normal sezonunu beşinci bitirip, play-off çeyrek finalinde de Tofaş’ı 2-0’lık seri ile elemeyi başardı. Şimdi yarı finalde rakipleri Anadolu Efes. Beşiktaş Icrypex adına bunun sonu şampiyonluğa gider mi, gitmez mi bilinmez ama bu gencecik kadro ile şu ana kadar ortaya koydukları başarılı grafikle taraflı tarafsız herkesin gönlünü kazandıkları da bir gerçek. Eminim ki benim gibi birçok basketbolsever Beşiktaş Icrypex’in bu sezon elde ettiği başarılara şapka çıkartıyor ve ülke basketbolumuzun geleceğine damga vuracak birçok genç oyuncumuzun yer aldığı bu takımla da gurur duyuyordur.

Beşiktaş Icrypex’in bu sezon bizlere yaşattığı başarı hikâyesi, belki de yıllardır hayalini bile kurmamıza müsaade edilmeyen ve aklımızdan bile geçmesinin istenmediği şeylerin yani bizim çocukların da başarı hikâyeleri yazabileceklerini gösterdiler. Böylece bizlere dayatılan kendi değerlerimize yabancılaşıp, tüketici anlayışa hapsolma teslimiyetçiliğini de düşünsel anlamda ve pratikte kırmamızı sağladılar. Ülke basketbolumuz adına tıpkı 30 yıl önce başlayan diriliş, umuyorum ki tekrardan yaşanmaya başlayacaktır. Bu başarı hikâyesi ile kulüplerimizin altyapıların önemini daha iyi kavramaları, tüketici anlayış yerine üretici anlayışın sürdürülebilir olma adına en doğrusu olduğunu pratikte görme imkanları olmuştur. Beşiktaş Icrypex, genç Türk oyuncularının başrolde olduğu bir hikâye yazıyor, bizler de bu hikâyeyi keyifle okuyoruz. Şimdi sıra diğer kulüplerimizin de benzer hikâyeler yazmasında…

Şunu unutmamak gerekir ki, başrol karakterleri yabancı olan hikâyeler sizin hikâyelerin olamaz. Hikâyenin sizin olabilmesi için hikâyenizin kahramanlarının da sizin içinizden birileri olmaları gerekir. Kahramanlarını kendinize ne kadar yakın hissederseniz, o hikâyenin değeri de o kadar artar. Ben onca hikâye ve roman okudum ama bir ülkeye atfedilen hikâyelerin kahramanlarının, o ülkeye yabancı karakterler olduğuna ve olanların edebi bir eser anlamında değer gördüğüne de şahit olmadım. O zaman neden kendimize ait olan hikâyelerin kahramanlarını, kendimize yabancı karakterlerden seçmekte ısrar ediyoruz?

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla. 

Yorumlar Okunma: 2431