Gece ve Gündüz (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Gece ve Gündüz (İlker Yıldız)

04-07-21 15:45
A Erkek Basketbol Milli Takımımız, FIBA 2021 Olimpiyat Elemeleri'nde Kanada grubunda yarı finalde Yunanistan'a 81-63 mağlup oldu. Millilerimiz, Yunanistan maçının ilk çeyreğini 22-8 önde tamamladıktan sonra, sırasıyla diğer çeyrekleri; 12-19, 13-24 ve 16-30’luk skorlarla geride tamamladı. Maçın ikinci yarısının skoru ise 29-54 yani 25 sayı farkla Yunanistan’ın lehine gerçekleşti! Yunanistan'ın en önemli oyuncusu olan Giannis Antetokounmpo'nun olmadığı bir takıma karşı belki de tarihimizin en önemli maçlarından birini oynadık ama özellikle ikinci yarıda tanınmayacak kadar kötüydük. Genç oyuncumuz Alperen Şengün'ün de bu yıl draft olacağını düşünürsek, 5 NBA oyuncumuzun yer aldığı kadromuzla bu Yunanistan'ı eleyip finalde Çekya ile karşılaşmalıydık. Yaklaşık 70 yıl sonra ayağımıza kadar gelen fırsatı maalesef teptik diyebiliriz.
Yine ve Yeniden Oyun Kurucu Sorunumuz
Milli Takımımızda turnuvaya gitmeden saatler önce devşirme oyuncumuz Shane Larkin'de ve turnuvanın daha ilk maçından sonra da Berk İbrahim Uğurlu'da yaşanan sakatlık şoku ile bir anda tam bir oyun kurucudan (PG) mahrum kalan millilerimizde, bu seviye açısından savunma yönü çok zayıf kalan Ahmet Buğrahan Tuncer ve hücum yönü yetersiz kalan Doğuş Özdemiroğlu ile oyun kurucu pozisyonundaki açığımızı kapatmaya çalıştık ama net bir oyun kurcu eksikliğini de Yunanistan maçında acı bir şekilde yaşadık. Başantrenörümüz Sayın Orhun Ene adeta hentbolda olduğu gibi savunma için Doğuş'u, hücum için de Buğrahan'ı oyuna alarak oyunda verim sağlamaya çalıştı. Yunanistan ise 30 yaşın üzerindeki iki oyun kurucusu Nick Calathes (1989) ve Kostas Sloukas (1990) ile adeta yürüye yürüye bizi yendiler. Nick Calathes maçı 18 sayı- 6 ribaunt- 6 asistle, Kostas Sloukas ise 15 sayı- 9 asist ile tamamlayarak adeta oyun kurucun kadar konuş ifadesini bir kez daha bize acı bir şekilde hatırlattılar.
Basit Oynamak Neden Bu Kadar Zor
Takımımızın üzerinde ilk çeyrekten sonra adeta ölü toprağı vardı. Topu paylaşmak yerine bazı oyuncularımız maçın kahramanı olmaya soyununca maalesef takımımızın ritmi de altüst oldu. Maçın başında oysa ne kadar güzel ve doğru bir şekilde içeride Alperen ile sayılar üretiyor ve iç-dış dengesini sağlıyorduk.
Maçın başında çok iyi bir spacing ile oyunun tek hâkimi durumdayken, bir anda takım olma olgusundan uzaklaştık ve bu yüzden de Yunanistan'ın ekmeğine yağ sürdük. Yunanistan milli takım oyuncuları ve teknik ekibi bile maçtan ümitlerini kesmeye başladıkları dakikalarda bizim çocuklar olaya heyecan katmak istediler(!) ve bu da hem kendilerine hem de bizlere pahalı patladı. Kanada'nın Çekya'ya yenilmesinden sonra adeta elimize kadar gelen Tokyo2020 Olimpiyatlarına katılma fırsatını da kendi elimizle itmiş olduk. Maalesef korktuğumuz başımıza geldi ve turnuva öncesi yazdığım yazıda ifade ettiğim gibi başarının sırrı basit oynamakta gizliydi ama biz bunu başaramadık.
Gece ve Gündüz Kadar Farklı Performanslar
A Milli Kadın Basketbol Takımımızın, FIBA 2021 Kadınlar Avrupa Şampiyonası’nda farklı mağlup olduğumuz Slovenya ve Bosna Hersek maçlarında ortaya konan oyun ile grup son maçında şampiyonayı üçüncü sırada bitiren güçlü Belçika karşısında başa baş ortaya konan oyun arasında nasıl gece ile gündüz kadar fark varsa; A Milli Erkek Basketbol Takımımızın, hazırlık döneminde Rusya ile oynadığı iki özel maçta sinyallerini verdiği gibi FIBA 2021 Erkekler Olimpiyat Elemeleri’nde gerek Uruguay gerekse de çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkan Yunanistan maçında da oyun anlamında gece ve gündüz kadar farklılıklar yaşandı. Her iki milli takımımızda oyun anlamında yaşanan gece ve gündüz kadar farkın bir tesadüf olmadığı açık. Oyun anlamında maçtan maça hatta maç içerisinde çeyrekten çeyreğe yaşanan bu iniş çıkışların öncelikle mental yönden kaynaklandığını söylemeliyim. Ancak bu seviyede bu ölçüde mental çöküşün yaşanmasını ne kültürle ne de insanlarımızın duygusallığı faktörüyle açıklayabiliriz. Çünkü A Milli Kadın Voleybol Takımımız, 2021 FIVB Milletler Ligi’nde oynadığı Sırbistan (3-2), Kanada (3-2), Rusya (3-2) ve grup maçında 3-1 yenildiği Japonya’yı üçüncülük maçında 3-0 yenerek, İtalyan çalıştırıcı Giovanni  Guidetti yönetiminde hemen her kritik maçı kazanabiliyor ve kriz anlarını aşma başarısı gösterebiliyor. Bu nedenle gerek basketbolda gerekse futbolda bu yaz ve hemen her yıl yaşadığımız hayal kırıklığını ne ülke kültürü ne de insanımızın duygusallığıyla açıklayabiliriz.
Mental Çöküşün İki Ana Faktörü
Milli takımlarımızın mental yönden çöküşünü iki ana faktöre bağlıyorum. Birincisi, basketbolda liglerimizin yabancı oyuncu cennetine dönmesinden dolayı (futbolda da aynı) yerli oyuncularımız arasında gerek takımı adına lider konumda olan gerekse de kriz anlarında sorumluluk alan oyuncuların parmakla bile sayılamayacak kadar az olmasıdır. NBA oyuncularımız da takımlarında lider oyuncular değiller ve genelde rol oyuncuları. Bu turnuvada milli takımımız adına en çok süre alan Cedi Osman’ın bu sezon NBA’de birçok maçta süre alamadığını da gördük. Ama Cedi Osman milli takımımızda oyunu sürekli olarak kişisel hale getirmeye çalıştı ve bu da takımımıza büyük zararlar verdi. Unutmamalıyız ki kişisel olarak bir maç kazanırsınız ama istikrar elde etmek ve turnuva kazanmak için takım olgusuna sahip olmalısınız. Furkan da hakeza aynı şekilde takımının bir winner oyuncusu değil, o da Cedi gibi rol oyuncusu. Hatta birçok maçta toplu oyununa bir rastlamadığımız oldu, sadece eski tabirle keskin nişancı şutörler gibi rakibin içeriyi iyi savunmasına karşın üçlük isabeti adına maçlarda oyuna alındı ve şut isabetiyle oyunda kaldı. Koca bir sezonu neredeyse boş geçiren, yaş itibariyle de toparlanma süreci geç olan ve NBA’de 18 maçta sadece 8 dakika ortalama ile oynayan Ersan İlyasova’nın, elemelerde millilerimiz adına 20 dakika ortalama ile maç başına en çok süre alan dördüncü oyuncu olması da ilginçti! Ersan’ın adeta oynayacak mecalinin kalmadığı ve birçok pozisyonda adeta ayaklarının bile gitmediğini görmek için beden dilini okumak bile yeterli olurdu. Takımımız adına gerek verilen süredeki takıma katkısı gerek turnuvadaki verimlilik puanı ile en başarı oyuncumuz olan 19 yaşındaki Alperen Şengün’ün gösterdiği başarılı performans ve kazanma isteğinde çok iyi bir sezon geçirmenin ve kadromuzda Şehmus Hazer ile birlikte takımının winner oyuncusu olmasının payı büyüktü. Şehmus Hazer gibi takımımız adına sezonu en iyi geçiren ve en hazır oyuncunun eğer sakatlık yoksa benchte unutulması da inanılır gibi değildi. Benzer durumun Ersan’ın savunma yapmayı bırakın, geriye koşmakta bile zorlandığı dakikalarda gözlerimiz James Metecan Birsen’i ararken, teknik ekibimiz ise turnuvadaki oyuncu rotasyonu için Metecan’ı gözden çıkarmıştı bile!
İkincisi ise mental yönden çöküşünün oyuncularımızdan daha çok, teknik ve idari ekiplerimizde daha fazla olduğunu düşünüyorum. Futbol, basketbol ve voleybol milli takımlarımıza (erkek ve kadın olmak üzere 6 takım) baktığımızda gerek hırs olarak gerek istek olarak gerek aldığı anlık kararlar olarak gerekse de beden dili olarak en güçlü ve istikrarlı kararlar veren kişinin, bu 6 milli takımımız arasında tek yabancı antrenör olan A Milli Kadın Voleybol Takımımızın antrenörü İtalyan çalıştırıcı Giovanni Guidetti olduğunu görüyoruz. Bu arada şunu da özellikle belirtmeliyim ki benzer şekilde A Milli Kadın Voleybol Takımımızın oyuncularının her sayı alışta her blok yapışta her topa dokunuştaki istek ve beden dillerine baktığınızda nasıl bir takım ruhu içerisinde olduklarını de görebilirsiniz. Tıpkı oyuncularında olduğu gibi Giovanni Guidetti’de de benzer beden dilini görebiliyorsunuz. A Erkek Basketbol Milli Takımımız, Yunanistan maçının ikinci yarısına 7 sayı önde girerken bile başta Cedi olmak üzere oyuncularımızın tamamındaki endişe adeta yüzlerinden okunuyordu,
dileyenler maçın tekrarına bakabilirler. Bu nedenle teknik veya idari ekiplerimiz içerisinde akıl ve duyguyu bir arada dengeye kavuşturacak, oradan da iyi bir milli takım atmosferi oluşturacak derinliğe sahip kişi ya da kişilere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu katkı oyuncularımızdan daha çok, teknik ekiplerimizin işini kolaylaştıracak ve işlerine tam olarak konsantre olup, çok daha verimli olmalarını sağlayacaktır.
Millilerimizin, FIBA Erkekler Olimpiyat Elemeleri’ndeki performansının genel değerlendirmesini ve çıkaracağımız dersleri (nedense bir türlü bitmedi bu ders çıkarmalarımız!) özetleyecek olursak; 
1) İki yarım oyun kurucu, bir tam oyun kurucu etmiyormuş. Dünya çapında oyun kurucular yetiştiremediğimiz müddetçe parkedeki akıl ve oyun istikrarını sağlayamayacağımızı artık görmeliyiz. Devşirme oyunculardan medet ummayı bırakıp, artık en az onlar seviyesinde oyun kurucular yetiştirmeyi bir zorunluluk olarak görmeliyiz.
2) İyi bir takım, iyi oyunculardan kurulu bir takım olabilir ama çok iyi bir takım olmak için iyi oyuncuların birlikte hareket etmesi gerekiyormuş. Bizde başta Cedi Osman olmak üzere NBA oyuncularımız gerek Uruguay gerekse de Yunanistan maçında kahraman olmayı seçtiler. Gerçek kahramanlar olabilmek için öncelikle kendi egolarından sıyrılmaları gerektiğini ise unuttular; çizgi romanlardaki pelerinli ya da maskeli çakma kahramanlara özendiler.
3) Bir diğer konu da eğer sakatlıkları yoksa (bildiğim kadarıyla yok) özellikle enerjisi ile takıma çok şey katabilecek olan Şehmus Hazer ve savunmasıyla önemli katkı verdiğine sıkça tanık olduğumuz James Metecan Birsen'den elemeler boyunca yeterince yaralanamamızı hatta Metecan'dan turnuva adına vazgeçmiş olunmasını da anlayamıyorum. Ersan İlyasova için bu sezon uzun bir süre NBA'den kontrat beklemekle geçtiği için ve sezonun sonuna doğru Utah Jazz ile kontrat aldıktan sonra sadece 18 maçta 8 dakika ortalama süre alabildiğinden dolayı, koca bir sezonun kendisi için çok verimli geçtiğinden söz edemeyiz. Ersan’ın uzun süre basketbol adına form tutamamasından kaynaklı olarak, eskiye nazaran yeterince formda ve güçte olamaması, eskiden olduğu gibi gerek ribaunt alma gerek sırtı dönük oyun oynama gerekse de içeriyi zorlamalarda beklentilerin altında kalmasına (%32 genel şut yüzdesi, 8 sayı, 3 ribaunt,
oyunda olduğu sürelerde -7 averaj) bu turnuvada sıkça tanık olduk. Ersan’ın bütün iyi niyetine rağmen vücudu elvermediği için çoğunlukla şut atmak dışında ilave katkıda bulunamadığını bizler görmemize rağmen, maalesef teknik ekibimiz göremedi ve Metecan'ın vereceği katkılar düşünülemedi!
4) A Milli Takımlar düzeyinde ne gençleştirme diye bir olgu vardır ne de genç oyunculardan kurulu olmanın gelecekte başarı elde etme adına bir garantisi vardır. Mesele yaşın genç olması değil, oyununun olgun olmasıdır. Her turnuvada züğürt tesellisi babında; "genç oyunculara sahibiz, gelecek turnuvalarda bu altın(!) jenerasyonumuzla büyük başarılar elde edeceğiz" retoriklerini artık bırakmalıyız.
5) A Milli Takımlarımızın neredeyse tamamında (voleybol hariç) ve neredeyse maç içerisinde bile gece ve gündüz kadar farklı olan performans iniş-çıkışlarının temel sebebi mental açıdan yeterli düzeyde olamamamızdır. A Milli Takımlarımızın mental yönden çöküşünün önüne geçme adına muhakkak idari ekibimizde olaya akıl ile denge katacak birilerinin olması gerekir. Sonuç itibariyle maçlar ve turnuvalar sadece parkede kazanılmıyor, önemli bir bölümü de parkenin dışındaki sorunların halledilmesiyle kazanılacaktır.
6) Maçı anlatan değerli arkadaşlar dahil olmak üzere herkesin diline pelesenk olmuş bir şekilde düşünmeden ve incelemeden "biz genç bir takımız" cümlesi söylenip duruyor. Oysa Olimpiyat Elemeleri'nde oynadığımız üç maça baktığımızda 20 dakika ve üzerinde süre alan altı oyuncumuzun sırasıyla;
Cedi Osman (1995), Furkan Korkmaz (1997), Doğuş Özdemiroğlu (1996), Ersan İlyasova (1987), Melih Mahmutoğlu (1990) ve Sertaç Şanlı (1991)'nın yaş ortalamasının 28,33 olduğunu görüyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi A Milli Takımlarda önemli olan oyuncunun yaşı değil; sezon genelindeki performansı, niteliği, yeteneği ve tecrübesidir. Çünkü A Milli Takımlar oyuncu yetiştirilecek yer değil; en iyilerin bir araya getirilerek iyi bir takım haline getirildiği yerdir. Oyuncu yetiştirecek olanlar; kulüplerin alt yapı organizasyonları ve TBF'nin alt yapı milli takım organizasyonlarının uyum içerisinde çalışmasıdır.
7) Ya devşirme oyuncu oynatma düşüncesinden tamamen vazgeçelim ya da devşirme oyuncu meselesini daha net kurallara bağlayalım. Scottie Wilbekin (1993) yavaş yavaş milli takımımıza alışmaya başlamışken, bir anda Shane Larkin (1992) de devşirme yapılıyorsa o vakit her ikisini de milli takım kampına alır ve iyi formda olanı da turnuvaya götürürsün. Sonuç itibariyle bu oyuncular devşirme oyuncu olmayı tercih ediyorlarsa, sıkça yaşadığımız devşirme oyuncu  sakatlıklarına karşı da bir zahmet milli takım ile birlikte bir ay kampa katılsınlar. Ayrıca kulüplerimizin iyi niyetli önerileri ile devşirme oyuncu yapılan yabancı oyuncuların, milli takımımız ile gerçek anlamda duygusal bağ kurabilme özelliklerinin de hesaba katılması gerekir.
8) NBA'deki oyuncularımızın gerek elemelerde yer alamaması gerekse de finallerde bir var, bir yok durumunda kalmalarına karşın, muhakkak NBA gitmeyen veya gidemeyen ama EuroLeague seviyesinde üst düzeyde oynayabilecek yerli oyunculara sahip olmanın yollarını bulmalıyız. Bu da ilk önce Bandırma BK gibi organizasyonların tekrardan oluşmasına imkân sağlayacak bir teşvik sistemine ihtiyaç vardır.
9) Pilot takım uygulamalarının yaygınlaştırılıp, ülke basketboluna ve kendilerine hiçbir faydası olmayan amaçsız kulüplerimizin TBL'de yer almaları yerine, burada BSL takımlarının pilot takımlarının ve üretici kulüp takımlarının yer almasını sağlayıcı ve teşvik edici desteklerin sağlanması gerekiyor.
10) A Milli Takımlarımızın teknik ekiplerinin başında bulunan gerek Sayın Orhun Ene gerekse de Sayın Ceyhun Yıldızoğlu ile en az 5 yıllık bir süreç birlikte çalışılmalıdır. Kesinlikle milli takımlarda sürekliliğin sağlanması gerekiyor ve bu sayede adeta kulüp takımları gibi bir birlikteliğin oluşmasına imkân verilmelidir. Sayın Orhun Ene ve Sayın Ceyhun Yıldızoğlu, A Milli Takımlarımız adına en ideal isimler. Onlara güvenmeli ve sabırla destekçisi olmalıyız.
Ben bu iki değerli isme sonuna kadar güveniyor ve her daim yanlarında olacağını ifade etmek istiyorum. Sadece bu değerli isimlerin parke dışındaki sorunlarla daha fazla yorulmalarını engelleyecek ve mental çöküşlerimizin önüne geçecek şekilde milli takımlar düzeyinde gerekli olan aklı katacak kişilerle desteklenmelerine ihtiyacımız var.
11) "Jenerasyon" kelimesini basketbolumuzdan kaldıralım. Jenerasyonlar beklemek ya da her başarıyı bir jenerasyona bağlamanın aslında bizim tembelliğimize biçtiğimiz kılıf olduğunu artık kabul etmeliyiz. Gerçek bir basketbol ülkesi jenerasyonlardan medet ummaz, zaten iyi bir basketbol kültürüne sahip oldukları için her dönem yetenekli oyuncuları ülke basketboluna kazandırır. Bizim geçmişte kendi başarısızlıklarımıza bulduğumuz kılıf olan "Altın Jenerasyon, gümüş jenerasyon..." vs. kavramları belki de basketbolumuzun gelişimine en büyük engel olarak durmaktadır. Acilen bu söylemi basketbolumuzdan uzak tutmalıyız. 
 
Her şey A Milli Takımlarımız için…

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla.

Yorumlar Okunma: 2504