Cem Çağal: Oyuncu yetiştirmek sanattır (Kağan Tolun) - BasketFaul.com

Cem Çağal: Oyuncu yetiştirmek sanattır (Kağan Tolun)

24-05-21 14:42
Bu röportajda konuğumuz, Türk basketbolunun değerli antrenörlerinden Cem Çağal. Çağal'ı kısaca tanıtacak olursak antrenörlük kariyerine, 18 yaşında Tofaş'ta başladı. Sonrasında da ülkemizde çeşitli kulüplerde çalıştıktan sonra Amerika'da bazı oluşumlar bünyesinde yer aldı. Ardından ülkemize dönmesiyle birlikte sırayla Makospor, Fenerbahçe kulüplerinde görev yapan Cem Çağal, 2003 yılından bu yana da kuruculuğuna öncülük ettiği Yeşimspor'un baş antrenörlüğünü yapıyor. Bunların yanında Cem Çağal, Türk basketboluna, TBF bünyesinde 2005-2018 yılları arasındaki çeşitli dönemlerde eğitim kurulu üyeliği yaparak da hizmet verdi.

Türk basketbolunda geçmişe gittiğimizde özelikle 90'ların sonlarında başlayan dönemde Efes'in Aydın Örs ile gelen Koraç Kupası şampiyonluğu, 1999 ve 2000 deki üst üste 2 Final Four, 2002'de milli takımın Avrupa ikinciliği ve sonrasında o jenerasyonda üst üste NBA'e giden oyuncularımız ve nihayetinde 2010'da Dünya 2.'si olan bir milli takımımız vardı. Şimdi ise son dönemde İsveç, Letonya, Hollanda gibi takımlara karşı gelen yenilgiler ve Dünya Şampiyonası'nda sadece 1 galibiyet... Sonunda Olimpiyat Elemelerine gittiğimizde sevindiğimiz görüntülere geldik. Sizce Türk basketbolunda bu sportif başarıları yeniden yakalama adına önerileriniz nelerdir?
Bu grafik tamamen Türk Basketbolunun dönemsel Yönetim becerileri ile ilgili bir durum. Turgay Demirel'in özellikle ilk dönemlerinde Türk Basketbolu, millî takım düzeyindeki başarılar başta olmak üzere her alanda altın dönemini yaşadı. Uluslararası lobi gücünü kullanarak Dünya Şampiyonası gibi en üst düzeydeki organizasyonunu aldı ve Türk Milletine ABD gibi bir dünya ekolüyle final oynatma gururunu yaşattı. Harun Erdenay da "Basketbolu yaşayan, fikri olan, emek veren herkese kapımız açık" yaklaşımıyla projeksiyonu genişletti. Türk Basketbolunun tüm dinamiklerini bir araya toplayarak  ilk kez "Arama Konferansı” gerçekleştirdi. 
KEMAN VİRTÜÖZÜ OLMAK, ORKEASTRAYI AYNI BECERİYLE YÖNETECEĞİN ANLAMINA GELMEZ 
Ekibiyle birlikte Türk Basketbolu adına gerçekleştireceği çok önemli projeleri varken ve tüm camianın güvenini kazanmışken adeta bir anda şu andaki mevcut yapılanmaya gidildi ve düşüş başladı. Bu dönemde şunu bir kez daha gördük ki; iyi bir keman virtüözü olmak, orkestrayı da aynı beceriyle yönetebileceğin anlamına gelmez. Sonuç olarak Türk Basketbolunun yeniden zirve yapması adına öncelikli önerim köklü yönetim değişikliğidir. 

3. SINIF AMERİKALILARA BİNLERCE DOLAR VERİRLER, ALTYAPI KOÇUNA ASGARİ ÜCRET VERMEZLER
Son 10-15 senelik döneme bile bakacak olursak altyapı milli takım şampiyonalarında güzel derecelerimiz var ama şimdi o takımlarda kadroda olan oyunculara baktığımızda alt liglerde oynayan ya da BSL'de takım bulsa da kısıtlı süreler alabilen oyuncularımızın sayısı azımsanmayacak seviyede. Sizce bu durumun sebepleri nelerdir?

Bugün Türkiye Liglerinde mücadele eden kulüp yapılanmalarına bakın. Bir çoğunun sürdürülebilir projesi ve öz kaynağı yok. Sorsanız yeterince nitelikli genç oyuncunun yetişmediğinden, altyapının öneminden dem vururlar ama bir taraftan da 3. sınıf Amerikalı oyunculara binlerce dolar verirken, altyapı antrenörüne asgari ücret bile vermezler. Hiçbir vizyonu, planlaması olmadan ve uzun vadeli bütçe garantisi yaratmadan bir anlık ihtiraslarla kurulup, bir zaman sonra kapıya kilidi vuran çok kulüp gördük.

"Türk Basketboluna genç yetenekler kazandırmak" bilgili bilgisiz herkesin diline pelesenk olmuş. Bunun bedeli ağırdır. Oturduğun yerden ahkam kesmekle olmaz. Nitelikli oyuncular yetiştirmek için altyapınızda deneyimli antrenörler istihdam etmeli ve onlara her şeyden çok daha zor olan bu mesainin karşılığını vermelisiniz.

GENÇLERİN SÜRELERİ A TAKIM ANTRENÖRÜNÜN CESARETİNE BIRAKILMAMALI
Yetişen oyuncuların elit seviyede kazanılmaları adına alacakları süreler sadece A Takım antrenörünün cesaretine bırakılmamalı, TBF'nun bu yönde mutlak yaptırımları olmalı. 

Koca bir sezon bitmek üzere ve biz sadece Alperen başta olmak üzere bir iki genç oyuncunun öne çıkmasından bahsedebiliyoruz. Onlar da maalesef kapanan Banvit Spor Kulübü’nün mirasları. Doğru üretim modellerinin artmasından söz ediyoruz ama olanları kaybetmekte de üstümüze yok. TBF, FIBA seçimlerindeki "maddi manevi" enerjisini burada harcasaydı belki Banvit yaşamaya ve üretmeye devam edecekti.
 
Ömer Faruk Yurtseven, geçtiğimiz NBA draftlarına katıldı fakat seçilemedi. Buna rağmen pes etmeyerek önce G-League, geçtiğimiz günlerde de Miami Heat'ten kontrat almayı başardı. Yine geçtiğimiz günlerde daha 18 yaşında ligimizde MVP seçilen Alperen Şengün, NBA draftlarına katılacağını açıkladı. Bu iki oyuncumuzu gelecekte nerde görüyorsunuz?

Ömer Faruk 22 yaşında ve hayal ettiği şansı yakaladı. Eminim Alperen de draftların gözdelerinden biri olacaktır. Ancak her ikisinin de NBA için geliştirmesi gereken yönleri var. Umarım onlar adına herşey yolunda gider ve Milli takımımıza da çok büyük katkıları olur. 

TB2L'YE YENİ FORMAT VE YENİ MİSYON
Geçmişte Bandırma Kırmızı, Pertevniyal, Tofaş Gelişim gibi A takıma oyuncu yetiştirme odaklı pilot takımlar vardı. Bu pilot takım sisteminin son örnekleri ise daha çok BGL odaklı yapılar olan İstanbul Basket ve Kayserigaz oldu. Siz ülkemizde pilot takım oluşumları hakkında neler düşünüyorsunuz?

TBL'nin oyuncu anlamında BSL'ye kaynak yaratan bir lig olması lazım. 26,5 yaş ortalamasının oynadığı bir yapıdan ileriye dönük oyuncu havuzu yaratmak mantığa aykırı. TBL ve yok edilen Bölgesel Ligler yapısını da içine alarak genişletilmiş TB2L üretim hedefleri odaklı, yaş sınırlamaları olan Draft Liglerine dönüştürülmeli. Bu liglere sponsorlar bulunarak özellikle yetiştirici kulüpler üretim bazında derecelendirilerek ödüllendirilmeli. Böylelikle hem pilot takım kurmak ihtiyacını hisseden BSL kulüpleri için çok ciddi alternatifler yaratırsınız, hem de BGL gibi metazori bir organizasyona gerek kalmaz.

BGL ve oradaki takımların kadro seçimleri konusundaki düşünceleriniz nelerdir? 

Bu proje önceki federasyon dönemlerinde de bir iki dahi arkadaş tarafından dillendirilmiş ancak pozitif ayrımcılığa sebebiyet vereceği gerekçesiyle itibar görmemişti. Hem denge farkları hem de oynanan basketbolun ortalama kalitesi zaten ortada. Bir önceki sorunuzun cevabında da bahsettiğim gibi tüm genç oyuncuların eşit şartlarda ve çok daha kaliteli organizasyonlar içinde geliştirilmesi gerek.

Ülkemizde sporun her alanında olduğu gibi basketbolda da altyapıdan profesyonelliğe geçiş döneminde sporcular özellikle aileleri tarafından eğitimle spor arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor. Sizin bu ikilemde kalan gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur? ve Üniversiteler liginin sonlandırılması halkında neler söylemek istersiniz?

Bu konu maalesef yıllardır basketbolun kanayan yarası. Yaşı tercih noktasına gelmiş her gencin yeterliliği aynı değil. Dolayısıyla bir noktadan sonra bir çoğu için şans faktörü devreye giriyor. Bu gençlerin yaşadıkları coğrafyalar, aile yapıları ve beklentileri, üniversite tercihleri vs. bir sonraki adımın belirlenmesi için önemli etkenler. Türkiye'de Üniversiteler Ligi’ni NCAA modeli gibi bir organizasyona büründürmek mümkün değil.

Biz altyapı sporcularımızla dahi Kulüp/Okul antrenmanları ya da maçları ikileminde bile ciddi sorunlar yaşıyoruz. Kaldı ki geçimini ve kariyer gelişimini Kulübüyle özdeşleştirmiş bir oyuncunun aynı süreçte Üniversite takımı içinde de mesai harcaması ütopyadan öteye geçemez. 

Son dönemlerde bir çok yabancı guardın (Dixon, Wilbekin, Larkin) Türk vatandaşlığına geçtiğini görüyoruz. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Avrupa’nın en kalabalık ikinci ve boy ortalaması en kısa milletinin A Milli Takımının oyun kurucusunun 10 yıldır  devşirme olması, ayrı bir tez konusudur. Ama bu ödevin BESYO'larda değil Güzel Sanatlar Fakültelerinin "Tiyatro" bölümlerinde verilmesi gerekir. O fırsatları vermeniz gereken çok yetenekli Türk çocukları varken bu tercihlere yönelmek kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.

Siz altyapı seviyelerinde tecrübe kazanmaları için genç koçlara mı şans verilmesinden mi yoksa tam tersi daha çok tecrübeli koçun altyapıda görev alıp tecrübelerini aktarmasından mı yanasınız?

Bugün BSL dahil tüm liglerdeki oyunculara alıcı gözüyle bakın. Hemen her birinde az ya da çok fundamental defektler  bulursunuz. Bu eksikliklerin tamamı altyapı sürecindeki eğitim yanlışları ya da ihmalleri kaynaklıdır.

OYUNCU YETİŞTİRMEK SANATTIR
Oyuncu yetiştirmek ayrı bir sanattır. Altyapı organizasyonlarının maksimum verimlilikte olması, kulüplerin buraya verdiği değer, ayırdığı bütçe ve akıllı istihdamla doğru orantılıdır. Her kulübün altyapının başına bir mimar getirme gücü ya da şansı olmayabilir. Ama TBF'nin Antrenör Eğitim Sistemi içinde  Altyapılarda görev yapan özellikle 1,2 hatta 3. Kademe antrenörlerin mutlaka deneyimli isimlerin yanında staj zorunluluğu olmalı.

Sizin de uzun zamandır içerisinde bulunduğunuz Bursa basketbolunda eskiden Mako, Bosch, Oyak Renault, DSİ gibi basketbol denildiğinde akla gelen yetiştirici kulüpler vardı. Şimdi ise bu kulüpler bir bir faaliyetlerine son verirken yerlerini spor okulları aldı. Bu değişim hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu kulüplerin her birinin ayrı kapanma öyküleri var. Özellikle yabancı sermayeli firmalara Türk çocuğuna spor yaptırmak buralara bütçe ayırmak fikri ne yazık ki çok sempatik gelmiyor. Bunu en son Banvit örneğinde de gördük. Neredeyse bütçemizin tamamını kendi öz kaynaklarımızdan yaratmamıza rağmen ben bu tahammülsüzlüğü MAKO'da fazlasıyla yaşadım. Ciddi Kulüp yapılanmalarının giderek Spor Okullarına evrilmesi maalesef tüm ülkenin realitesi.

Spor Okulları ciddiyetle yapıldıktan sonra tabii ki olmalı. Çünkü böylelikle hiçbir çocuğun basketbol sevgisini örselememiş olur kimseyi mutsuz etmezsiniz. Ancak özellikle büyük firmaları ciddi altyapı inşasından başlayarak basketbolun içine sokmak da TBF’nin hareket kabiliyetlerinden ve sorumluluklarından birisi olmalıdır. Zira kaliteli organizasyonların sayısı ne kadar artarsa rekabet o denli güçlenir. Mesela adı üzerinde "Basketbol Gelişim Direktörlüğü"nün yegane işi bu olmalıdır. Yoksa zaten var olanı kendine göre dizayn etmek değil. 

EN İYİ BASKETBOLU ANADOLU EFES OYNUYOR
Anadolu Efes’te Euroleague’de zorlu bir sezonun ardından Final Four'a kalmayı başardı. Önce yarı finalde CSKA, bu turu geçerseler ardından da Barcelona – Milano eşleşmesinin galibiyle karşılaşacaklar. Anadolu Efes’in şansı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben EL’de en iyi takım basketbolunu Anadolu Efes’in oynadığını düşünüyorum. Uzun zamandır bir arada olan oyuncuların birbirleri ile uyumu ve sistemin adeta ezberlenmiş olması  diğer takımlara göre çok büyük avantaj. Takımdaki tek zaafiyet özellikle Real Madrid serisini zora sokan kırılgan yapı ve buna bağlı olarak kriz yönetimi becerisi. Yine de olumlu tarafından bakıp ders çıkarmak adına iyi ki F4 den hemen önce yaşanmış diyorum. CSKA, Mike James gibi ayakkabısına trip yapan bir figürün  takımdan ayrılmasıyla daha efektif basketbol oynamaya başladı. Bana göre bu maçın anahtarı Shane Larkin’in maçın hemen başlarında bir şeylere kızmasından geçiyor.

Barcelona-Anadolu Efes finalini daha olası görüyorum. O noktadan sonra da koçların önce kendilerinin sonra oyuncularının vücut kimyasını kontrolde tutma mücadelesi başlayacak. Bu savaşı en az hasarla atlatan da kupayı alır diye düşünüyorum.

İlerde ciddi anlamda profesyonel basketbolcu olmayı düşünen gençlere ne gibi tavsiyeler vermek istersiniz?

Tam da bununla ilgili bir çalışmanın hazırlığı içindeyken sorduğun çok iyi oldu.
BASKETBOLUN BÜYÜKLERİNDEN GELECEĞİN YILDIZ OYUNCULARINA ALTIN ÖĞÜTLER adı altında bir kitapçık hazırlıyorum. Her bir sayfasında Türk Basketbolunun efsane isimlerinin genç basketbolculara birbirinden değerli öğütleri var. Bence biraz daha sabredip bir şekilde hepsine ulaştırmayı planladığım bu kitabı beklesinler.

Yorumlar Okunma: 2159