Kazanmak zor, kaybetmek kolay (Fahri Güler'in mektubu) - BasketFaul.com

Kazanmak zor, kaybetmek kolay (Fahri Güler'in mektubu)

02-12-21 20:51
Önceki yıllarda sitemizde TBL değerlendirmeleri yapan antrenör Fahri Güler, takımının Balıkesir Yerel Ligi'nde yaşadığı bir olayı kaleme almış ve dert yanmış... İşte o mektup...

Kazanmak zor, kaybetmek kolay
Nereden başlasam, nasıl giriş yapsam bilmiyorum. Yıllardır büyüklerim defalarca neden yapılmaması gerektiği konusunda üstüne basa basa yazdılar. Hele ki böyle zor bir süreçten geçerken çok daha fazla dikkat edilmesi gerekirken, çocuklarımızı spora çekmek, sosyalleştirmek, sistemden kaynaklı sadece ders çalıştırılmak zorunda bırakılan çocuklarımızı sahaya çekmek bu kadar zorken.... Onları kaybetmenin kolay ama kazanmanın gerçekten zor olduğu bir dönemdeyken yaşanılan olay gerçekten hayal kırıklığı... 

Konu mu ne? Alt yapılarda oynanan maçlarda maçlarda alınmak istenen farklı galibiyetler, spora ve sporcuya zarar vermek, çocukların hayallerini yıkmak, kendini ispat etmek adına, spora, çocuklara, bulunduğun kuruma bencilce davranarak, egosuna yenilerek zarar vermek...

Çocuklarımız pandemiden o kadar fazla etkilendi ki... Evlerine kapandılar, bırakın sahaya çıkmayı sokağa bile çıkamadılar. Onları spora çekmek, sosyal hayata döndürebilmek, sosyal becerilerini geri kazandırmak ve maalesef eğitim sistemimizden kaynaklı zaman darlığında çocuklarımızı sporla tekrar hayata döndürmek adına verilen bu kadar emeğe saygısızca davranmak kabul edilir bir durum değil. O çocuklar ki, sahaya dönmek, derslerinin verdiği stresi atabilmek için cesurca davranırken heveslerini bir kişinin kırması ne spor ahlakına ne de spor etiğini uygun değildir. Ama işin içinde ego varsa, o insanı kör eder! Bir ego yüzünden onlarca çocuğu spordan küstürmek hak değildir.

Bandırma’da Banvit’ten sonra Türk basketbola hizmet etmek için müthiş bir tesis kuran, müthiş atılımlar yapan çok güzel bir organizasyon ve kulüp var. Salona girerken kapıda herkesin gülümseyerek karşıladığı, hatta Metin abinin çocuklarımıza kırmızı halılar serdiği bir ortam ile herkesin ruhu okşandı. Çocukların hayal edemeyeceği bir ambiyans yaşıyorlardı. Mutluluktan göz bebekleri fırlayacak gibiydi. Bir sporcu için her şeyin düşünüldüğü bir ortam ve organizasyon yaratılmış. Yolları da hedefleri doğrultusunda açık olsun. Ama her şeyin sonu vardı, Taa ki hava atışına kadar.

Hava atışıyla beraber ne olduysa o ana kadar ki he rşey beyaz iken kapkara oldu. İki takım arasındaki büyük fark apaçıkken... İspat derdine düşmüş bir antrenör, hem kendi çocuklarına hem de bizlere zarar vermek adına herşeyi yapar mı? Yaparmış. Acaba süre ilerledikçe bırakır mı, izin verir mi diye düşünürken hiç vazgeçmeden baskı yapmaya devam etmesi basketbol adına acı vericiydi. Bu duruma maçı yöneten hakemler bile şaşırması cabası. Cesurca davranıp, ailelerinden, derslerinden anca zaman ayıran çocukların BAŞARISIZMIŞ duygusuna kapılmalarını, kenara hepsinin gözünden yaş ile dönmesini kabullenmek mümkün değil. Oysa onlar sahaya çıkarak ne kadar başarılı, ne kadar cesur olduklarını ortaya koyuyorlar. Bu davranışa bu tutuma anlam vermek mümkün değildi. İkinci yarı başladığında belki devam etmez dedim ama nafile. Bu durum artık spora zarar verince müdahale etmek istedim, Mola aldım ve çocuklarıma onların her pozisyon sayı atmasına izin vermelerini söyledim. Hatta ve hatta, onlar basket attıktan sonra da topu onların yarı sahasına koyarak döndük acaba biraz olsun farkındalık yaratır mıyız diye nerde, asla değişen bir şey olmadı. Taa ki son 3-4 dakikaya kadar. Belki onun bildiği ama bizim bilmediğimiz bir şey vardı bilmiyorum! Şunu diyebilirsiniz yeni basketbola başlamış çocuklarla niye maça çıkıyorsun o zaman, lige katılmasaydın. Biz 4. takımız, biz lige katılmasaydık maçlar oynanmayacaktı.

Asıl acı olan ne biliyor musunuz, burası bakın çok daha önemli! Maçtan sonra kalktım, spor etiği olarak koçun elini sıkmaya, tebrik etmeye gittim ve bana kendi sporcularını suçlayan bir cevap vermesi sonucunda hayal kırıklığım iki katına çıktı. Bu arada oynanan yaş kategorisi de 13-14... Bana dediği şu: Çocuklara söyledim ama beni dinlemediler, sözümü dinlemediler! Hani maç boyunca neredeyse yerine oturmadan maçı yöneten, durmadan oyuncularını fırçalayan biri değilmiş gibi, birde kalkmış kendi sporcularını suçluyor. O an resmen akıl tutulması yaşadım. O yaştaki çocuğun böyle birşey yapması imkansız, Koç ne derse onu yapar, koçun gözünün içine bakar. Yıllarca her yaş kategorisinde maç yöneten biri olarak bunu kabul etmek imkansız, gerçekten imkansız. Orada çalışan sporculara daha fazla üzüldüm. Bu davranış, bu söylem, bu tutum, spora, organizasyona, aklınızın gelebileceği her şeye saygısızlıktır başka bir şey değil!

Koçun görevi rakibe saygıyı öğretmek, sporun ahlaki değerlerini vermek, tabii önce bunların kendisinde olması gerekir. O güzelim organizasyonun bir tarafta okyanusu geçerken, diğer taraftan derede boğulması beni çok üzdü. Benim üzülmemin sebebi çocuklarımın üzülmesi. Umarım kurumlar böyle olayların daha fazla yaşanmaması için kendi içinde de önlemler alırlar. Çocuklarımıza sporu sevdirelim, onları hayata hazırlayalım, güçlü ve mutlu bireyler olsunlar ve iyi ki sporun içinde olmuşum dedirtelim. Kaybetmek kolay, kazanmak zor... 

Domain - Hosting - Cloud

Yorumlar Okunma: 1428